kapat

18.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Ordu ve güven!..

Bir vesile ile Hakkı Devrim ağabey yazıyordu, geçen gün "Türkiye'nin en güvenilen kurumu hangisidir" sorusuna verilen yanıt hiç değişmiyor: Ordu!.."

Öyledir, bu ulus en çok ordusuna güvenir.. Ben de öyle.. Kaç kez yazmışımdır, "Geceleri başımı yastığa koyduğumda rahatça uyuyorsam, bunun sebebi ordudur" diye..

Bu ülkede bir takım köşe yazarları yıllardır bu güveni sarsmayı kendilerine görev edinmişlerdir. Her fırsatta orduya saldırır, onu demokrasi düşmanı, derin devlet gibi göstermeye çalışırlar. Ordunun Atatürkçü ve Kemalist olması da onlar için en büyük günahlardan biridir.

İran'ın mollaları, Afgan'ın Taliban'ı onlara, bizim ordudan daha cazip gelir, nedense..

Ne var ki, tüm bu çabalarına rağmen, milletin askerine güvenini sarsamazlar.

Ne sarsar?..

Ordunun kendi hataları..

Mesela..

Ege Bank ile binlerce insanın parasının üstüne yatan yeğen Demirel'in zaten 28 günlük askerliğini bile çok özel koşullarda yapması, askerde bile korumalarla gezmesi, teskere alışında, özel himaye ve muameleye tabi tutulması sokaktaki vatandaşı fena halde rahatsız eder..

Mesela..

En azılı mafya babaları bile sevgilileri ile yaptıkları telefon konuşmaları dinlenerek ele geçirilirken, günde enaz onar kez, eşi, ya da metresi ve de sevgilisi ile konuştuğu bilinen Erdal Acar'ın bir türlü yakalanıp birliğine teslim edilememesi fena halde rahatsız eder..

Hele bu Erdal Acar'ın daha önce tam teşekküllü bir askeri hastaneden "Askerlik yapamaz" diye heyet raporu aldığı bilinirse, daha da rahatsız eder.

Efendim askere alma işlerini Milli Savunma, yani siviller yapar, asker kaçaklarını polisler, yani siviller izler.. Bunu halka anlatamazsınız. Milli sporcuları "Asker kaçağı" diye spor sahalarından inzibatlar alırken..

Mesela..

Yıldönümünü yaşadığımız depremde, hemen herşey şeffafken yıkılan askeri binalar, bu binaları yapanlar ve binaların altında kalıp ölenlerle ilgili hemen herşeyin gizli tutulması, kamu vicdanını hem de fena halde rahatsız eder..

Mesela..

30 ağustosta emekliye ayrılacak generallerle ilgili yorumlara anında ve çok sert yanıt verilirken, ordunun ortalığı karıştıran son kararname başta, hükumeti pek çok konuda sıkıştırarak adeta "Yürütme erki"ni kullandığı haberlerine sessiz kalınması bu rahatsızlıkları ısrarla kaşılayanların ekmeğine fena halde yağ sürer..

Özet, gene Özdemir Asaf'ın unutulmaz dizeleri..

"Bütün renkler ayni hızla kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler!.."

Bu ülke insanının en, belki de tek güvendiği kurum bembeyaz kalmak zorundadır.

Galatasaray'da "Fetret Devri!.."
Yeni binamızla birlikte bilgisayar yazım sistemlerimiz de değişti. Alıştığımız, ezberlediğimiz, kolayladığımız eski sistem niye gitti, bu karma karışık ve bize fayda temin edeceğini hala anlayamadığım yeni sistem niye geldi, bilmiyorum. Kararı alanlar bildiklerini bizahmet biz kullananlara da anlatsalar da rahatlasak..

Şimdi bu yeni sisteme, biz ve yazı işleri alışana kadar neler olacak çok merak ediyordum. Dün olmaya başladı. "Galatasaray'da Fetret Devri" başlıklı yazımın girişi bir bölümün bilgisayarda kaybolması, geri kalanların da birbirine girmesi yüzünden bilmeceye döndü.. Ve açık söyleyeyim, yazının tümü de büyük ölçüde anlamını yitirdi. Nerdeyse yarım sayfa tutan Galatasaray analizini yeniden yayınlama şansım yok.. Özür dileyerek bugün bozulan kısmı düzeltebiliyorum sadece..

Laf ola değil, gerçekten imparator haline gelen ve belki de bu yüzden ayrılması adeta teşvik edilerek yollanan Fatih Terim'in ayrılmasından sonra Galatasaray'da ortaya çıkan iktidar boşluğunu anlatan bu yazı aslında bakın nasıl başlayacaktı..

***

"Sözlükler Fetret'i 'İki Hükümdar arasında geçen süre' diye yazarlar.. Yıldırım Beyazıt'ın Timur'a esir düşmesi ile, Çelebi Mehmet'in hükümdar olması arasında geçen 11 yıla tarihlerimizde 'Fetret Devri' denmesi bu yüzdendir. Bu devrede, Yıldırım'ın dört şehzadesi arasındaki saltanat savaşı, yeni kurulan Osmanlı'yı çökme aşamasına getirebilirdi. Allahtan yöredeki Osmanlı dışı ve Osmanlı'ya hep yenilen hıristiyan tebalar birleşip harekete geçemediler. Çelebi Mehmet, kazandığı zaman içinde kardeşlerini haklayıp tek başına iktidar oldu ve imparatorluk kurtuldu.

Şimdi Galatasaray'da aynen bu durum var.."

TEBESSÜM
Tanrı erkeği yarattığında ne dedi?

-Daha iyisini yapabilirim.

Vefa!..
Ellerine sağlık Can.. Ellerine hem de nasıl sağlık..

"Vefa", gazetelerin standart haberi..

Herhangi bir vesile ile mezar başına giderler.. Etrafı boş mezarın fotoğrafını çekerler.. Sonrası hep ayni.. "Unutuldu" edebiyatı..

Bu "Vefasızlık" haberleri bir kenarda hep durur.. Ne zaman haber sıkıntısı var.. Çek bir "Vefa" haberi..

"Vefasızlık fetişizmi" diyor, Can Ataklı, dün..

Kemal Sunal'ı 40 günde unutmuşuz.. Nerden belliymiş, unuttuğumuz?.. Mezarının başında 40'ı için tören yapılmış da kimse gelmemiş..

Bakın mezar ziyareti bir inanç meselesidir. Kimsenin daveti gerekmez. Hele özel günler hiç gerekmez..

Ne yani, ben annemi, bayram sabahları ve her yıl 29 martta mezara giderek mi unutmadığımı kanıtlayacağım, etrafa..

Hadi canım sen de..

Annemin mezarına, cenazeden sonra bir kez gittim. Babamı da yanına gömerken. Ondan sonra her ikisinin mezarına da adım atmadım, 35 yıldır..

Hadi birisi çıksın da, benim anne ve babamı unuttuğumu söylemeye cesaret etsin bakalım..

Onların yeri, asri mezarlıkta, artık belki kemiklerinin bile kalmadığı mezar değil, benim kalbim, ruhum ve beynimde.. Bana verdikleri, bana yaşattıkları ile heran benimleler.

Gece yastığa başımı koyduğumda onlarla kaç kez konuştuğumu, kim bilebilir?.. Bilmesine gerek de yok..

Medya, duygu sömürüsü, vefasızlık fetişizmi haberleri ile kimsenin vicdanına saldırmasın..

Kemal Sunal'ın ölümünden sonra bile, reklamlarda sömürülmesine göz yumanlar, adam her gece ekranda iken "Unutuldu" edebiyatını yapmasınlar, ayıp oluyor..

BİZİM DUVAR
Birileri bu ülkede milyarlarca doları tokatlarken bizim derdimiz başka; İbo Asena'yı tokatladı mı tokatlamadı mı?

Hakan & Utku

Haber kanalları!..
NTV ve CNN, yarım saatte bir haber veren kanallar. Bu kanallarda haber tekrarları eleştiriliyor. İşin komik yanı, bu televizyonları yönetenler de bu eleştirileri dikkate alıp, bültenleri değiştirmeye çaba gösteriyorlar..

Oysa haber kanallarının temel işlevi, günlük yoğun işleri arasında bir fırsat bulduğunda, nelerin olup bittiğini, ya da belirli bir konunun sonuçlarını merak eden, zamanı kıt, işleri yoğun insana hizmet götürmektir. Bu yüzden temel haberler, hemen her bültende tekrar edilir. Edilmelidir.

Örnek..

Cumhurbaşkanı ile Başbakan görüştüler mi, ne oldu?..

Galatasaray'a Şampiyonlar Ligi kuralarında kim çıktı?..

Günün hangi yarım saatinde haber kanalını açarsam açayım, bu soruların yanıtını bulursam eğer, o ülkede bir haber kanalının var olduğundan söz edilebilir.

Yarım saatte bir yapılması gereken, temel haberleri, sırf değişiklik olsun diye bülten dışı bırakmak değil, varsa gelişmeleri eklemektir, o kadar..

Haberi tekrar etmek, yanlış değil, asıl yapılması gereken görevdir.

Haber kanalları, sabahtan akşama televizyon başında oturanlar değil, acil haber ihtiyacı duyanlar içindir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır