


Hayalet kent Sarıyer
Bu köşenin okurları İstanbul Boğazı'nda hayalet gibi duran kimi durdurulmuş kimi beline kazma vurulmuş ama yıkılmamış binalarla ilgili yazıları hatırlarlar.
Özellikle Sarıyer'de 10 yılı aşkın süredir tek çivi çakılmadan öylece bekleyen yüzlerce bina, villa, iç savaş sonrasının Beyrut manzaralarını andırıyor.
O inşaatlar neden başladı, neden durdu, bunların hepsi ayrı ayrı tartışılabilir, ama o bölgeyi böyle savaştan çıkmış gibi bırakmaya kimsenin hakkı olamaz.
Yasal değilse zamanında tamamen yıkılırdı, yerine ağaçlar ekilirdi, 10 yılda o bölge orman olurdu.
Ya da yarım kalmış binaların bitirilmesine izin verilir, hem yüksek bir ceza kesilir, hem de her binaya en az 10 ağaç dikme zorunluluğu getirilirdi. Her iki durumda da o bölge cennet gibi olurdu. Ama şu anda hayalet şehir gibi duruyor.
Üstelik 10 yılı aşkın süredir bu yapılara hiçbir şey yapılmaz, arsa sahipleri binbir hakarete uğratılırken, çevredeki pekçok hazine arazisi işgal edildi. Kimse bu talana dur diyemedi.
Önceki gece Metin Kaya Çağlayan'ın Çamtepe sitesindeydim. Çeşitli gazetelerden gelen arkadaşlarla birlikte hem yemek yedik hem de bu bölgenin sorunlarını konuştuk.
Metin Kaya Çağlayan'i ilk kez tanıdım. Sarıyer bölgesinde en büyük arazilerin sahibiymiş. Yıllar önce kamuoyunda adı çok duyulan Uyum sitesinin bulunduğu bölge Çağlayan'a aitmiş. Ayrıca şu anda büyük blokların yapımına izin verilen arazi de onunmuş.
Çağlayan devletin kendi yaptığını kendisinin bozduğunu bu nedenle pekçok kişiyi zarara uğrattığını söyleyerek "Devleti kime şikayet edeceğim" diye sordu.
Bugüne kadar yaptığı hiçbir inşaatın ruhsatsız, kaçak, usulsüz olmadığını söyleyen Metin Kaya Çağlayan "Devlet ruhsat veriyor, inşaata başlıyoruz, sonra yine devlet bu ruhsatı iptal ediyor, yapılanların yıkılmasını istiyor" dedi. Yemekte Bedrettin Dalan da vardı. Bugün Sarıyer'i hayalet kente çeviren kararlar Dalan döneminde alınmıştı.
'Vandalizm İstanbul'u mahvetti'
Sarıyer'deki yemekte İstanbul eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan da vardı. Dalan Sarıyer'in ve İstanbul'un içine düştüğü durumdan çok üzüldüğünü anlattı gece boyunca. Özellikle Nurettin Sözen dönemini "Vandalizm" olarak nitelendiren Dalan "Bu bölgedeki ruhsatları ben verdim, ama o arkadaş gelip herşeyi durdurdu, ama kaçak yapıları durdurmadı" dedi.
Bedrettin Dalan 1980'li yılların sonunu anlatırken İstanbul'u güzelleştirmek için Boğa'da sınırlı sayıda bahçeli, en fazla üç katlı binalara ruhsat verdiklerini söyledi. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin bunu iptal ettiğini hatırlatan Dalan "Ama mahkeme gerekçeli kararı açıklamadan kararı basına sızdırmıştı. Biz de gerekçeli karar açıklanıncaya kadar ruhsatları verdik. Sonra seçimler yapıldı, kaybettik, gelen arkadaş Danıştay'a başvurdu. Danıştay görülmemiş biçimde kendini kanun yapıcı yerine koyarak yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu da herşeyi mahvetti. İşte o günden beri bu bölge böyle" diye konuştu.
Dalan konunun bir küçük kanunla çözüleceğini de söyleyerek "Yeterki Başbakan tamam desin. Bu bölge de İstanbul da kurtulur" dedi.
VANDALİZM: Kültür ve sanat eserlerinin vahşice yakılıp yıkılması. Yüzlerce yıl önce yaşamış olan Vandal kavminden gelen bir deyim.
'İstanbul'da beş milyon kaçak yapı var'
Sarıyer'de büyük arazileri olan Metin Kaya Çağlayan ruhsatlı yapıların engellendiğini ancak hazine arazileri üzerine yapılan kaçak yapıların çığ gibi büyüdüğünü söyleyerek "İstanbul'da beş milyon kaçak yapının bulunduğunu" ileri sürdü.
Çağlayan bu konuda şöyle bir öneri getirdi: Bu binalardan ortalama 30'ar bin dolar alınsın. Böylelikle bütün binalar önce yasal hale getirilsin. Böyle bir operasyonla 150 milyar dolar toplanır. Bu para Türkiye'yi uçurur. Ne iç ne dış borç kalmaz.
TRT'den Ziya Taşkent'e saygı
Bir yıl önce Marmara bölgesini vuran korkunç deprem Türk Sanat Müziği'nin en iyi erkek seslerinden Ziya Taşkent'i de aramızdan alıp götürmüştü. Ziya Taşkent 17 Ağustos'taYalova'daki yazlık sitesinde tatil yapıyordu. Yanında eşi ve iki çocuğu da vardı. Korkunç deprem bütün Taşkent ailesine mezar olmuştu.
Müzik yaşamının çok büyük bölümünü TRT'de geçiren Ziya Taşkent ölümünün birinci yılında TRT tarafından unutulmadı. TRT Ziya Taşkent'i sesi ve eserleriyle yaşatmak için bir albüm çıkardı.
Büyük çoğunluğu Ziya Taşkent'in bestelerinden oluşan 19 Türk Sanat Müziği eserinin yer aldığı albüm piyasaya da çıktı.
TRT Genel Müdürü Yücel Yener'in bu vefalı davranışı sanat dünyasında büyük etki yaptı.
Medya dedikoducusu
Yeni Binyıl gazetesinde dedikodular yazan bir yazar var. Şeriatçılığı ile tanınan bu yazarın daha önce Yeni Şafak Gazetesi'nde köşesi vardı. Adı Kürşat Bumin. Ses tonu Çetin Altan'a benziyor, herhalde o nedenle kendini entellektüel sınıfına koyuyor.
Bu dedikodu yazarı bundan önce birkaç kez benim yazılarımla ilgilendi. Ancak her seferinde dikkat ettim okuduğunu anlamadığı için yanlış yorumlamış, okurlarını da yanıltıyor.
Dedikodularını Yeni Şafak'ta yazdığı sırada 12 Mart'la ilgili ironik bir yazımı sanki öyle düşünüyormuşum gibi algılamış ve bana hakaretler döşenmişti. Üç kere aramıştım, telefonlara çıkmamıştı.
Yazılarıma ara verdiğim sırada da yine yanlış duyduğu bir dedikoduyu köşesine taşımıştı. Dedikoducu olduğu için bunları yazmasında bir mahzur yok elbette, ama beni gazete sahiplerine kötülemeye çalışmasına canım sıkılmıştı. Herhalde bu tür oyunlarla birkaç kişinin canını yaktı ki herkes için geçerli olacağını sanmış.
Bu dedikodu yazarı dün yine benimle ilgili yazdı. Yeni Binyıl'da.
Bir hafiye titizliği içinde, güya memur kararnamesi ile ilgili yazdığım bir yazıyı satır satır didiklemeye ve bana hakaretler etmeye çabalıyor. Beni bazı kişilerin ya da kurumların sözcüsü olmaya soyunmakla suçlamak istiyor. Bunu da açık açık yapmak yerine dedikodularına edebi süs vermeye çalışıyor. Neden yaparlar böyle hiç anlamam. Bu arada gazeteci çevresinde Kürşat Bumin'i tanıyanlar var mı diye sordum. Çok bilinen bir isim değil. Herkes dedikodularından tanıyormuş bir de şeriatçı yanı biliniyor. Bir gazeteci arkadaşım da internette sitesi olduğunu söyledi. Medyakritikmiş adı. Özel üniversitelerden birinin himayesinde yayın yapıyormuş bu site. Ders verdiği 30-40 kadar öğrencisini gazeteleri ve yazarları taramakla görevlendirmiş. Bu taramalardan sonra beğenmediği yazarların bazı cümlelerini alıp sitesinde güya eleştiriyormuş.
ÖNEMLİ NOT: Gazeteciler arasında bu tür yazıları hiç sevmiyorum ve kaçıyorum biliyorsunuz. Ama bu dedikodu yazarının kardeş gazete Yeni Binyıl'da yazıyor olması benim de ayrıcalık yapmamı gerektirdi. Sakın kendini savunmaya ya da dedikodu üslubunu kullanarak cevap vermeye kalkışmasın. Ne yaparsa yapsın bir daha asla bu köşede adını geçirmeyeceğim.