Devlet krizi ne demek?
Kararname krizi, Türkiye'nin gündemine "devlet krizi" kavramını getirdi. 23 Ağustos'taki MGK Toplantısı'na dek bir çözüm bulunup bulunmayacağı merakla bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, dün deprem bölgesine doğru yola çıkarken, memur kararnamesi krizi üzerine basında çıkan yazıların birer fotokopisini de derinlemesine okumak üzere yanına aldı. Başbakan Bülent Ecevit'in "İmzalanması Anayasal zorunluluktur" üst yazısı ve 15 sayfalık gerekçe notuyla birlikte ikinci kez onayına gönderdiği memur kararnamesi ise halen masasında duruyor.
Yakın çevresi Sezer'in, Ecevit'le yaptığı ve hoşnut kaldığı görüşme sonrasında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Köşk'ün deneyimli hukuk kadrosu ve bazı devlet kurumlarının hukuk danışmanlarıyla da görüştükten sonra bir karara varacağı görüşünde.
Oysa Sezer, Kıvrıkoğlu'nun şahsında sesini bulan Silahlı Kuvvetler'in bu KHK'nın bir an önce çıkmasından yana olduğunu, yalnızca 26 Temmuz'da İstanbul'da yapılan Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı'ndan değil, aynı zamanda Ağustos başında verilen Yüksek Askeri Şura yemeğinden de biliyor.
SEZER'İN KARARI
Cumhurbaşkanı Sezer'in deprem bölgesine giderken yanına aldığı gazetelerin yazdıkları, kararname krizi üzerine kamuoyunun ne kadar bölünmüş olduğunu da gösteriyor.
Kriz, hükümetin KHK'yı 22 Temmuz tarihinde, Köşk'e göndermesinden bu yana Türkiye'yi ikiye bölmüş durumda: Sezer"in memur kararnamesini imzalamasını isteyenler ve istemeyenler.
Bu krizi derinleştirecek bir faktör, Sezer'in 23 Ağustos'ta evsahipliği yapacağı Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı'na dek bir karar vermemesi olacaktır.
26 Temmuz MGK'sında "kısaca değinilen ve çıkması desteklenen" KHK üzerine tartışmalar, Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş ve Jandarma Genel Komutanı Rasim Betir'in katılacağı son MGK olan 23 Ağustos toplantısında uzun tartışmalara konu olabilir.
Türkiye'nin devletin tepesinde kilitlenme anlamına gelecek yeni bir 28 Şubat sürecini kaldırıp kaldırmayacağı bir yana, böyle bir durum hükümeti olduğu kadar Cumhurbaşkanı'nı da yıpratacaktır.
DEVLET KRİZİ
Hükümet çevreleri bu noktada ortaya şu tezi atmaktadır: "Diyelim ki Meclis'te açık siyasi üstünlüğü olan bu hükümet, Anayasa'ya tamamen aykırı bir kanun çıkarttı. Cumhurbaşkanı'nın geri çevirmesine karşın kanunda ısrar etti? Cumhurbaşkanı'nın, Anayasa'ya göre geri çevirme hakkı yoktur. Olmadığına göre, KHK konusunda Anayasa'da açık hüküm olmamasına karşın, neden ısrar ediyor?"
Koalisyon üst yönetimi devam ediyor: "Öyleyse, Sezer KHK'ya eski sıfatı olan Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak değil, Cumhurbaşkanı olarak bakmalı ve imzalamalı."
Buradan çıkıp şu tehlikeli noktaya ulaşılıyor: "Aksi halde kamuoyunda Cumhurbaşkanı'nın, laik ve demokratik düzenin bekasını korumak için getirilen bu ek tedbirlerin içeriğine de karşı olduğu yargısı oluşabilir."
Yani?
"Yani, hukuk devlet sadece Fazilet Partisi ve HADEP'i değil, herkesi gözetmeli. Devlet ortadan kalkarsa, hukuku da kalkar."
Hem Ecevit, hem Bahçeli tarafından, Sezer'in KHK'yı imzalamaması durumunda çıkacağı söylenen "devlet krizi" işte bu demek:
Cumhurbaşkanı ile hükümet ve bu konuda hükümeti destekleyen Silahlı Kuvvetler arasında bir güven bunalımı.
ÇÖZÜM YERİ...
Bir sonraki adımda, devlet kurumları arasındaki bilgi akışının aksaması, belki hükümetin geri çekilmesi ve ülkenin bir siyasi kriz içine çekilmesi demektir.
Son günlerde Köşk'ten alınan "imzalayabileceği ihtimali" işaretleri bu açıdan büyük önem taşımaktadır.
Sezer"in hükümet tarafından sunulan bilgi notunun 13 ve 14'üncü sayfalarındaki "Anayasa Mahkemesi sizin de bizim de savunduğumuz doğrultuda değişik kararlar almış. Öyleyse imzalayın, kararı mahkemeye bırakalım" tezine katılırsa, bu güven bunalımı da, siyasi kriz ihtimali de geride kalmış olacaktır.
Hükümette, "Cumhurbaşkanlığı kriz yaratma değil, kriz çözme makamıdır" görüşü hakimdir.
Aksi halde gerilimin tehlikeli biçimde tırmanabileceği endişesi Ankara'ya yayılmaktadır.
MURAT YETKİN
|