kapat

16.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Herkes nasıl alıyor?..

Dünkü Sabah'ın manşeti, "Köksal Toptan'dan pişkin savunma" idi.."Herkes alıyor" demiş Köktan.. Pişkin olan bu..

Peki herkes almıyor mu?..

Bu ülkede seçim kampanyası için, yöresindeki eş dosttan yardım almayan muhtar adayı bile var mı acaba?..

Devir iletişim devri.. İletişim de pahalı.. Yani seçilmek pahalı.. Peki seçilmek, sadece zenginlere mahsus olursa, o ülkede, demokrasiden söz etmek mümkün mü?..

Partiye "Aday" diye adını yazdırmanın 5 bin dolardan başladığı ülkede bir milletvekili seçim kampanyasının kaç milyar gerektirdiğini varın hesaplayın..

Şimdi tabii "Vay Toptan nasıl 10 milyar lira alırmış?.. 10 milyarla 100 milyarın farkı yok.. Bir kuruş bile almamalıydı" diye mükemmeliyetçi nutuklar atıp popüler olmak kolay.. Ama böyle diyenler önce benim soruma yanıt versinler:

"Bu ülkede fakirlerin milletvekili olma hakkı yok mu?. Peki onlar nasıl seçilecek?.."

Tesadüfün güzelliğine bakın..

Gene dünkü Sabah'ın bu defa en arka sayfasının manşeti bakın ne anlatıyor?.

Hollywood'da bir akşam yemeği.. Baş konuklar Bay ve Bayan Clintonlar.. Yemeğin iki kişilik davetiyesi 25 bin dolar.. Yemekte 25'er bin dolar ödeyen 150 çift var.

Bu 150 tane 25 bin dolar ne olacak bilir misiniz?.

Bayan Clinton'a verilecek. Bayan Clinton senato seçimlerinde aday.. Bu 150 tane 25 bin doları, seçim kampanyasında kullanacak..

Bunu herkes biliyor.. Davetin bu amaçla yapıldığı ilan ediliyor çünkü.. Davetiye alıp yemeğe gelen de, Amerika'nın tüm medyası da, Amerikan halkı da, Bayan Clinton'un propaganda döneminde rakiplerini alt etmesi için tam 150 tane 25 bin dolara sahip olduğunu biliyor. Verenleri de biliyor.. Bu yüzden bu ülkede artık bu konuda dedikodular yapılmıyor, komplo teorileri üretilmiyor, bir yığın namuslu adam müşkül duruma düşürülmüyor, şüphe altında bırakılmıyor.

Bakın, ille de 25 bin dolar gerekmiyor, sevdiğiniz, inandığınız birinin seçilmesine katkıda bulunmak için.. Her türlü bağış yapılabiliyor.. Ama en popüleri, geniş yemek davetleri.. Büyük bahçelerde falan.. Adı da "Tabağı 1000 dolar!.."

Bu davetler adam başı biner dolara yani..

Şimdi Amerika bu işi yasa ile düzenlemiş. Seçim kampanyasına katkıda bulunmak herkesin hakkı.. Ama bu katkının sınırı ve şekli yasa ile düzenlenmiş. Yasa içinde kalındığı ve herşey apaçık yapıldığı için, hiç kimsenin geçin yasalı, vicdani rahatsızlığı bile yok..

Yani Köksal Toptan temelde haklı.. İçerde, dışarda seçime giren herkes, çevresinden, dostlarından, tanıdıklarından, yandaşlarından, destek alıyor.

Onlarda bu iş şeffaf.. Bu yüzden kimsenin yüzü kızarmıyor. Kimse de dedikodu yapamıyor..

Bizde ise, herşey elaltından, gizli, saklı, sanki utanılacak birşey gibi yapılıyor.

Kimin aldığını, ne aldığını, tesadüfler olmasa kimse bilmiyor.. Aynı yardımı alan yüzlerce insan, gizli kaldıkları için keyif sürerken, durumu açığa çıkan bir kişi şamar oğlanı yapılıyor. Vur abalıya.. Sistemin bütün günahı ona yükleniyor.

Ülkemizde, seçim kampanyalarına katkı konusunda, partilere yapılacak yardımlar dışında yasal düzenleme olmadığı için, adaya yapılan katkı için her kafadan bir ses çıkıyor.. Sonunda, hiç de utanması gerekmeyen adamlar, korkunç zan altında kalıyor.. Ülkemizde "Şuyuu, vukuundan beterdir", yani söylenmiş olması, yapılmış olmasından daha zararlıdır. Herkesin yaptığı şeyi yapan adamın, belki de politik hayatı bitiyor.

Köksal Toptan olayı, bu ülkenin acilen bir yasaya gereksinimi olduğunu ortaya koyuyor.

Fakirlerin de aday olabilmelerini, adlarını kirletmeden sağlayacak bir yasaya..

Meclis ilk yasama döneminde, ilk seçimden evvel bu yasayı çıkarmalıdır.

SEVDİĞİM LAFLAR
Önemli olan insanlar, diğer herkesin önemli olduğunun da en çok farkında olanlardır.

Robert Zend
Toktamış Ateş'ten ben de bir yazı istiyorum..

Yurt dışındaydım, İstanbul'dan arandığımda.. İstanbul Polisi müthiş bir operasyonla, Adnan Hocacıları, başta Adnan Hoca'yı toplamıştı.. Döndüğümde yer yerinden oynuyordu. Gazete haberleri, televizyon programları.. Hoca ve müridlerinin, nasıl müthiş bir organizasyon içinde genç kızları tuzağa düşürüp, nasıl bir harem hayatı yaşadıkları, ballandıra ballandıra anlatılıyordu.

Adnan Hocacılar yabancım değildi. Siyasi Çizgi adlı İstanbul polisinin nedense adresini bir türlü tespit edemediği sözüm ona gazeteyi binlerce kişiye fakslayarak insanların ve ailelerinin onurları ile nasıl acımasızca oynadıkları ve nasıl sindirme harekatı yürüttüklerini biliyordum. Bu fakslar muntazaman bana da geliyordu, bir.. Tehditlere boyun eğip susmadığım için, zaman zaman ben de bu fakslara konu oluyordum iki..

Dahası, yıllardan beri koruma ile dolaşmamın sebebi, İstanbul Polisinin beni "Ciddi uyarılar aldık. Adnan Hocacılar size yönelik eylem hazırlığında" diye

uyarmasıydı. Sonra o uyaran polisler de, uyarı kayıtları da yok oluverdi, nedense.. Bu da üç..

Emellerine boyun eğmeyen bir genç kız hakkında hazırladıkları video kaseti ve onun deşifresini alan gazetecilerden de biri bendim. Pek çok manken arkadaşım, bu tehditlere muhatap olmuş, dehşet içinde bana koşmuştu. Biliyordum..

Ama Sadettin Tantan'ın bu müthiş operasyonu fiyasko ile sonuçlandı. Davacı olanların hemen hepsi davalarını geri aldılar. Niye aldılar, bilmek için kahin olmama gerek yok.. Metodları biliyorum. Satın alındılar, ya da korkutuldular..

Bu ikinci sözcüğe dikkat..

Bu ülke insanı devletine güvenmiyor. Onun kendisini koruyabileceğine inanmıyor. Bu yüzden tehditlere boyun eğiyor. Bu yüzden, teröristler, mafya babaları ve benzerleri aleyhine şahit bulmak mümkün olmuyor.

Tantan operasyonu tüm çabalara rağmen, polisten sızdığı için, belgeler kaçırıldı. dava için geriye sadece davacı ifadeleri kaldı.. Onlar da birer ikişer çekildiler..

Gene yurt dışında idim. Gene İstanbul'dan aradılar ve Adnan Hoca'nın da tahliye edildiğini ve içerde tek tutuklu kalmadığını söylediler..

Şimdi Sadettin Tantan'a çok önemli bir görev düşüyor.. Yaptığı işin doğru olduğuna inanıyor. Zaten herkes inanıyor. O zaman nasıl oluyor da, sonuç böyle fiyasko oluyor, hata nerde..

Tantan bu sorunun yanıtını veremez ve önlem alamazsa, bu ülkede sadece müziği kıstıran, içkiyi kestiren ve eğlenceyi yasaklayan bir İçişleri Bakanı olarak anılır gider..

Adnan Hoca fiyaskosu, eli kulağında, yarısı zaten palavra çıkan Umut operasyonu fiyaskosu, normal bir ülkede İçişleri Bakanını on kez götürür çünkü..

***

Adnan Hocanın tahliyesinde Cumhuriyet'in Atatürkçü yazarı Toktamış Ateş'in raporu da önemli rol oynamış. Bunların bir toplantısına katılan Ateş, izlenimlerini dava dosyasına konmak üzere yazmış.. "Pırıl pırıl gençler" demiş..

Bakın yıllar önce bunlarla, İzmir'de Mustafa Denizli'ye çengel atmak isterlerken tanışmıştım. Bana da pırıl pırıl gençler gibi gelmişlerdi. Giyimleri, kuşamları, görgü ve nezaketleri, oturup, kalkma ve konuşmaları, oturup yazmıştım da.. Genç kızları etkileyen de bu tavırlarıydı zaten.. Sonra işin içyüzünü öğrenmeye başladım ve savaşım başladı..

Şimdi diyeceksiniz ki, "Senin bildikleri Toktamış Ateş bilmeyebilir. Onun için samimiyetle bu yazıyı yazabilir.."

Hayır.. Toktamış Ateş benim bildiğimden fazlasını bildiğini, Hürriyet Pazar ekinde Gülden Aydın'la yaptığı röportajda itiraf ediyor. İki arkadaşının kızlarının başına gelenleri anlatıyor Gülden'e.. Bunlardan birinin, kendi kızını nasıl silah zoru ile Adnan Hocacılardan geri getirdiğini hikaye ediyor ve bunları bile bile "Hocanın savunma dosyasına koyacağız. Bizlerle ilgili iyi şeyler yazar mısınız" talebine "Hay hay" deyip, o meth-ü sena yazısını, sipariş üzerine kaleme alıyor.. Ve de Hürriyet'e manşet olan, meydan okuyuşu ile..

"Gene isteseler, gene veririm.." diyerek.

Peki Toktamış Hoca, ben senden başka şey istiyordum..

DGM'ye gidip, yakın arkadaşların S.M. ile H.A.nın kızlarının başına gelenleri de, şahit sıfatı ile anlatır mısın?..

Ya da savcının dosyasına konmak üzere, böyle bir yazıyı da kaleme alır mısın?..

Haydi yüreğini görelim Hocam!..

TAŞ
Yakında alışveriş merkezlerine şöyle tabelalar asılmaya başlanacak; "Dikkat Cumhurbaşkanı çıkabilir."

TEBESSÜM
Fıkra Ali Rıza Özmen'den.

-Neden erkeklerin yüzde 10'u cennete gider?

-Hepsi gitseydi orası da cehennem olurdu

Hamam!..

Afganistan'da Taliban sonunda hamamı da yasaklamış.. (Bunu sakın ola Tantan'ın Hammam'ı yasaklaması ile karıştırmayın.. Bu ayrı..)

Efendim hamamda peştemal sıyrılınca, erkeğin avret yeri (Göbekten dize kadar olan kısım) ortaya çıkıyormuş da..

Eee.. Hamam olmayınca..

Yakında "Hamamcı olma"yı da yasaklar, işi kökünden çözümlerler..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır