kapat

16.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Kritik gün..

Kriz iki düğümden oluşuyor. Biri KHK'ye Köşk'ün direnişi, öbürü diyalog köprüsünün tıkanması. Bugün bir düğüm çözülüyor.

Cumhurbaşkanı yarın deprem bölgesine gideceği için Başbakan ile haftalık olağan görüşmesini bugün yapacak.

Diyalog köprüsünün kurulması, krizin temelini oluşturan KHK ile ilgili çatışmada tabii ki bir uzlaşma umududur.

Ama şu andaki veriler, bu umuda çok bel bağlamamak gerektiğini düşündürüyor.

Hükümet bildik tezleri sert ifadelerle tekrarlayan bir bilgi notu eşliğinde ve "imzalamak zorundasınız" mesajı ile KHK'yi Cumhurbaşkanı'na tekrar gönderdi.

Dün Ankara'daki arkadaşımız Murat Yetkin'e "yetkili bir Köşk kaynağı" şunu dedi:

"Amacımız kavga değil. Cumhurbaşkanı isterse KHK'yi uzun süre elinde tutabilir. Bu teknik olarak mümkün. Ama ülke gerçekleri ile uyumlu bir karar çıkmak zorunda. Ülke gerçeklerinden kasıt uzlaşmadır. Uzlaşma ise aynı fikirde olmak demek değildir. Bir noktada uzlaşma mutlaka olmalı.."

Krizi doğuran tezler belli:

Hükümet "Cumhurbaşkanı imzalamak zorunda. En fazla imzalar, iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açar" diyor..

Cumhurbaşkanı ise "KHK'nin dayandığı ihtiyacı kabul ediyor, fakat bu düzenlemelerin mutlaka yasa ile yapılmasında ısrar ediyorum" diyor..

"Uzlaşma aynı fikirde olmak demek değil" ise o zaman bir orta yol aranacak..

Ve "Köşk kaynağı"nın ifadesinden çıktığına göre "orta yol" Sezer tarafından önerilecek.

Bu, Anayasa'nın "yasak alan"ına giren bazı düzenlemelerin yumuşatılması olabilir.

Krizin ulu orta hale gelmesi, psikolojik sorunlar yaratmıştır. Kamuoyu önünde yenilmiş görünmek iki tarafın da istemeyeceği bir durumdur. Ve son düğümün çözülmesini güçleştiren en önemli sorun budur.

Sorunun, hükümetin istifa restine kadar gitmeden çözülmesini diliyoruz.

Böyle bir tırmanışın sonuçlarını iki tarafın da hesap edeceklerini umuyoruz.

Yıl dönümü..
Marmara depreminin getirdiği ölüm, yıkım ve acıyı hatırlatan kampanyayı şüpheyle izliyorum.

Depremle yaşama mecburiyetinin yüklediği ödev ve sorumluluklar konusunda uyarıcı olan bu kampanya, acaba toplumun ruhsal sağlığını bozan etkiler de yapıyor mu?.

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara "Yararlarının, getirdiği zararlardan kat kat fazla olduğuna inanıyorum" dedi.

Prof. Işıkara geçen bir yıl içinde toplumu bilinçlendirmeye yönelik eğitim, risk azaltma, hazırlık ve kurtarma alanlarında önemli kurumlaşma adımlarının atıldığına inanıyor.

Ama bu adımlar toplumda umut ve güven yaratmaya yetmiyor. Çünkü devlet kalıcı konutları halâ bitirememiştir. Bazı sivil toplum örgütleri bitirdi, devlet niçin bitiremedi?

Felâketin yıldönümünde hükümet hesap vermeli, deprem nedeniyle iç ve dış yardımlar ve vergilerle sağlanan 9 milyar dolara yakın kaynağın nereye gittiğini ve bundan sonra nasıl harcanacağını açıklamalıdır.

Toplum olarak 17 Ağustos'u dövünme günü değil, güvenli bir geleceği kurmanın karar günü yapmalıyız.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır