Türkiye'de 1990'lı yıllarla birlikte etkinliği giderek artan "İslami sermaye şirketlerini" incelemeye alan istihbarat birimleri, bu şirketlerin, finans kaynaklarını ve ülke içindeki yatırımlarını ve örgütlenme şemasını çıkardılar.
Yurtdışından sürekli döviz transferi esasına göre işleyen yeşil sermaye şirketlerinin, para trafiğindeki bir aksama durumunda krize girebilecekleri ve "İkinci Banker Skandalı" ortaya çıkabileceği uyarısı yapıldı. Devletin çeşitli birimlerini uzun süredir incelediği islami şirketlerin toplam hacminin 35-40 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Bu şirketlerin yapılanma modellerini inceleyen yetkililer, her tarikatın kendi holdingini kurduğunu belirledi. Bu holdinglerden alışveriş eden, ortak olanların çoğunu tarikatın üye ya da sempatizanları oluşturuyor. Bu kuruluşların genellikle ana faaliyetlerinden değil, diğer uğraşlardan gelir sağladığı ve yüksek oranda dış kaynak kullandığı belirlenen bir diğer unsur.
Kâr marjları çok düşük olmasına karşın sürekli taze para toplayabilen bu kuruluşlar, paraları bilinçsizce yatırıma yönlendiriyor. Akan taze paranın kesilmesini durumunda bu şirketleri derin bir kriz bekliyor. Yetkililer bu durumda şirketlerin kısa bir sürede batabileceği ve ülkenin ikinci bir banker krizi yaşayabileceğini belirtiyorlar.