Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın görüşemediği ender ülkelerden biri olduk.
Belki de dünyadaki tek örnek biziz.
Herkes bu konuda kafa yoruyor.
İletişim kopukluğunun sebebini bulmak istiyor.
Belki şaka gibi gelecek ama acaba hakim bey mahkeme başkanı alışkanlığını mı sürdürüyor diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Çünkü bilirsiniz; hakimler bir dava devam ettiği sürece davalı ve davacı tarafla görüşmez.
Yüz yüze gelmez.
Telefonla dahi konuşmaz.
Acaba Cumhurbaşkanı, söz konusu olayda Başbakan'ı taraf kabul ettiği için mi görüşmüyor?
Kendisini bir mahkeme başkanı, Ecevit'i de davacı olarak mı düşünüyor?
Bunları bilmemize imkan yok.
Bu yüzden de iş böyle şakalara kalıyor.
Ama Türkiye'nin daha da ilginç bir durumu var:
Dünyanın iletişim devrimi yaşadığı böyle bir dönemde, Türkiye'yi yöneten iki kişinin görüşememesi tuhaf değil mi?
Yerküre telefon hatlarıyla, siberoptik kablolarla, internetle, radyo dalgalarıyla, cep telefonlarıyla, elektronik postalarla, uydu bağlantılarıyla, data transfer sistemleriyle birbirine bağlı iken biz bu işi nasıl başarabiliyoruz anlamıyorum.
Milyarlarca insan yüz yüze gelmeden de birçok konuda görüşebiliyor.
Tokyo, New York, Sidney, Londra gibi merkezler arasında günün 24 saatinde kesintisiz bilgi akışı var.
Bir seferinde John Naisbitt Amerika'da 4 kişinin çalıştığı ofisinde 64 ülke ile ortaklık yaptığını anlatmıştı.
Swissair'in bütün işlemleri iş gücünün daha ucuz olduğu Asya ülkelerinden idare ediliyor.
Yani siz Swissair'le New York'tan Zürih'e uçuyorsunuz ama bu uçuşla ilgili büro ve muhasebe işlemleri Asya'da.
Bilgi akışının bu kadar hızlandığı bir dönemde Türkiye ilginç bir örnek sergiliyor.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan görüşemiyorlar.
Başka bir deyimle iki yakamız bir araya gelemiyor.
Niçin?
Çünkü birisi İstanbul'da, birisi Ankara'da.
En azından resmi gerekçe bu.
Keşke yardımcılardan, korumalardan biri cep telefonunu çıkarıp çevirse de Türkiye Cumhuriyeti'nin iki yöneticisini birbiriyle konuşturmayı başarsa.
Yani iş bir "Alo!"ya bakıyor.