kapat

15.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Devlet krizi olurmuş..

Lafa bakar mısınız?.. Devlet krizi olurmuş.. Cumhurbaşkanı Sezer, kararnameyi ikinci defada da imzalamazsa, devlet krizi olurmuş..

Hukuk mu bilmiyor, türkçe mi?.. Siyaset bilimlerinden mi haberi yok?.. Türkiye'de başbakanlık düzeyine gelmiş bir adam, üniversite mezunu olmasa da, bir takım kavramların anlamlarını bilmek ve lafının nereye gideceğini düşünmek zorunda...

Devlet, Türkiye Cumhuriyetidir..

Cumhurbaşkanı bir kararname imzalamadı diye, Türkiye Cumhuriyeti tehlikeye girer mi?..

Tehdit ve şantajın bu kadarına pes doğrusu..

Kararnamesi, bu tehdide rağmen Çankaya'dan bir daha dönen başbakan istifa eder en fazla.. Bu da olsa olsa, hükumet krizi yaratır.. Hepsi o.. Şunu mu demek istiyor yani..

"Ben gidersem, Cumhuriyet bunalıma girer.." Vallahi pes!..

Türkiye Cumhuriyetine hiç birşey olmaz, kimseler merak etmesin..

***

Süleyman Demirel'i hiç sevmedim. Sevemedim.. Üstelik Demirel'in zaman zaman bana çok sevimli gelen yanları olduğunu kabul de ederek..

Bülent Ecevit'i bir ara sevdiğimi sanmıştım.. Ama onu yakından tanıdıkça, hırsı, ihtirası, hep tek adam olarak kalmak için, en yakınındakileri, kendisine en fedakarca hizmet edenleri bile nasıl harcadığına şahit oldukça, yanıldığımı anladım. Şimdi onu da hiç sevmiyorum.. Televizyon ekranlarında o hiç kimseye güven vermeyen titrek halini görmeye tahammül edemiyorum..

Şöyle bir araştırın.. 1970'li yılların başında dağlar taşlar "Umudumuz Ecevit" yazıları ile doluyken, yanında olanlar bugün nerde?.. Rahşan hanımı bir kenara bırakın, ogünün gözü kara Ecevitçilerinden bir teki, bugün civarında dolaşıyor, adını ağzına alıyor mu?.. Pek çoğunu, kendisi için tehlikeli gördüğünden Ecevit harcadı.. İnanılmaz bir kindarlığı olduğu için, en küçük hatayı affetmedi, defterinden sildi.. Geri kalanlar da onun bu halini görünce, arkalarına bakmadan yanından kaçtılar..

Aslında bugün Ecevit'in yapayalnız olması gerekirdi. Ama bu ülkede iktidar hırsı o boyutlarda ki, hala peşinden gidecek yeni adamlar bulabiliyor, ilk fırsatta onları da yiyeceğini bilerek..

"Görüşmeler tıkanmıştı, saat beşe doğru Ahmet Necdet Sezer adı aklıma geliverdi.."

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı seçimini, bu ucuzluğa indirgerken, hesabı "Bak efendi, seni ben devletin başına geçirdim unutma" mesajını vermekti..

Sezer "Kimseye diyet borcum yok" tavrını ortaya koyunca, birden Ecevit'in "Nefret" listesinde bir numaraya yükseldi. İki numarada ona sitem etme gafletinde bulunan 40 yıllık dostu Şakir Eczacıbaşı var..

***

Türkiye, yıllar sonra Demirel'den kurtulmayı başardı. Şimdi, köy bucak gezerek, TRT Genel Müdürünü "Beni haber yap" diye tehdit ederek, yeniden dönüş yolları arıyor. Dönerse, üç paralık itibarı var, onu da yitirecek, ihtirastan farkında değil, olup biteni gözü görmüyor. Celal Bayar'ın dönüş hezimetinden bile ders almamış.. Neyse.. Bu onun sorunu..

TEBESSÜM
-Erkekler plajda karın kaslarını nasıl çalıştırır?.

-Her bikinili kadın gördüklerinde midelerini içeri çekerek.

Çevrecilermiş!..
Eğer bu çevreci örgütlere karşı, derhal antiçevreci örgütler kurmaz ve savaşa girmezsek, Türkiye yakında mağara devrine dönecek..

Bunlar insandan ve çağdaş uygarlıktan yana olan her şeyden nefret ediyorlar.

Bu devirde kuduzdan ölen çocuklara aldırış bile etmeyip, kuduz köpekler için ağıtlar yazıyor, eylemler düzenliyorlar..

Bunlar, Türkiye giderek karanlığa gömülürken, sanayinin durması, kesintilerin yeniden başlaması tehlikelerinin eli kulağında iken, hala bu ülkenin her türlü elektrik üretimine karşı çıkıyorlar..

Nükleer enerjiye hayır..

Hidroelektiriğe hayır..

Kömürlü santrallara hayır..

Şimdi ister inanın, ister inanmayın.. Rüzgardan elektrik elde edilmesine de karşı çıkmışlar.. Rüzgar güllerine takmışlar kafalarını.. Dikkat edin, karşı çıktıkları bütün enerji şekilleri, bu ülkenin özkaynaklarından.. Dünya uranyum stoklarının büyük bir bölümünün üzerinde oturuyoruz. Nehirlerimiz, hidroelektrik santrallar için büyük imkanlar yaratıyor.

Düşük değerleri açısından sadece elektrik üretminde kullanılabilecek kömür yatakları bakımından zengin bir ülkeyiz..

Rüzgar desen.. Özellikle Akdeniz ve Ege, püfür püfür..

Bizde ne yok?..

Petrol ve doğal gaz..

Bunların karşı olmadıkları üretim şekli ne?.. Petrole ve doğal gaza bağlı olanı..

Yani dev dünya petrol kartellerinin, hatta Hollywood'da filmler çevirterek lanetledikleri nükleer enerji başta, her türlü enerji önlensin ki, ellerindeki petrolün fiatını keyiflerince düzenleyip, ellerini öpene satsınlar..

Bu ülkede kimler, çevreci kisvesi altında petrol kartellerinin maaşlı adamı, kimler, bunlara kanan safoşlar pek belli değil..

Bilinen tek şey var..

Politikacının gözünü korkutmuşlar. Bunları "Oy" sanıp ödün üstüne ödün veriyorlar. Olan bu ülkenin insanına oluyor..

"Antiçevreci örgütler kuralım" deyişimin sebebi işte bu.. Yanlış anlaşılmaya..

Çünkü bunlar gerçek çevreci değil..

Çevreci benim.. Çünkü ben çevrenin ve çevredeki her şeyin "İnsan için" olduğuna inanıyorum..

SEVDİĞİM LAFLAR
"Mesele akıllı olmak değildir. Önemli olan o aklı yerinde kullanmaktır."

Descartes

BİZİM DUVAR
İnternet aşkları hep AIDS'te bitiyormuş. Bilgisayara giren virüs insan vücuduna haydi haydi girer.

Hakan/Utku

Yekta kara, Talay ak öyle mi?..
Cumhuriyet tarihinin adı en nefretle anılan Kültür Bakanı olabilmek için son haftalar içinde inanılmaz bir uğraş içine giren İstemihan Talay, görünüşe göre başarıya ulaşacak.

Ülke, ilk defa kültüre bu kadar düşman, kültüre bu kadar ihanet eden bir bakan görüyor..

İnsanlar nasıl yanılabiliyor, nasıl yanıltılabiliyor?..

Talay'ı ilk gördüğümde kendime ne kadar yakın bulmuş, ne kadar desteklemiştim.. Meğer o da ucuz bir politikacı imiş..

İstanbul'da iki tane anıt var.. Birisi, Yekta Kara.. İstanbul Operasının efsanevi müdürü.. Öteki, Ayazağa Kültür ve Kongre Sarayı..

Talay ikisini de yok etmek için savaşıyor..

Edebilir mi?..

Yok canım..

45 yıllık gazeteciyim ben.. Ne hancılar, ne yolcular gördük.. Talay yakın zamanda geldiği gibi gider.. Arkasında pırıl pırıl bir isim bırakacakken, öfke ve nefret bırakarak gider, hepsi o..

Aslında bugün sözü Seçkin Abla'ya bırakmak istiyordum. Girizgahı uzattım bile.. Seçkin Abla, Sevgili Sermet Çağan'ın eşiydi, bizim ilk gazetecilik yıllarımızda.. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi.. Müthiş bir kültür insanı, ama müthiş kafadardı.. Araba kiralayıp, gece sabaha karşı İstanbul'a maça gitmeye karar verirdik mesela..

Son zamanlarda sesi pek çıkmıyordu.. Çıkmış.. Yekta Kara'ya karşı kurulan komploya o da dayanamamış..

İşte Seçkin Selvi'nin, altına imzamı hem de en kocaman attığım çağrısı..

Bu çağrıya, tüm kültür insanları, tüm sanatçılar, tüm aydınlar yanıt verdiği zaman, İstemihan Talay ve benzerlerinin akıllarına başlarına devşirmeleri ihtimali vardır, ya da bir daha gelmemek üzere gitmeleri..

Başımıza ne geliyorsa, susmaktan geliyor çünkü..

İşte Seçkin Selvi'nin çağrısı..

***

"İstanbullulara Çağrı
"Duydunuz mu? Yıllardır Opera ve Bale Kurumundaki başarılı çalışmalarıyla sizleri opera ve bale gösterilerine çeken; operaseverlerin sayısını onlardan yüzlere, binlere taşıyan, başarılı imzasını taşıyan yapıtlarla bizi yurt dışında onurla temsil eden, yıllardır ayakta alkışladığımız Yekta Kara'yı görevden aldılar.

Bu kararın değişmesi için hukuk yoluna gidilmesi, yazıları ve bildirileriyle kişilerin, kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin tepki göstermesi yetmez.

Ey İstanbullular, Yekta Kara hepimizin sesidir, hepinizin onuru, hepinizin yüz akıdır.

Sizleri yalnız operaseverler olarak değil, bu kenti bütün dokusuyla sahiplenmesi gereken kişiler olarak toplu tepki göstermeye çağırıyorum.

Yekta Kara görevden alınırsa ve bu yanlıştan dönülmezse, kurum bünyesindekiler onu destekleme onuru gösteremezlerse, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin tüm gösterilerini boykot etme çağrısında bulunuyorum. Başarıyı köstekleyenleri boş salonlara mahkum edelim diyorum. Var mısınız?.."

Toptan!..
Haberi duyunca inanmadım.. Okuyunca anladım.. Efendim Köksal Toptan, adı "Balina" operasyonuna karışan bir iş adamından para almış..

Sunuluş ve söyleniş şekline bakılırsa, yüklü bir rüşvet..

İşin iç yüzüne bakılırsa, dünyanın en ileri demokrasilerinde bile açık seçik yapılan bir "Seçim kampanyasına finansman" eylemi..

Şimdi farkımız şurda..

Eloğlu bunu açık seçik, dünya aleme ilan ederek yapıyor.. Hatta yasalar koyuyor, "İşadamlarının seçim kampanyalarına katkısı şu kadardan fazla olamaz" diye..

Paralar açıkça alınıyor. Hesaplara giriyor. Sonra kimse de çamur atamıyor..

Seçim kampanyası pahalı birşey. Fund raising, fon sağlama denen bu kampanyalarla destekleme olmasa, seçimi sadece zenginler kazanır. Fakir adını bile duyuramaz çünkü..

Bizde ise, suçmuş gibi gizli saklı.. Sonra bir iş adamının aslında başka türlü işler çevirdiği ortaya çıkınca, seçim kampanyasına fon sağlamak için herkesin yaptığını yapan politikacı okkanın altına giriyor.

Adamın verdiği bir kayıt dışı fısıltı gazetesinde "Bin" oluyor.

Köksal Toptan, tutucu fikirlerine hiç katılmadığım, ama namusuna fazla güvendiğim bir politikacı.. Hadi şimdi ayıklasın bakalım pirincin taşını..

Ama meclisin ayıklaması gereken bir iş var.. Yarın hepsinin başına gelebilir. Seçim için fon sağlamayı, çağdaş demokrasilerden örnek alarak bizde de bir yasaya bağlamanın zamanı gelmedi mi?..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır