


Kıvrıkoğlu mu istiyormuş?
Siyasi kulislerde memur kararnamesinin imzalanması ve hemen yürürlüğe girmesi için hükümeti Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun sıkıştırdığı yayılıyor. Anlaşıldığı kadarıyla Çankaya ile Genelkurmay karşı karşıya getirilmek isteniyor.
İstanbul'un her tarafı kokuyor
İstanbul Boğazı hiç bu kadar pis olmamıştı. Kastettiğim sadece gördüğümüz pislik değil. Hani kuytu yerlere biriken çöpler, meyva ve sebzeler, petrol artıkları artık alıştığımız şeyler.
Boğaz'ın asıl sorunu kokması. Sarıyer kokuyor, Büyükdere kokuyor, Tarabya'dan geçmek mümkün değil. İstinye sanki gözden çıkarılmış gibi. Emirgan, Baltalimanı, Ortaköy kokunun esiri olmuş. Ben sadece Boğaz hattının koktuğunu sanıyordum, daha doğrusu bu mantıklı geliyordu, çünkü Boğaz ne de olsa içine kapanık, çok sayıda koy ve durgun bölüm var.
Cumartesi Pazar günlerini Marmara Denizi'ndeydim. Bostancı sahilinden başlayarak ileri doğru gittim sonra da Adalar'a geçtim. Bütün sahil kokuyor. İnarılır gibi değil, artık deniz kokuyor. Baktığınız zaman su berrak gibi, açıkçası eski bulanıklık yok, ama bu kadar aldatıcı manzara olamaz. Tarihin en eski kentlerinden biri olan İstanbul'a bu koku hiç yakışmıyor. Oysa hemen her tarafta "kolektör" inşaatları var. Güya bütün kanalizasyonlar denetim altına alınıyor, pis sular bir yerde toplanıyor ve Marmara'ya akıtılmıyor. Kim ne söylüyorsa söylesin, sonuçta bizler hissettiğimiz kokuya bakarız. Bu arada Pazar günü Boğaz'da sürat teknaleri yarışı vardı. Televizyonlar konuyla ilgili haberi yaparken İstinye'nin pisliğini de anlattılar. Bu sırada İstinye'li halkla da röportajlar yapılmış. Vatandaş diyor ki "Burada yarış için gelen yabancılar var. Bu pisliğe ve bu kokuya gelirler mi bir daha?"
. Demek ki yabancılar gelecek olmasa o pis kokuya ve denizin içindeki pisliğe razı olacağız.
Eleştirme ve beğenme tekeli
Bir görüş savunulurken ya da karşı çıkılırken insanları kategorilere ayırmayı hiç anlamıyorum.
Bir şeyi beğeniyorsunuz. Karşınızdaki diyor ki "Onu falanca da beğeniyor, nasıl olur?" Falanca dediği örneğin sizin siyasi görüşlerinize taban tabana zıt biri.
Cumhurbaşkanı Sezer'in memur kararnamesini imzalamaması olayında bunu çok açıkça görüyoruz. Neymiş, Sezer'in kararnameyi imzalamamasına en çok dinci basın seviniyormuş. Sonra, aptal birinin yarattığı deyimle numaracı cumhuriyetçiler seviniyormuş.
Eee, ne yapacağız şimdi bu durumda. Dinci basın beğeniyor diye Sezer'in hukuka saygılı, dürüst, ilkeli bir Cumhurbaşkanı olduğunu söylemeyecek miyiz? Ona yapılan saldırıların nedenleri irdelemeye çalışmayacak mıyız?
Basında da yer eden bir megaloman türü var. Bunlar her konuyu herkesten iyi bildiklerini sanarlar. Beğenmedikleri insanlara hakaret etmekten, küçük görmekten, gurur kırıcı sözlerle hitap etmekten çekinmezler.
Şimdi anlaşıldığı kadarıyla, kendi yürekleri de Sezer'in yanında yer almalarını söylüyor, ama karşı oldukları görüş sahipleri de aynı şeyi söylüyor diye ne yapacaklarını şaşırıyorlar..
Bu geri ve ilkel mantığı herkesin bir kenara bırakması gerek. Önemli olan demokrasi ve ilkelerdir. Siyasi görüş farklığı başka şey. Onu da demokrasi çerçevesinde tartışacağız.
Kimse komplekse girmesin. Doğru bildiğini söylemekten de çekinmesin.
Vefasızlık fetişizmi
Dünkü bazı gazetelerde Kemal Sunal'la ilgili haberler vardı. Kemal Sunal'ın aramızdan ayrılmasının üzerinden 40 gün geçmiş. Gazeteler diyorlar ki "Kemal Sunal 40 günde unutuldu"
Neden unutulmuş?
Çünkü mezarının başında anma töreni töreni yapılmış, ayrıca 40 Mevlidi okunmuş. Ama Kemal Sunal öldüğü gün gözyaşı dökenler, ağıtlar yakanlar, cenazesine koşanlar dün yokmuş. Daha doğrusu çok azı varmış.
Gazeteler bunu vefasızlık olarak yorumlamış.
Bu sadece Kemal Sunal da böyle değil. Nedense bazı gazeteci dostlarımız kaybettiğimiz bir ünlünün yıldönümünü hatırlar, koşar mezarının başına gider, ertesi gün de haber çıkar "Yazıklar olsun, kimse gelmedi"
Böyle şey olur mu? Dünyanın neresinde var bu? Laf ola berigele bir haber.
Saçma sapan eleştiri merakı sanki kanımızda var.
Kemal Sunal'ın unutulması mümkün mü? Türk halkı onu kalbine gömdü, Kemal Sunal'ın filmleriyle avunuyor. Sevgi ve saygı ille de mezar ziyareti yapılarak ya da her mevlide koşarak gösterilmez ki.