FRANSIZ oyuncu Tcheky Karyo'yu yanılmıyorsam ilk kez, "Nostradamus" filminin başrolündeki etkili performansla tanıdık. Sonra Meg Ryan ve Matthew Broderick'le "Addicted to Love", Milla Jovovich'le "Jeanne D'arc", zevkle izlediğimiz filmleri oldu. Karyo şimdi de, "Patriot"ta Mel Gibson'la birlikte, İstanbullu sinemaseverlerin beğenisini kazanıyor.
BU irikıyım, ama sevecen yüzlü ve filozof tavırlı Fransız oyuncunun neden böyle ayrıksı bir isim taşıdığını düşünürdük. Öğrendik ki Karyo kuşaklar boyu İstanbul'da yaşamış Musevi bir ailenin oğlu olarak 4 Ekim 1953 tarihinde Balat'ta dünyaya gelmiş. Karyo ailesi, daha sonra Fransa'ya göç etmiş. Ceki (İstanbul'da yaşasa, adı konuşma dilinde herhalde böyle vurgulanacaktı), çocuk yaşta gittiği Paris'te oyunculuğa gönül vermiş. Cyrano Tiyatrosu ile başladığı kariyerini Danielle Sorano Topluluğu ve Strasbourg Ulusal Tiyatrosu'nda sürdürmüş. Othello, Macbeth ve Tartuffe gibi klasiklerde üstün oyunlar çıkarmış. Sinemada da yıldızı parlamaya başlamış; 1986'da Jean Gabin Ödülü'nü almış. Şimdi, artık onu Holywood'un süper yapımlarında, zirveye bayrak dikmek üzereyken izliyoruz.
BALATLI küçük Ceki, ailesi Fransa'ya gitmeyip İstanbul'da kalsaydı belki Dolapdere'de kaporta ustası ya da Bayrampaşa'da marul göbekli, zengin bir konfeksiyon fabrikatörü olurdu. Peki ya sanatçı? Zor.
İSTANBUL'da son yıllarda, genç yüreklerde tütüp duran yetenekleri açığa çıkartmak çabasındaki sanat merkezlerinin, atelyelerinin sayısı artmadı değil. Ama yetersiz. Bu bakımdan İstanbul'a dev bir kültür-sanat kompleksi kazandıracak girişimlerin vakıf-bakanlık kavgası yüzünden gecikmesi, hazin bir olay. Kavgada kimin haklı. kimin haksız olduğu yorumuna girmek istemiyoruz. Ama sonuçta, İstanbul'un kültür yaşamını yeşertecek bir "pantheon"un önüne set çekilmiş, işlevsellik kazanması ertelenmiş oluyor. Oysa İstanbul'da nice Ceki'ler, yüreklerindeki yetenek kraterlerine patlama yaptıracak bu gibi kuruluşların kendilerini kucaklamasını bekliyor. Onları hüsranlara boğup Ceki Karyogibi, yad ellere kaçırmayalım.