Geçen hafta üst düzey ekonomi bürokratları özel sektörü fiyat ayarlamalarını program hedeflerine göre yapmadıkları için eleştirdiler. Başbakan da bu görüşlerden etkilenmiş olmalı ki, o da benzer yorumlarda bulundu. Bu iş biraz lüks araba ithalatının dış ticaret ve cari işlemler açığının hızlı büyümesinden sorumlu tutulmasına benzer tuhaf bir polemik haline gelmeye başladı. Oysa politika belirleyicilerinin bu tür polemiklere girmesi işin özünün gözden kaçmasına yol açabilir. Onun için de son derece gereksiz.
Bu girişten sonra "kimin çok zam yaptığı" konusuna dönelim:
* Kimin daha çok zam yaptığı hangi ayın baz alındığına bağlı olarak değişiyor. Sadece Ocak-Temmuz dönemi ele alınırsa özel sektör fiyat artışları daha fazla. Ancak, kamu sektörü program başlamadan önce Kasım ve Aralık aylarında yüklü fiyat artışlarına giderek Ocak ayı sonrasındaki frenleme için önceden hazırlık yaptı. Eğer bu programa hazırlık zamlarını da içerecek şekilde Kasım-Temmuz veya Aralık-Temmuz karşılaştırması yapılırsa hem genel TEFE'de hem de imalat sanayiinde kamu fiyat artışları daha yüksek. Daha da geriye gidilip 12 aylık artışlar karşılaştırıldığında da durum aynı: Açık farkla kamu sektörü önde.
* Özel sektör eleştirilirken kur artışlarının ve kamu zamlarının yılbaşından beri düşük tutulduğu üzerinde duruluyor. Burada galiba özel sektörün maliyetlerinin yalnızca döviz kuru ve kamu ürünleri fiyatları tarafından etkilendiği şeklinde yanlış bir varsayım var. Oysa döviz kuru ve kamu mallarının fiyatları özel sektörün maliyetlerini belirleyen yegane etkenler değil. Örneğin ücret artışlarını da dikkate almak gerekir. Ayrıca, elektrik fiyat ayarlamalarının kur ve enflasyon hedeflerinin üzerinde ayarlandığı da unutulmamalı. (Hatta bu ay elektrikte iki ilave daha var: Birincisi aylık artış oranı yüzde 2.1 iken bu ay 2.2'ye çıkarıldı. İkincisi, konutlar için 150 kilovatın üzerinde harcamaya yüzde 50 zamlı tarife uygulanacak.)
* Özel sektörün maliyetlerinin az veya çok arttığı da aslında işin sadece bir yönü. (Okul yıllarından yanlış hatırlamıyorsak bir de talep tarafı vardı galiba.) 1998 yılındaki Rusya krizinden beri durgunluk ve gerileme içinde olan bir ekonomideki üreticilerin talep canlanması gördüklerinde fiyatlarını biraz arttırmaları bizi hiç şaşırtmıyor.
* Bir de eleştiriler de şöyle bir ton var, "bir program ilan edildi ve kur artışları ve kamu zamları sınırlı tutulmaya başlandı ise özel sektörün de buna hemen uyması gerekir." Eğer iş bundan ibaret olsaydı gerçekten çok kolay olurdu. Sıkı maliye politikası gibi diğer sevimsiz uygulamalara da gerek olmazdı. Talebin yeterince kısılması durumunda ürünlerini satmakta zaten zorlanan firmaların fiyat artışı yapmalarını beklersiniz. Enflasyonu indirme programının görevi de bu. Sınırlı kur ve kamu fiyat artışları ile gelirler politikası ise bunun tamamlayıcı unsurları.
Görülen o ki, uygulanmakta olan programın ana hedefinin enflasyonu mu faizi mi düşürmek olduğu zaman zaman karıştırılıyor.