kapat

09.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Alman sendikacılardan Avrupa Birliği için destek

Önceki gece Türk Harb/İş sendikasının davetlisi olarak gelen Alman ÖTV sendikası yöneticileriyle birlikte yemek yedim. ÖTV Alman kamu çalışanlarının en büyük sendikalarından biri. Sendikanın Başkan Yardımcısı Bayan Elizabeth Vogelheim, Halkla İlişkiler Direktörü Bayan Dr. Ursula Polzer, Yeşiller Partisi Bölge Başkanı Andreas Braun ile Harb/İş Başkanı Orhan Atay ile Başkan Yardımcısı Enis Sönmez'in katıldığı yemekte üç saat boyunca Türkiye, Avrupa Birliği, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları konularını konuştuk.

Hem yemeği organize eden hem de Almanca tercümelerde yardımcı olan değerli aile dostumuz Hasan Tahsin Ersoy da sohbete ayrı bir renk kattı.

Alman sendikacılar ısrarla insan haklarını ve demokrasideki gelişmeleri sordular. Anlattık.

Söyledikleri şu: Almanya'nın bundan 10 yıl öncesine kadar Türk sorunu vardı. Şu anda böyle bir sorun yok. Ancak Türkiye'nin kendi sorunları var. Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsa kurallara uyacak, her Avrupa Birliği üyesi ülkenin uyduğu kriterleri kabul edecek.

Türkiye'nin bunları yerine getirmesi halinde Avrupa Birliği'ne girmesi tahmin edilenden de erken olacak. Yani Türkiye 10 yıl beklemeyecek, 2003'te bile birliğe kabul edilmesi mümkün.

Nitekim Alman sendikaları Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için bütün ağırlıklarını koyacaklar. Yeşiller Partisi mensubu Alman Dışişleri Bakanı Fischer, kabul edilecek ilk 6 ülkeden birinin Türkiye olması için çaba gösteriyor.

Bunlar olumlu ve ferahlatıcı sözler. Ancak Alman sendikacılar demokrasi ve insan hakları konusunda çok titiz ve ısrarlı. Örneğin Güneydoğu konusunu çok sordular. Apo'nın idam edilip edilmeyeceğini merak ettiklerini söylediler. İdam cezasının olmasını anlayamadıklarını belirterek "Hem idam cezası var, hem de Apo'nın asılmayacağını söylüyorsunuz, bu çelişki değil mi?" diye sordular.

Biz yemekteki Türk tarafı olarak hem sorulara cevap verdik, hem de Türkiye'deki demokrasi mücadelesini anlattık.

Tabii ilgiyle dinliyorlar ve inanıyorlar, ama yine de bunun somut olarak gerçekleşmesini bekliyorlar.

Şunu söylemek istiyorum, uzun süredir ilk kez Avrupalı bir heyetle görüşürken, Türkiye'ye daha sıcak, anlayışlı ve istekli bakıldığını farkettim. Demek gerçekten değişiyoruz, bu sevindirici.

ÖTV depremde en büyük yardımı yapmıştı
Alman ÖTV sendikası yöneticilerinin Türkiye ziyareti aslında bir yıl önceki korkunç deprem felaketinin yıldönümünde bir jest yapma amacını taşıyor. ÖTV 17 Ağustos'taki depremden sonra hemen harekete geçmiş ve Yalova, Gölcük bölgesine 1 milyon Mark'ın üzerinde yardım göndermişti. Ayrıca Türk Harp/İş Sendikasının yıkılan eğitim binasının yapımını da üstlenen ÖTV, bu sendika ile kardeş sendika olmuştu.

Perşembe gününe kadar Türkiye'de kalacak olan Alman Sendikacılar Yalova, Gölcük, Adapazarı, Düzce ve Bolu'yu da ziyaret ederek depremden zarar gören yurttaşlar ve işçilerle sohbet edecekler.

28 Şubat paşalarına vefasızlık
28 Şubat döneminden hiç hazetmedim. Yapılanları benim ilkelerime de düşünce yapıma da, hiç taviz vermediğim laikliğime de, temelini en büyük Atatürkçü olarak tanımladığım annemden ve babamdan aldığım Atatürkçülüğüme de sindiremedim.

Harp gazisi bir general torunu, 27 Mayısçı bir general yeğeni olarak şanlı Türk ordusunun bazı generallerinin, yıldızlarının arkasına saklanarak Türk siyasetine müdahale etmeleri, kendilerine sivil yandaşlar bularak Türkiye'yi neredeyse bir daha asla biraraya gelemeyecek kamplara bölebilecek davranışlara girmeleri bana ters geldi.

Ama şimdi zamanında eleştirdiğim bazı generallerin kendilerine kayıtsız şartsız destek veren çevrelerden hiç yüz bulamamalarına da içerliyorum. Bunu bir ahlaksızlık olarak niteliyorum.

Çok değil iki yıl önce telefonda bile hazrolda duranların şimdi, bu komutanları hiç savunmamalarını hazmedemiyorum.

Bir bakıyorum 28 Şubat döneminin anlı şanlı bir yazarları o günün generalleri için haber yapıyor, onun ağzından savunma yayınlıyor. Yazının dibine kadar gidiyorum, mertçe, açıkça, dürüstce "Ey komutan çok haklısın, şimdi emekli olduğun için bunlar böyle oluyor, ama sen o gün kelleni ortaya koydun bu ülkeyi kurtardın" diyemiyor, belli ki dilleri varmıyor.

Bu kadar mı yüreksiz, cesaretsiz, kaypakız.

Korkarım yarın aynı kalemlerin ağzından 28 Şubat eleştirileri duymaya, o dönemde yapılanların ne kötü olduğunu okumaya başlarız.

Yazıklar olsun..

* Bazı büyük kuruluşların santralını aradığımızda neden karşımıza önce bant çıkıyor?

* Aradığımız kişinin dahili numarasını bilmiyorsak, operatörün açması neden dakikalar sürüyor?

* Haydi şirketleri anladık hastaneler neden aynı bant uygulamasını yapıyor?

* Hastaneyi arayan ve durumu çok acil olan birine neden eziyet çektiriliyor?

* Hastane telefonunu çevirdikten sonra aradığı kişiyi bulmak için ne yapacağını şaşıran bir hasta, o sırada can verirse, hastane sahipleri vicdan azabı çeker mi?

* Cep telefonlarının ne kadar yazdığını biliyor musunuz?

* Eğer biliyorsanız, cep telefonuyla bir şirketi arayanların durup dururken bir sürü para ödemek zorunda kalmaları adil mi?

Sezer en doğrusunu yaptı
Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer memur kararnamesini veto etti. Ayrıntılarını gazetemizin diğer sayfalarında doyurucu olarak okumuş olmalısınız.

Bana göre Sezer en doğrusunu yaptı. Bu yazıda memur kararnamesinin hukuka, insan ve kişi haklarına uygun olup olmadığını tartışmayacağım.

Dikkatimi çeken nokta başka.

Hükümet ortakları, bu kararnamede ısrar ederken Sezer'den bir mesaj almışlardı. Şöyle diyordu Sezer: "Bu kararname sorunlar çıkarır. Anayasaya aykırı bölümleri var. Devlet elbette kendini korumak için tedbir alacaktır. Ama bunu kararnameler ile değil kanun ile yapın."

Yani Sezer Meclis'e çağrıda bulunarak bunun kanununun çıkarılmasını istiyordu.

İşte bu noktada hükümet ortaklarının ortak tavrını öğrendik. Dediler ki "Biz de biliyoruz kanun çıkarmasını, ama bu kanunu çıkarmak çok zor, Meclis bunu kabul etmez."

Ne güzel değil mi? Çoğunluğu ellerinde tutan iktidar partileri, memur kararnamesinini kanun haline getiremeyeceklerini, bunu kendi gruplarından bile geçiremeyeceklerini biliyorlar.

Kendi milletvekillerine bile kabul ettiremeyecekleri bir konuyu Cumhurbaşkanı'na dayatmak doğru mu?

Sezer oyuna gelmedi. En doğrusunu yaptı. Demek ki bu kararnamede bir enayilik vardı. Veto edilmesi iyi olmuş. İşin hukuksal tarafını da başkaları tartışsın.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır