kapat

09.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Uçkuru kopuk İstanbul

Görünüşü ve biçimi değişmiş olsa dahi, Göztepe'deki doğduğum mekanda oturduğum için, yıllardır ne Eminönü lokantalarına gittiğim var, ne de Tarabya'daki deniz lokantalarına...

Bizim Şafak Barış'ın yarattığı bir iç mimari harikasını kutlamak için, birkaç gün önce Eminönü'ndeki dost bir kebap lokantasına da uğradık, Yeniköy'deki bir balık lokantasına da...

2 ayrı İstanbul'un -eski kolonilerin görüntüsüne benzer- siluetleri, daha da azmanlaşmış olarak yeniden albümleşti gözlerimde..

Eminönü'ndeki üst kat lokantasından Rüstempaşa Camii'ne, Haliç'e, tarihsel kimliği zamanın cellatlığına uğramış Karaköy Köprüsü'ne ve Galata Kulesi'ne bakarken; minübüsler, otobüsler, kamyonlar, arabalar arasında kaynaşıp duran, sönük giyimli kadın ve erkek selleri; eski İstanbul romanlarının da sayfalarını çeviriyor gibiydi kaybolup gitmiş yılların gizemli derinliklerinde..

Halit Ziya'nın "Mavi ve Siyah"ından, Ahmet Rasim'in, "Hamamcı Ülfet"ine; Peyami Sefa'nın "Fatih-Harbiye"sinden, Ercüment Ekrem'in "Beyaz Şemşiyeli"sine kadar...

Yedi Tepe'nin Bizansı'yla, Galata'nın Ceneviz'i; salt bize özgü bir görüntü harmanlanması içinde dahi, ortak bir sentezde tümden eriyip gitmemişti sanki...

Belki de o sırada bir an bana öyle göründü..

İstanbul nüfusunun 700 bini henüz aşmamış olduğu çocukluk yıllarımda da ak sakallı ihtiyarları, çarşaflı kadınları; ayakları çıplak, pantalonu yırtık hırpanileri ve sırt hamallarıyla; sürekli bir kaynaşma yaşanırdı Yenicami'nin çevresiyle, Mısırçarşısı'nın girişi önünde...

Herhalde şimdikine oranla çok daha küçümen bir kaynaşmaydı o...

Ne o kadar araba bolluğu vardı, ne de o kadar kamyon ve otobüs bolluğu..

Mısırçarşısı'ndaki erzak toptancıları, müşterileriyle eski dostluklar sürdürürler ve evlerdeki kilerlerin kışlık nevalesini; teneke teneke beyaz peynirler, Urfa yahut Trabzon yağları, sele zeytinleri, tekerlek kaşarlar, kangal kangal sucuklarla; en kalitelisi olduğunu söyledikleri mallardan oluştururlardı...

İki gün arayla Yeniköy'deki tanıdık bir deniz lokantasına da gittik. Gazetelerin Pazar eklerindeki Türkiye'nin İstanbul'una..

Orada genç bir mühendis grubuyla karşılaştık... Hayat olimpiyatında rekor kırmışlığın diriliğinde şık ve zaferliydiler...

Sonradan 41 yaşında olduğunu öğrendiğim ufak tefek bir tanesi; yazıya da, "monizm"e de meraklı olduğunu aleylendiren bir coşku sıcaklığı gösterince; nezaketen davet ettik kendisini masaya...

Genç mühendis kabul edip oturdu...

Oturuş o oturuş... Hiç tanımadığı bir aile masasına nezaketen davet edilmişliğin süresi uzadıkça uzadı. Ne mühendisi olduğunu sordum, baraj mühendisiymiş. Büyük bir firmada çalışıyormuş; 6 milyar da aylığı varmış. Sonradan 150 milyarlık çok pahalı bir arabası olduğunu da öğrendim.

Bizim genç mühendis iyi bir çocuktu ama, ayak üstü bir nezaket davetini nerdeyse bir işgale dönüştürecekti.

Yakınlarım sıkılmaya başladılar... Hiç böyle bir şey gelmemişti başıma...

Nezaketi, kibarlığı bırakıp; masaya göktaşı gibi düşmüş gence:

- Hadi bakalım tosunum sen artık yaylan, demek zorunda kaldık..

Yanıma sıvışmış yumuşak bir boya macunu gibi önce tınmak istemez gibi oldu... Neyse kalktı gitti sonunda...

Bir yanda Eminönü'nün "Üçüncü dünya" manzarası; bir yanda Boğaz'ın, sonradan görmelerden birinin densizliğine de rastlayabileceğin, lokantaları...

Tam 2 Türkiye'nin, 2 değişik yüzü... Koloni dönemlerindeki İslam ülkelerinde de aynı zıtlığı gördüğüm vaktiyle çok olmuştu. Hoş, o zıtlık her zaman vardı İstanbul'da. Sadece sonradan görmüşlük bugünkü kadar keskin değildi...

Endüstri devrimini ıskalamışlığın ahenksiz ve ilkel karmaşasını, galiba sonunda 21. Yüzyıl'ın globalleşmesi arıtacak; öyle görünüyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır