


Halk 31 milyon dolar koydu!
Vakıfçı işadamı ne koydu?
Hikayeye dürüst bakalım. Hikayeyi doğru okuyalım. Gaza gelmeyelim. Ünlü işadamı borazını da olmayalım, sanat, sinema, tiyatro maydanozu da. Toplumdan aldığını topluma geri vermek isteyen işadamının da heyecanını kırmayalım. Çalışmış, iş kurmuş, işçi çalıştırmış, vergisini de vermiş, çok da para kazanmış, kazandığı paranın bir bölümüyle de topluma hayırlı bir iş yapmak için yola çıkımış sanayicinin, tüccarın, bankacının, holdingçinin de varsa destekçisi olalım.
Dolayısıyla bu yazı...
Bu köşede çıkan...
Her yazı gibi...
Vicdan filitresinden...
Doğruluk süzgecinden...
Bilimsellik kriterinden...
Tarafsızlık ilkesinden...
Araştırma eleğinden...
Geçirilerek yazılmıştır...
***
Hikayeye bak! Çok heyecanlı, çarpıcı, vurucu, ibret verici, ders çıkarıcı, gizli niyet sökücü.
Bir vakıf tartışması yapılıyor.
Gerçek nedir? Gizlenen nedir?
Tartışmanın niyeti nedir?
Devletin, dolayısıyla halkın parasını alarak, bu paranın sırtından şan, şöhret, sosyal içerikli vicdan sahibi imajı kazanmak mıdır? Yoksa gerçekten bir vakfın kuruluş gerekçesi ve felsefesine uygun olarak devletten almadan halka bir İstanbul Sanat ve Kültür Merkezi kazandırmak mıdır? Sınırsız arzuları aşmış, durdurulamaz ihtiraslarını gemlemiş, inatçı hırslarından sıyrılmış, kazanmaktan, kişisel mal biriktirmekten doyuma ulaşmış işadamlarımızın biraz da toplum için çalışmaya karar vermesi midir?
Can alıcı soru budur...
Gerisi hikayedir...
Gerisi gazeteciliğe girmez...
Amigoluğa girer...
***
İstanbul Şehri'ne çok çağdaş, çok işlevli, bol konser salonlu, bol koltuklu, salon döşemeleri halıyla kaplanmış, gerekli köşeleri maun kaplamalı, mermerleri gerçek mermer, granitleri hakiki granit, ciddi bir elektronik donanımı olan, aydınlanması mükemmel, akustik sistemi kusursuz, avizeleri zarif, simultane tercüme sistemleri iyi düşünülmüş bir Sanat ve Kültür Merkezi kazandırmanın ilk girişimini rahmetli işadamı Nejat Eczacıbaşı yapmış.
Adı bin yaşasın...
Hayırlı bir teşebbüs...
İçinde Burla Makine'den Eczacıbaşı Holding'e, İzzet Baysal Vakfı'ndan, çok sayıda banka patronuna kadar tam 85 tane Türkiye'nin en büyük ve en zengin kişileri ile kuruluşları biraraya getirilmiş. Ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı diye bir vakıf kurulmuş.
Vakıf nedir? Hayır işi yapar.
Varlıklı insanlar paralarını, mallarını, mülklerini koyarlar ve bu gelirle topluma çeşmeler, hastaneler, okullar, öksüz evleri, üniversiteler, kütüphaneler, sanat merkezleri kurarlar.
Nejat Ecazıbaşı da...
Bu amaçla olsa gerek...
Vakfa öncülük etmiş, yol açıcı, buz kırıcı olmuş.
Olmuş da ne yapmış?
Bu Vakıf İstanbul'da önemli festivaller düzenlemiş, dünya tiyatrosu, sineması, müziğinden seçkin örnekleri isteyenlerin çok uygun fiyatlarla izleyebileceği ortamlar hazırlamış, fırsatlar yaratmış...
***
Sonra İstanbul'da Kongre Sarayı kurma kararı almış. O sırada ülkenin yönetiminde askerler var. General Kenan Evren de Cumhurbaşkanı. Nejat Eczacıbaşı, önce, Kenan Evren'i ikna etmiş ve böylece devletten Ayazağa semtinde 66 dönümlük (66 bin metrekare) bir araziyi 49 yıllığına kiralamış.
Arazi çok güzel...
Boğaza hakim, şahane...
Dünyada benzeri yok...
Yıldız Parkı'nın uzantısı ve Belgrad Ormanları'nın bir parçası, öbür yandan da Maslak Ormanları'na bağlanıyor. Burası padişahların av bölgesiymiş ve içinde de 3 tane tarihi köşk bulunuyor. Bu yüzden bu iki yol arasında kalmış 66 dönüm arazi parçası Sit alanı ve her türlü imara kapalı, kulübe bile yapamazsın.
Çivi bile çakamazsın.
Fakat amaç sosyal...
Toplum için kültür merkezi...
Dolayısıyla proje yürüyor...
7 yılı doluyor, Evren de cumhurbaşkanlığından gidiyor. Onun yerine Turgut Özal Cumhurbaşkanı oluyor. Nejat Eczacıbaşı ve vakfın kurucusu 85 büyük işadamı projeyi Özal'a gösteriyorlar ve binayı başlatmak için devletten para istiyorlar.
Özal söz veriyor...
***
Ve "Siz bu projeyi yapıp biterecek parayı bulun, ben başlangıç için de 10 milyon dolar koyacağım" diyerek devlet parasını özel vakfa veriyor. Kararnameler hazırlanıyor, Geliştirme ve Destekleme Fonu'ndan bu vakfın desteklenmesi, binanın yapılması devletin hedeflerinden biri haline geliveriyor.
Yahu bir dakika!
Bu vakfı kim kurdu?
Büyük, ünlü işadamları...
Parayı da onlar verecek...
Binaları onlar yapacaktı...
Fakat bu unutuluyor...
İstanbul Anakent Belediye Başkanı Dalan da belediye kaynaklarından 8 milyon dolar koyuyor. Yapı izni olmamasına rağmen imar izni veriliyor, Koruma Kurulları'ndan olurlar alınıyor ve Bedrettin Dalan da "Mademki parayı devlet ve belediye koyuyor o zaman bu vakfın başkanı Nejat Eczacıbaşı olmasın, ben olayım." diye tutturuyor.
Eczacıbaşı küsüyor, çekiliyor...
Dalan bir süre vakıf başkanı...
***
Fakat halk seçimlerde Dalan'ı siliyor. Vakıf yönetimi, başkanlığa tekrar Nejat Ecazıbaşı'nı getiriyor. Nejat Eczacıbaşı bu kez Başbakan Demirel'den de 10 milyon dolar daha devlet parası alıyor. Ayrıca Vakıf, hiç hakkı olmadığı halde, bu arazi içindeki tarihi köşkleri onartıp, "sana oturma hakkı vereceğim" diye İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndan da 3 milyon 100 bin dolar alıyor. Toplam 21 milyon 100 bin dolar devlet parası yani halk parası vakfa pompalanmış oluyor. Bu arada projede değişiklik yapılıp, binalar, kapalı alanlar 14 bin metrekare daha büyütülüyor. Maliyet de artıyor kuşkusuz...
Nejat Eczacıbaşı ölüyor...
Yerine kardeşi geçiyor...
Şakir Eczacıbaşı da bu kez Başbakan Bülent Ecevit'den devlet parası istemek için randevu talep ediyor. Ecevit de randevu vermeyince hikaye başlıyor:
Vay sen para vermedin...
Vay 28 milyon dolar yatırdık...
Kaba inşaatı bitirdik...
İnşaat durdu...
Kültür sarayımız yarım kaldı...
Bir feryat, bir figan...
***
Yani devlet bütçesinde sanki böyle "özel vakıf harcamaları da halktan toplanan vergilerle yapılır" diye fasıl varmış gibi bir bağırtı, bir lobi, bir baskı, bir tantana...
Devlet işte 31 milyon dolar vermiş.
Peki bu vakfı kuran 85 büyük işadamı kaç dolar vermiş?
Onu soran yok...
Kaça biteceği belli değil...
Ne zaman biteceği belli değil...
Ne büyüklükte olacağı belli değil.
85 işadamının ne verdiği belli değil... Böyle hikaye mi olur?
Ayıptır. Devlet parasıyla işadamının sosyal içerik imajı satın alması hangi kapitalizmde, hangi liberalizmde, hangi küreselleşmede görülüyor?