kapat

28.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Katlanılan bir hayat

Evlilik kadını da erkeği de hasta ediyormuş. Evlerin çoğu savaş alanı, eşler ise bu savaşın "gazileri" olarak yaşayıp gidiyor, ama yine de evlilik kurumu dimdik ayakta duruyormuş.

Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün yaptığı son araştırmanın sonucunu böyle duyurdu gazeteler.

Doğrusunu isterseniz, araştırmanın sonuçlarından hiçbiri şaşırtmadı beni. Kadınların büyük çoğunluğunun şiddet gördüklerini zaten biliyorduk. Bu şiddeti kimseye açamadıklarını da... Ankete katılan kadınların yüzde 73'nün eşlerinin hareketleri hoşlarına gitmese bile sabretmeyi tercih ettiklerini görmek için şöyle bir etrafımıza bakmamız zaten yeterliydi. Evliliklerin büyük çoğunluğunun "katlanmak" üzerine kurulu olduğunu bilmeyenimiz var mı?

Araştırmada beni dehşete düşüren tek nokta, kadınların kızları ile ilgili söyledikleri o korkunç söz oldu. Şiddete maruz kalan ve sabrettiğini belirten kadınların yüzde 45'i, eğer aynı durum kızının başına gelirse "o da sabretmeli" diyordu. Sabret ya da katlan dediği şeyin koca bir hayat olduğunu bildiği halde...

Bir anne canından çok sevdiği kızına katlanılarak geçirilen bir hayatı nasıl yakıştırabilir, böyle bir kötülüğü nasıl yapabilir? Kendi makus talihini masum bir kıza nasıl aktarabilir?

Hapishane yıllarına katlanılabilir. Kalıcı bir hastalıkla yaşamaya katlanılabilir. Ama söyler misiniz bana, milyonda bir istisnası dışında hapishanede yaşam için bir şeyler üreten insan tanıyor musunuz; ömür boyu yatağa bağlı felçliler arasında hayatı yeniden üretme gayretini hiç gözlediniz mi? İşte aile içinde katlanmaya dayalı bir hayata mahkum olan kadından da bu yüzden taş çatlatan bir sabır geliştirmek dışında bir şey bekleyemezsiniz.

Bir kadının parası, mesleği, gidecek yeri olmadığı için hayatını karartan bir ilişkiyi sabırla sürdürmesini bir dereceye kadar anlayabilirim. Ama bu kötü kaderi kızına aktarmasını asla...

Bu, kadının kadına en büyük ihanetidir.

İşte "ezilen kadın"ı yeniden ve yeniden üreten mekanizma budur. Kölelik bilincinin kuşaktan kuşağa aktarılması böyle olur.

"Ben sabrettim, kızım da sabretmeli" diyen ve evliliği kızı için tek gelecek, tek güvence olarak gören kadının o kızı okutması, meslek sahibi yapmak için uğraşması için bir sebep var mı? Böyle bir bilinçle yetiştirilen kız çocuğunun bütün hayatını iyi bir koca -en azından kolay katlanılacak bir koca- bulmak üzerine kurmasında şaşılacak bir şey var mı?

Bu araştırmayı okuduktan sonra bir kez daha inandım ki, "ezilen kadının" en büyük düşmanı onu döven söven erkekler değil yine kadınlar. Üstelik de onları dünyada her şeyden çok seven anneleri...

Ve yine bir kez daha inandım ki, evlilik denen kurum kadın için ömür boyu iş ve hayat güvencesi olmaktan çıkmadıkça; kadını, evlilik içinde koruma altına alma çabaları boşa çıkarılmadıkça, kadın cinsi ancak "katlanılabilir" hayatlar yaşamaya layık olacak.

Sabretmek ve katlanmak... Neyin karşılığı olarak? Bir ömür boyu karın tokluğuna çalışmanın ve kafayı sokacak bir eve sahip olmanın karşılığı olarak...

Bundan birkaç yıl önce yazdığım bir yazıda, kadını nafakayla, tazminatla, boşanmanın zorlaştırılmasıyla ya da mal rejimiyle evlilik kurumu içinde korumaya almaya yönelik çabaları eleştirirken, "tamam," demiştim, "Madem ki şu an da korunmaya muhtaç bir kadın kuşağı var, onlar için bir geçiş dönemi belirleyelim. Ama koruma politikalarını sürekli hale getirmeyelim. Çünkü o zaman o anneler, kızlarını da kendileri gibi birer evlilik mahkumu olarak yetiştireceklerdir ve bu bilinç kuşaktan kuşağa sürüp gidecektir."

Şimdi ne dediğim daha iyi anlaşılmıştır umarım.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır