SABAH-İstanbul'a ulaşan okur tepkileri de, kentiçi ulaşımda minibüs ilkelliğinin varlığına tahammül kalmadığını gösteriyor. Saçı sakalı birbirine karışmış, yolcuya saygısız, teybini ağzına kadar açıp arabesk çalan, trafik kuralı tanımayan minibüsçü çoğunluğu, bu işi İstanbullunun gözünden düşürdü. Oysa içlerinde istisnalar da var. Geçenlerde Göztepe'den Kadıköy'e giderken onlardan birine rastladım.
ARACIN içi pırıl pırıldı, temizlik kokuyordu. Şoför "kravatlı" değildi, ama temiz pak giyimliydi. Tüm inenlere binenlere gülümseyen, "İyi günler" dileyen aydınlık yüzlü bir gençti. Aracın radyosu asla kulak tırmalamayan son derece kısık bir sesle çalıyordu. Müzik gerçi Beethoven değildi; ama şoförümüz, herkesin zevkle dinleyebileceği hafif müzik yayını yapan radyo kanallarından birini açmıştı. Aracın hiç bir yerinde abuk sabuk, çirkin sloganların yazıldığı yapıştırmalar, abartılı süsler görünmüyordu.
AYAKTA yolcu yoktu. Minibüslere ayrılmış durakların haricinde, olur olmaz yerlerde durup yolcu almıyordu. Öyle yerlerde inmek isteyenleri bile, durumu kibarca izah ederek duraklarda, trafik düzenini bozmayacak uygun yerlerde bırakıyordu. Hız sınırını aşmıyor, öteki araçları sollamıyor, kimseyle yarışmıyor, trafik kurallarına tamamen uygun hareket ediyordu.
BİR ara torpido gözünden bir şişe kolonya çıkartıp şoför mahallindeki koltukta oturduğum için önce bana ikramda bulundu. Öyle hacıyağı gibi ağır kokulu bir kolonya değildi. Çam esanslı, sıcak havada insanın içini rahatlatan bir kolonyaydı. Sonra şişeyi arkaya uzattı; "Lütfen tüm yolcular elden ele geçirerek kolonyamdan buyursun" diye rica etti.
KADIKÖY'e ulaştığımızda, son durak yolcularını yine gülümseyerek ve "İyi günler" dileyerek aracından uğurladı. Hepimiz bu saygılı, uygar genç sayesinde güne güzel başlamış olduk.
DİYECEĞİM şu: Görgüsüz ve kuralsız olanlar, mesleklerinin adıyla beraber görgülü ve uygar olanları da lekeliyor. Kurunun yanında yaş da yanıyor.