kapat

27.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Uzun, ince yol"a bakış...

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik serüveni, 200 yıla yaklaşan "modernleşme çabaları"nın doğal, kaçınılmaz ve bu tarih dilimine denk düşen son halkası. Türkiye'nin bu yöndeki çabaları, hiçbir zaman belirli bir "iç direnme"yle karşılaşmaksızın gerçekleşmediği için, AB yolunda da barikatların bulunması, yola mayınlar döşenmesi anlaşılabilir bir şey.

Ancak bir şey daha var: Türkiye'nin 200 yıllık modernleşme serüveni, hiç gerilememiş, ülkenin yönü geriye çevrilememiş; bu anlamda Türkiye, hep ileriye yönelik bir güzergâhın üzerinde bulunmuştur. Gerçi yerinde saydığı, sağa sola yalpaladığı olmuştur ama yoldan sapmamış, geriye de hiç dönmemiştir.

İki yüzyıl gerilere gidip düşünüldüğünde, Sultan II.Mahmut'un yeniçeri ocağını kaldırması ve tarihin en büyük "kıyafet devrimi"ni yapması, şimdi tarih kitaplarında birkaç satırdan ibarettir ama bunların yapıldığı tarih gözönünde tutulursa, "radikallik değeri" olarak, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki atılımlardan hiç aşağı kalır yanları yoktur.

Türkiye, büyük sıçramalarla değil, çapı itibarıyla büyük ve ağır ağır zamana yayılan birikimlerle yol alan bir yapıda. Eğer, Cumhuriyet'in ilk dönemindeki radikal dönüşümler başarıya ulaşmışsa, bunda kuşkusuz, 100 yılı aşkın bir birikimin olgunlaşmasının payı vardır. Bu, kıyafet inkılâbı için de, harf inkılâbı için de, diğerleri için de geçerlidir.

Türkiye'nin modernleşme serüveninin, 20.yüzyıl'daki en görkemli şahsiyeti elbette ki Kemal Atatürk'tür. Geçen yüzyılın büyük tarih” ve uluslararası şahsiyetleri arasında pek azı, onun ülkesine ve dönemine vurduğu kalın çizgili damgayı vurabilmiştir.

Atatürk, kendinden önce bir yüzyıl boyunca oluşan birikimi devraldığı gibi, kendisi de buna yepyeni boyutlar ekleyerek, 21.yüzyıl'ın Türkiye'sinin hedeflerini biçimleyecek çizgiler çizmiştir. Ülkenin doğrultusunu, Avrupa'ya çevirmiş olduğu şüphe götürmez. "Muasır medeniyet" (çağdaş uygarlık) hedefinin adresinin o günün Avrupa'sı olduğu tartışılmamaktadır. Bu, Türkiye'nin bugün izleyeceği rota için de ipuçları taşıyor.

Kimilerine pek ters gelse de, Türkiye'nin modernleşme serüvenine en güçlü ivmeyi kazandıranların başında Turgut Özal gelmektedir. Döneminin uluslararası şartlarını değerlendirerek, Türkiye'ye yepyeni ekonomi ve siyaset kalıpları dökmüş ve en önemlisi Türkiye'nin Avrupa rotasını, AB'ye tam üyelik başvurusuyla perçinlemiştir. Bu konuda gerçekçilikten de uzak düşmemiş ve bunun "uzun, ince bir yol" olduğunu vurgulamıştır.

Bugün, o "uzun, ince yol"da, yolun uzunluğu ve inceliğiyle orantılı sancılar arasında yol alıyoruz.

Garip ve paradoksal olan bu değil. Türkiye'nin modernleşme serüveninde, "ileri"nin mirasçısı olduğunu ilân etmiş ve referans olarak Kemal Atatürk'ü almış olan çevreler, bugün AB'ye en fazla ayak sürüyenlerin başında geliyor. Buna karşılık, Geleneksel olarak "Batı"nın ve dolayısıyla Avrupa'nın tümüyle karşısında mevzilenmiş görülen siyasi akımlar ve bunların toplumsal dayanakları, "demokrasi değeri"nin son yıllarda artması ve bunun önemini onlara anlatması sayesinde, AB rotasına en istekliler arasında yer alıyorlar. İşin ilginç yanı, daha iki yıl önce kamuoyu yoklamalarında yüzde 50'yi zor bulan Avrupa ile entegrasyon talebinin, aynı kamuoyu yoklamalarında artık yüzde 80'lere tırmanmış olması.

Türkiye'nin Avrupa Birliği rotasını sekteye uğratmak isteyenler şu dönemde "devlet gücü"nün "bir bölümü"ne hâkim oldukları için güçlü görünebilirler. En fazla yapabilecekleri, Amerika'ya yaslanarak ve Amerika'yı Avrupa üzerine oynayarak nefes alabilmektir. Ne var ki, Amerika da, Türkiye'nin AB rotasından ağırlık koyarsa, bunların manevra alanı pek kısıtlanacaktır. Kaldı ki, devlet cihazı da artık monolitik değildir. İçinde, azımsanmayacak bir "AB ve demokrasi eğilimi" mevcuttur.

Dış dinamiklerin yanısıra güçlü bir iç dinamiğin karşısında, AB karşıtlarının direnme güçleri uzun süremez. Türkiye'nin AB doğrultusunun önlenemez bir güç kazanması, "Avrupa hayranlığı"ndan değil, "demokrasi talebi"nin gücünden kaynaklanmaktadır.

AB'ye entegrasyon süreci, bir "demokrasi metaforu" haline gelmiştir...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır