kapat

27.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Lucescu'nun yanlışları..

Galatasaray'ın yeni hocası Lucescu'yu gözüm hala tutmuş değil.. Üç sebebi var..

Birincisi insanı çarpan bir kariyeri yok. Üstelik modası geçmiş bir futbolun temsilcisi..

İkincisi.. Fatih Terim gittiği anda, Galatasaray yönetimi en az onun kadar parlak isimlerden bir liste hazırladı ve peşlerine düştü. Lucescu bu listede yoktu. Çaresizlik içinde kıvranılırken, Hagi imdada yetişti. Onun tavsiyesi ile Lucescu'ya gidildi. Yani Romen hoca yönetimin bile tercihi değildi. Gel de güven.. Hele bir de Hagi'nin gölgesinde kalacağı dedikoduları yükselirken..

Üçüncüsü.. Lucescu'nun sözleri..

Hakan Şükür'e dil uzatarak başladı işe.. Hakan öyleymiş de, Jardel böyleymiş..

Futbolcusunu savunmak hocanın görevii.. Ama onu savunurken başkasına dil uzatmak acz işareti.

Bakın Hakan, hayatta en sevdiğim futbolculardan biriydi.. Ama karakterini yakından tanıdıktan, insanları nasıl kullandığı, nasıl yalanlar söylediğini saptadıktan sonra, sevdiklerim ve dostlarımın listesinden çıkardım. Şimdi günahım kadar sevmiyor, hatta yüzünü görmek istemiyorum. O maske takılmış surat ekranda bile bana battığı için..

Ama bu, Hakan'ın dünyanın en büyük futbolcularından biri olduğu gerçeğini inkar ettirmez bana..

Hakan, sadece bir golcü değildir. Hatta, bunca hem de çok kritik goller atmasına rağmen, golcü bile değildir. Hakan komple bir takım futbolcusudur. Eğer Metin Oktay gibi, Tanju gibi, tek başına gol vuruşu idmanları yapsa ve karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda gol oranını, çok değil, yüzde 50'ye yükseltebilseydi, bugün Figo'nun fiatı, onunkinin yanında sadaka gibi kalırdı.

Gene de Galatasaray onu 13 milyon dolara satarsa yazık eder. Baliç ve Okachaların 20'şer milyon dolar ettiği piyasada Hakan daha aşağı gitmez.

Bu kadar çok gol kaçıran adam, nasıl gol kralı oluyor, düşündünüz mü?.. Golü kokluyor, hemen her pozisyonun içinde oluyor da ondan.. Hakan, küsmediği, istekli olduğu zaman, golü bekleyen adam da değil. Sahada basmadık yer bırakmayan hırsı, hücum presi en iyi yöneten ustalığı ile gerçek bir değer.

Ruh sağlığı yerinde olabilirse, duygusallığını yenebilirse, oyuna küsme huyundan vazgeçebilirse İnter onun dünyaca zafer yılı olabilir.

Lucescu'nun Hakanlı, hele hele Fatih Terimli polemiklere hiç ama hiç girmemesi lazım..

Galatasaray Teknik Direktörü "St. Gallen önünde şansımız yüzde 50" diyemez. Derse derhal işine son verilmesi gerekir..

Senin Avrupa'da adı bile geçmeyen S. Gallen önünde şansın yüzde 50 ise, Şampiyonlar Liginde ne işin var?.. Yarın Barcelona, Real, Mancester, Bayern, Paris St. Germaine önünde takımı nasıl motive edersin, onları kazanacaklarına nasıl ikna edersin?.. Kafalarda kazanamazsan maçı, sahada nasıl kazanırsın?.

Kazanacağına inanmak, bir güven meselesidir. Rakibi ciddiye almamak ise ahmaklık. Bu ikisi arasındaki Himalayalar kadar farkı oyuncuya anlatmak da Teknik Direktörün görevi..

Gerçeği St. Gallen hocası söylüyor.. "Şansımız yüzde 20!.."

O kadar bile değil ya..

Lucescu, "Fifty- Fifty" derken, futbolcuları çocuk sanıyor, kandıracağını düşünüyorsa, aldanıyor.. Ona gülüyorlardır, içlerinden, "Hoca biz kimleri gördük" diye..

Lucescu, UEFA Şampiyonu bir takıma değil de, Çemişkezekspor'a gelmiş gibi konuşamaz. Böyle bir hakkı yoktur. Böyle aptalca konuşmak taktik de olamaz.

Galatasaray yönetimi, Galatasaray'ı bilmeyen bu Romen'e neyin ne olduğunu anlatmak üzere birini görevlendirmeli ve "Bu işleri öğrenene kadar ağzını kapa Hoca" demeli..

Olacağı kadar olamayanlar..
Dünyanın Real Madrid'in Figo'ya ödediği, artık astronomik sözcüğünü de kifayetsiz bırakan transfer ücretini tartıştığı günlerde, biz yeteneklerinin kimbilir kaç Figo ettiğinin farkına bile varmadığımız bir futbolcuyu sessiz sedasız gömdük..

Arkasından spor sayfalarında yazılanları okudum.. Gerçekçi olan bir tanesi yoktu..

Bu "Sessiz" ölümün bugünkü gençlere, bugünkü Yusuflara ders olması gereken yanını bir tek spor yazarı kaleme almamıştı.

Yusuf, Allah vergisi, dünya çapında bir yetenekti.. Ama bu yeteneğinin yüzde birini sahalara koyamadan çekti gitti.

Çünkü futbol onun dünyası değildi. Onun dünyasında, sabahlara kadar keyif ve alkol vardı..

Yusuflu Klüp 12 gecelerini bir tek Radikal'deki o tadına doyulmaz pazartesi yazılarında Arda Uskan hatırlattı.

Oysa başta, yıldızlarının beraber parladığı Sanlı Kaptan olmak üzere, tüm yakınları Yusuf'un yanlışlarını da anlatmalı, dünyanın en büyük yeteneklerinden birini nasıl ziyan ettiğini altını çize çize yazmalıydılar ki, günümüz Yusufları bu "Sessiz" ölümden ders çıkarsınlar..

Yazmalıydılar ki, bu erken ve sessiz ölüm boşa gitmesin. Hiç değilse başkalarını kurtarsın..

Yazmalıydılar ki, mesela Sergen o cenazede en ön safta bulunsun ve mezarı başında "Senin yanlışlarına düşmeyeceğim, ağabey" sözünü versin..

Baba Gündüz'ün bir yazı dizisi vardı, Milliyet'te Zeki Çol'un yerinde olsam, yeniden yayınlardım.. "Olacağı kadar olamayanlar" diye..

Zamanının en büyük teknik direktörlerinden biri olarak yeteneklerin farkına varmış ve bu yeteneklerin genelde kişisel zaaf ve hataları yüzünden, "Olacakları kadar olamayışlarına" kahrolarak bu yazı dizisini hazırlamıştı.

Yusuf olacağı kadar olamayanlardandı işte.. Belki de birincisiydi.

Onun zamanının tamamını gazeteci olarak yaşadım. Ve onu seyre doyamadım.. O kadar büyük bir klası vardı.. Ama kaç maç bu klası sahaya koydu?..

Klüp 12'yi sevdiği kadar antrenmanı sevseydi eğer, bugün Metin Oktay gibi efsaneydi. Metin Oktay gibi heykeli dikilmişti.. Metin Oktay gibi, adı tesislere, parklara verilmişti..

Daha o yaşlarda damarlarını alkolle doldurmasa, kalbi bu kadar kolay pes eder miydi, o da ayrı soru!..

Yusuf, vefalı Beşiktaşlılar dışında sessiz sedasız gitti.

Cenazesinde Sergen bile yoktu!..

Olimpiyatın tadı kaçtı!..
Avustralya dünyanın öbür ucu.. Hani, kadın yaşlarını kıtalara benzeten fıkralarda geçer.. "70'inden sonra kadın Avustralya'ya benzer. Herkes nerde olduğunu bilir, ama kimseler gitmez.."

Son yıllarda Avustralya'ya gitmek için çok fırsatım oldu. Ama 2000 yılında Olimpiyata gitmeye kararlı olduğum için hepsini teptim.. "Bir ömürde bir defa gitmek yeter" diye..

Olimpiyat yaklaştıkça da, cayar gibi olmaya başladım.. Benim gibi Olimpik manyak Cüneyt Ağabeye (Koryürek) ve Kenan'a (Onuk) "Yahu bir tek yarış için dünyanın öbür ucuna gidilir mi" deyip duruyordum..

"Ama bu 200 metre milenyumun yarışı olacak" diyorlardı..

Maurice Greene 100-200 dublesi yapacağına emindi. Michael Johnson, 200-400 dublesini Atlanta'dan sonra tekrar edeceğini bağırıp duruyordu.

Bütün dünya da, bu dünyanın en hızlı iki adamını bir araya getirecek 200 metreyi merakla bekliyordu..

Hatta 100 metreden daha uzun yarışlara atletizm gözü ile bakmayan Cüneyt Ağabey bile bu defa heyecanlanmıştı.

Nazar değdi.. Amerika seçmelerinde, yani Amerikan Olimpiyat takımına girmek için düzenlenen yarışların 200 metre finalinde 70'inci metrede Michael Johnson devrildi. 100 metrede de, Greene tekleyip koşuyu terketti. Ve Milenyumun yarışı başlamadan bitti..

Oysa ikisi de takıma girse, Olimpiyat, hem de Amerika seçmelerinin rövanşı olarak, nasıl ekime kadar konuşulacak, bu iki adam, nasıl medyatik olacak, dolayısı ile Olimpiyatların reklamı nasıl yapılacaktı..

Dünyada yıldızların sayısı giderek azalıyor.. Hele Olimpiyatların nerdeyse yarısı demek olan atletizmde.. Onlar da kazaya uğrayınca, asıl kaybeden Olimpizm oluyor..

Johnson - Greene 200 metresi tüm dünyada en az 4 milyar insanı ekran başına toplardı. Şimdi kaç kişi izler o 200'ü acaba?..

Juan Antonio Samaranch, Olimpiyatların giderek sönen cazibesini korumak için inadından vazgeçmeli ve süperstarların, IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) tarafından bireysel davet edilebilmesi (Wild Card) kararı artık çıkmalı.. Dünya rekortmenleri, son Olimpiyat ve Dünya Şampiyonları ve yarışlara cazibe katacağına inanılan süperstarlar, kendi ülkelerinin takımlarına seçilmedikleri takdirde, Olimpiyat Bayrağı çekilmek ve Olimpiyat Marşı çalınmak kaydı ile, bireysel davet edilebilmeli..

Atlanta'da, Danimarka henüz pasaport vermediği için, dünyanın yıllardır en iyisi ve dünya şampiyonu Kipketer yarışmayınca, kim kaybetti?.. Kipketer mi, Olimpiyat mı?..

Johnson ve Greene'siz 200 metre, bunların mı, Olimpiyatların mı kaybı olacak?..

Dün Cüneyt ağabeyle konuştum.. Uzun mesafelerin dünyaca ünlü Kenyalıları da, kendi takımlarına girememişler, Sydney'e gelemiyorlarmış..

Buyrun bakalım?..

Adı, dünyanın en büyük yarışmaları, ama dünyanın en iyi atletleri yok.. Çünkü o belli tek günde, hasta, ya da sakattılar ve bu yüzden 4 yılda bir gelen Olimpiyatta yarışma şansını yitirdiler.. Şimdi tekrar düşünün.. Yitiren onlar mı, yoksa onları seyir zevkinden mahrum kalan dünya insanları mı, yoksa onların yokluğu yüzünden cazibesini ve seyircisini yitiren Olimpiyatlar mı?..

Sinan Erdem, IOC'nin sporcu davet hakkını, ilk Olimpiyat Kongresinde teklif olarak getirmelidir..

Olimpiyatların artık süperstarları dışarda bırakma lüksü yoktur.. Çünkü süperstarlar artık eskisi kadar bol yetişmiyor..

Önemli olan kazanmak değil, katılmak, doğru ama, meşaleyi bir asırdır yanık tutanlar, katılanlar değil, süperstarlar.. Bunu hiç akıldan çıkarmayalım..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır