  
Korurken öldürüyorlardı!
YIL 1983... Kenan Evren Boğaz'da tekne ile dolaşıyor... Kanlıca önlerine geldiğinde birden gözüne Doktorlar Sitesi çarpıyor... Kanlıca sırtlarına yanyana dikilen yapıları gören Evren, Boğaz'ın giderek talan edildiği ve edileceği kanısına kapılıp o an karar veriyor: "Boğaz'da yapılaşmayı yasaklayan bir kanun çıkarılmalı..."
O tarihlerde Evren Paşa'ya "Hayır" diyebilmek mümkün mü?
Seçimlere 2 ay kala alelacele 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu çıkarılıyor... Bu yasa ile Boğaziçi 3 bölgeye ayrılıyor:
1: Öngörünüm
2. Geri Görünüm
3. Etkilenme Bölgesi...
Ancak yasa çok kısa sürede hazırlandığı için birçok yanlış da yapılıyor.. Öngörünüm bölgesinde bulunan bir yer arka görünüm bölgesinde gösteriliyor... Veya etkilenme bölgesinde kalan bir parsel ise getirilip ön görünüm bölgesine yerleştirililiyor...
Örneğin günümüzde de tartışma konusu olan ve Boğaz'dan net ve açık olarak görülen Göksu Evleri'nin bulunduğu alan etkilenme bölgesine dahil ediliyor...
Yasanın çıkması ile bir kaos baş gösteriyor... Çünkü; öngörünüm bölgesine çivi çakılması yasak ediliyor... Başlarına yağmur yağan binlerce İstanbullu evlerinin kiremitlerini değiştiremiyor...
Geri görünümde yüzde 15'i geçmemek üzere 4 kat inşaata izin veriliyor... Etkilenme bölgesinde ise kısıtlı plan yapmak koşulu ile bina dikilmesine izin veriliyor...
İşte; bu yasanın çıkmasından 7 ay sonra Bedrettin Dalan Belediye Başkanı seçiliyor...
ÖZAL HAK VERİYOR
Dalan o günleri şöyle anlatıyor: "Göreve başladığımda bu yasayı kucağımda buldum... Uygulanabilmesi mümkün değildi... 1985 yılında İmar Yasası değiştirilirken rahmetli Özal'a gittim.. Özal İstanbul'a geldiğinde hep Orduevi'nde kalırdı... Bu kez Hilton'da kalıyordu... Yanımda da İstanbul milletvekili İbrahim Özdemir vardı..."
Dalan, Başbakan Turgut Özal'a, Kenan Evren'in emri ile çıkarılan Boğaziçi Yasası'nın Boğaz'ı korumaktan çok yok etmeye hizmet ettiğini belirtiyor ve "Boğaz ölüyor Turgut Bey" diyor...
Sebebini de şöyle özetliyor:
"Binlerce dönüm boş alana gecekonducular girmeye başladı.. Bir yeri en iyi koruma kullanarak olur... Çıkarılan yasanın doğru tarafları var ama vur deyince öldürmüş... Gelin buraları düşük yoğunluklu imara açalım..."
Özal, güvenip inandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nı dikkatle dinledikten sonra hak veriyor... Sonuçta İmar Yasası'na iki madde ekleniyor... Böylece Boğaziçi'nde kullanılarak korunma devrine giriliyor...
DALAN DÖNEMİ
Bedrettin Dalan bu yasanın ve hazırlanan imar planının neler getirdiğini şöyle özetliyor:
"5 bin metrekare yüzde 6 imar şartıyla ve iki katı geçmemek üzere ruhsat verdik... Hatta Boğaz görünümünü bozmaması için 5 dönüme bir değil iki bina yapılmasını yani yoğunluğun ikiye bölünmesini öngördük.. Hatta bununla kalmadık, Boğaziçi öngörünümüne bina yapacakların peyzaj mimarisi ile ilgili proje hazırlatmalarını, mevcut ağaçların en çok yüzde 10'unu kesebileceklerini ve kestiklerinin 3 mislini dikeceklerini yönetmelik hükmü olarak getirdik.. İddia edildiği gibi ağaç katliamı gerçekleştirmedik... Çünkü bizim amacımız inşa edilecek o yapıların dikilecek ağaçlarla kamufle edilmesiydi... Hatta villaların boya rengini bile biz verdik... Hepsinin aşı rengine boyanmasını istedik.. "
Yasanın ve yönetmeliğin çıkmasından bir süre sonra yavaş yavaş ruhsat talepleri başlıyor... Ve isteyenler tapulu arazilerine yasa ve yönetmeliğe uygun olarak hazırladıkları projeler karşılığı aldıkları ruhsatlarla temel kazıyor...
RÜZGAR DÖNÜYOR
İşte; ne oluyorsa bu aşamada oluyor... Belli kafalar ayağa kalkıyor:
"Boğaz mahvediliyor!"
Bir anda rüzgar değişiyor... Düne kadar göklere çıkarılan, Haliç için alkışlanan Dalan, Boğaz düşmanı yapılıyor...
Hata saygın gazeteci Hasan Pulur bile köşesinde şöyle yazıyor: "Dalan'ın heykelini Haliç'e dikmeli, ama ipini Boğaz'da çekmeli..."
Bedrettin Dalan, Hasan Pulur'un bu yazısını okuduğu gün içinde kopan fırtınaları saklamıyor: "İpini çekmek çok önemli bir konu... Menderes'i asan bu ülke hala onun yarasını kurutamadı... Hasan Pulur'u o gün okuduğumda çok etkilendim.. Herhalde Hasan Pulur bugün Boğaz'daki yağmayı görünce en az benim o gün etkilendiğim kadar etkileniyordur.."
Dalan yönetimindeki Büyükşehir Belediyesi 1987 yılına kadar 1000 villaya yasalara ve yönetmeliklere uygun ruhsat veriyor...
CHP de, Boğaz'ı koruma amaçlı imara açan İmar Yönetmeliği'nin iki maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne gidiyor... Anayasa Mahkemesi raportörü iki maddenin iptali için görüş bildiriyor.. Sonuçta yüce mahkeme CHP'nin başvurusu doğrultusunda karar veriyor...
Bedrettin Dalan'ın ipini mi çekmeli, heykelini mi dikmeli?
BOĞAZ son 20 yıldır kamuoyunda tartışıldı... Ve bu tartışma öyle bir toplumsal tepki yarattı ki; 1980 ihtilalinden sonra Boğaz alel acele çıkarılan bir yasa ile korumaya alındı... Belki de dünyada ilk kez şehirciliğin, belediyeciliğin ruhuna aykırı olarak bir bölgenin imar planı yasaya bağlandı... Ve belli çevreler bugüne kadar hep Bedrettin Dalan'ı boy hedefi yaptı... Hatta, saygın gazeteci Hasan Pulur bile yıllar önce bir köşe yazısında "Dalan'ın heykelini Haliç'e dikmeli, ama ipini Boğaz'da çekmeli" diye yazdı... Bütün bu suçlamalara karşı boy hedefi haline gelen Dalan hep sustu... Hiç konuşmadı... Suskunluğunu ilk kez SABAH-İSTANBUL için bozan Bedrettin Dalan, kendi penceresinden Boğaz gerçeğini bütün çıplaklığı ile anlattı...
Osmanlı'dan günümüze Boğaz
18'inci yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı Boğaz'dan uzak.. Bu nedenle Boğaz'da bir tek ağaç yok... Bu, o tarihlerdeki fotoğraflarda, resimlerde net bir şekilde görülüyor...
Osmanlı'da 1802'ye kadar tapu hakkı olmadığı için bütün mal-mülk Padişah'ın elinde... Saray, 1802 yılında "sened-i ittifakla" tapu hakkını getiriyor..
1802'den sonra Osmanlı paşaları sur içinde ev yaptırmak yerine Boğaz'ın uzak yerlerine konak yaptırmaya başlıyor.. Gerçi tapu haklarını almışlar ama Saray korkusundan ne olur ne olmaz diyerek padişahın gelemeyeceği yerlerde oturmayı tercih ediyorlar... O tarihte yol falan yok.. Paşalar, paşazadeler 8 çifte kürekli kayıkla gidilip-geliyorlar...
Bu konakları yaptırırken bir yandan da arkalarındaki boş arazileri ağaçlandırmaya başlıyorlar.. Ve Boğaz sırtları böylece yeşillenmeye başlıyor... Örneğin Fethi Paşa Korusu, Abraham Paşa Korusu, Ayşe Sultan Korusu böyle meydana geliyor... Kısacası bugün Boğaz'daki koruların tamamı son 150 yıl içinde gelişiyor...
Üstelik bu koruluklara İstanbul'da o güne kadar görülmemiş ağaçlar getirilerek dikiliyor...
*
Zaman içinde Osmanlı demokratikleştikçe tapunun kutsallığı arttıkça yalı inşaatları çoğalıyor... Yalılar çoğaldıkça Boğaz'a akın başlıyor.. Bundan padişah da etkileniyor ve 1870'de Sultan Abdülaziz Topkapı'dan çıkıp Boğaz kıyısına yeni inşa edilen Dolmabahçe Sarayı'na geçiyor...
İşte o tarihten itibaren Boğaz'da yalı sahibi olmak moda halini alıyor...
Osmanlı burjuvazisi Boğaz kenarlarını mekan tutmaya başlıyor...
1900'lü yılların başına gelindiğinde Sarıyer'den Beşiktaş'a kadar Boğaz'ın iki yakası tren vagonları gibi sıralanmış yalılarla doluyor.. Deniz kıyısında yalılarla, arkalarındaki koruluklarla Boğaz halka tamamen kapatılıyor...
Yapılaşmamış yer olarak vadilerin Boğaz'a inen kıyıları kalıyor.. Bu vadilerden akan dereler sivrisinek yaptığı işin Osmanlı paşaları buralarda oturmuyor..
İşte boş kalan bu dere ağızlarına Şirket-i Hayriye tarafından iskeleler yapılıyor, vapur seferleri başlıyor... (Bugün Boğaz'daki bütün dere ağızlarında birer iskele vardır)
Sıradan Osmanlı halkı da bu iskelelerin arkasındaki vadilere yavaş yavaş ev yapıp oturmaya başlıyor.. Bu evler genelde iskeleye yürüme mesafesinde oluyor......
Yapılaşma Cumhuriyet döneminde de devam ediyor.. Bu kez vadiler boyunca 5-6 katlı binalar dikiliyor...
*
1950'li yılların ikinci yarısında İstanbul'da büyük bir değişim başlıyor.. 1956'dan itibaren Haliç'in iki yakasına sanayi tesisleri kuruluyor.. Büyük gelirler elde eden bu sanayi tesislerinin sahipleri, ithalatçılar ve ihracatçılar yani "İkinci Cumhuriyet kuşağı" giderek Osmanlı paşalarının ve paşazadelerinin yerlerini alarak Boğaz'a akıyor... Eski yalı ve konakları satın alıp ya onarıyor, ya da yıkıp yerine yenilerini yapıyor.. Böylece Boğaz sırtlarına çirkin görünüşlü ama Boğaz manzaralı binalar dikiliyor... Bu durum 1983 yılına kadar sürüyor...
Boğaz'a çivi çakılması yasaklanınca, sırtları konducular işgal etmeye başladı...
Kenan Evren, seçimlere iki ay kala çıktığı Boğaz turunda Kandilli sırtlarındaki Doktorlar Sitesi'nin inşaatını görüyor ve hemen emir veriyor: "Boğaz'ı bina dikip mahvedecekler... Hemen bir yasa çıkarılsın..." Evren'e hayır demek mümkün değil... Alelacele bir yasa hazırlanıyor ve Boğaz'a çivi çakmak yasaklanıyor...
Boğaz'da oturan binlerce İstanbullu kiremitlerini aktaramıyor... Yağmur üzerlerine yağıyor, onlar ses çıkaramıyor.. İşte bu sırada seçilen Dalan, Başbakan olan Özal'a giderek, "Boğaz ölüyor Turgut Bey.. Konducular üşüşüyor" diyor... Özal, güvenip inandığı Dalan'ı dinliyor ve İmar Yasası'na iki madde eklenmesini istiyor...
Dalan yönetimindeki Büyükşehir Belediyesi 1987 yılına kadar 1000 villaya yasalara ve yönetmeliklere uygun ruhsat veriyor... CHP de, Boğaz'ı koruma amaçlı imara açan İmar Yönetmeliği'nin iki maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne gidiyor... Anayasa Mahkemesi CHP'nin başvurusu doğrultusunda karar veriyor...
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girdiği için Dalan başvuruda bulunanlara ruhsat veriyor... Çünkü hukukçular, "Bu karar yürürlüğe gireceği tarihe kadar belediye olarak yasal taleplere ruhsat vermelisiniz... Aksi halde İmar Kanununu çiğnemiş olursunuz" uyarısında bulunuyor...
|