Önceki hafta gerçekleşen Turkcell halka arzı, sermaye piyasalarımız açısından önemli bir 'ilk'ti. Hem büyüklüğü, hem de teknoloji ve servis sunan bir şirket olması açısından, İMKB'deki genel şirket yapısından farklıydı. Ana hissedarları Çukurova Holding ve Finlandiya'nın cep telefonu operatörü Sonera olan Turcell'in yüzde 10'luk hissesi halka arz edildi. Arz edilen hisselerin o günkü satış değeri 1.7 milyar dolar civarındaydı. Hisselerin İMKB ile birlikte New York Borsası'nda da işlem görmesi, bizler için gurur kaynağı oldu.
Borsa yatırımları, ülkemizde bazen 'kumar oynamakla' eşanlamlı algılanabiliyor. Oysa, borsalarda kote edilen şirketler, bir ülkenin ekonomik gelişme potansiyelini yansıtıyor. Özellikle kısa vadeli ve tek şirkete odaklı yaklaşımlardan uzaklaşıp, orta ve uzun vadeli portföylere bakıldığında, borsa yatırımları, ülkenin büyüyen sektörlerine yapılan rasyonel yatırımlar olarak algılanabilir.
Türkiye'de ise kurumsal yatırımcıların azlığı, spekülatörlerin yanıltıcı taktikleri ve ülkenin politik riski, İMKB'yi olması gerekenden daha inişli-çıkışlı bir rotaya zorluyor. Yılbaşından bu yana, İMKB, dolar bazında yüzde 24'lük bir düşüş yaşadı. Borsanın en yüksek düzeye ulaştığı 18 Ocak'tan bu yana ise yüzde 40 değer kaybına uğradı. Ancak aynı dönemdeki ekonomik ve politik gelişmelere bakıldığında, bu düşüşün mantıklı açıklaması yok gibi. Bir kısım düşüş, kâr amaçlı satışlardan kaynaklanıyor. Genelde ise, bu dönem, hükümetteki çalkantıların durulduğu, bütçe disiplininin yaygınlaştığı, enflasyonun düştüğü, Tüpraş ve Poaş gibi önemli özelleştirmelerin gerçekleştiği olumlu bir zaman kesiti.
Her piyasada olduğu gibi, bizde de psikolojik faktörler ön plana çıkabiliyor. Örneğin son zamanlarda AB ile ilişkilerde, hem içte hem dışta, yapay kriz yaratmak moda oldu. AB ilişkileri, iç politika malzemesi veya sansasyonel haber konusu yapılmaya başladı. Özellikle Kıbrıs, azınlık hakları ve idam cezası konuları, bu çerçevede çarpıtılmaya başlandı. Bunu yanı sıra, yapay bir hükümet krizi ve 'demokratikleşme adına' yapay bir 'cumhurbaşkanı seçme' krizi de yaşamıştık. Bu iki kriz, borsaya fazla yansımamıştı, ama özellikle yabancı yatırımcıların Türkiye'ye güvenini azaltmıştı.
Aslında Turkcell, Türkiye'nin teknoloji sektörünü İMKB'de yansıtan öncü bir şirket olarak göze çarpıyor. Şu anda, medya haberleri ve şirket evliliklerinde sık ismi geçen teknoloji sektörü, İMKB'de fazla temsil edilmiyor. İMKB Başkanı Osman Birsen'in açıklamalarından, Türkiye'de Nasdaq benzeri bir teknoloji piyasasının kurulması hazırlıkları olduğunu biliyoruz. Türkiye'de girişimcilere yönelik finansman kaynakları o denli cılız ki, Nasdaq tarzı bir borsanın kurulması çok faydalı olacaktır.
Yeni bir teknoloji borsasının, belli bir derinlik ve genişliğe ulaşması zorlu bir mücadele gerektirecektir. Basında yer aldığı gibi, İsrail ve Mısır gibi ülkeleri de kapsayabilecek bölgesel bir oluşumun, daha etkili olma şansı var. Yeni bir teknoloji borsasında, 'güvenilirlik' ön plana çıkıyor. Eğer bu yeni borsa Türkiye'de oluşturulacaksa, özellikle yabancı şirketlerin katılımı için, sermaye piyasalarımızın, şimdikinden çok daha güvenilir ve şeffaf olması gerekiyor. İMKB'nin yasadışı imaj problemi de, büyük ölçüde bu faktörlerden kaynaklanıyor. Türkiye, şirketleri ve borsalarıyla 'çağa ayak uydurma' savaşı veriyor. Oysa, politik kadroların iyileştirilmesi, hukukun uygulanması, yaşam standartlarının yükseltilmesi konularında 'çağ atlamak' daha zor gibi görünüyor.