Onu atlatıyoruz araya bir reklam giriyor.. Metin yazarının marifeti sayesinde ürünü anlamak mümkün değil.. "Dinlence, eğlence, istence, gülmece.." lafları arasında boğmuş elindeki malı..
Metin yazarları da işin kolayını bulmuş.. "Ence.." takısını bir kelimeye ekleyip, ekstra fiil türetmeyi sevmişler besbelli..
Cümleyi bu uydurma fiillerle kurmak kolaylarına geliyor, anlaması dinleyenlerin idrakına kalmış..
Bu hallere düştük..
Aletin CD çalan bölümü bozulmasa bu radyolara muhtaç olmayacağım ama teknolojik imkânsızlığın gözü kör olsun.. Radyo kanallarına teslim olduk bir kere..
Çare yok, ne yapıp ne edip yazıyı çıkaracağız..
Zaten güne babamızdan yediğimiz fırçayla başladık.. "Pastırma meselesini" tekzip etti.. Sözlü olarak olmadık laflar sokuşturdu.. İki cümle arasında "Yazacak hiç mi iyi bir tarafımız yok?" diye de sitem etti..
Olmaz olur mu? Toplu eserlerinin en nadidesi olarak karşınızda ben duruyorum.. Ancak işte en zor yönlerinden biri de bu.. İnsan durduk yerde babasını methedemez ki.. Gerçi tembel evlat babasını övermiş, derler ama aletin başına geçip;
- "Babam kamil, filozof adamdır.. Ayaklı kütüphane gibidir, Osmanlıca'ya vakıftır.. Yüzlerce beyiti ezbere bilir.. Tarihten, felsefeden, astronomiden bahisler ondan sorulur.." diye yazmaya dursan, okuyucu;
- "Ne oldu bu herife, emekli babasına iş mi arıyor?" diye meraklanır..
Bu arada canımı sıkan bir şey öğrendim.. Bizim Şakran'ın yağ imalatçıları ki eşek üzerinde gezindikleri günleri bilirim, şimdi hepsi kendine "fabrikatör" dedirtiyor; ezdikleri zeytinlerin atık yağlarını Arap deresine akıtıyormuş..
Arap deresinden de o güzelim plaja karışıyor..
Arıtma marıtma hak getire.. Sanki millet o plajlara denize girmek, güneşlenmek için gelmiyor da Kırkpınar hazırlığı yapıyor.. Arap deresine katılan yağlara bulanıp birbirleri ile güreş tutacaklar..
Köyümüzden kırma yağ fabrikatörleri de olayın sponsoru..
Denizin kirlenmesinden başka zararı da var bu işin.. Kozmetik sektörüne yandan yandan darbe vuruluyor.. Denizin kirlenmesi birşey değil de vatandaşın vücudu bedava yağı bulduğu zaman, güneş yağını ne yapsın?
Yeni Şakran'ın Belediye Başkanı Zeki Şen köyün çocuğudur, olta balıkçılığından gelme bir yerel yönetici.. Öyle afur tafurda gözü yoktur.. Halleri, onuncu cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'in hallerine benzer..
Yalnız Zeki Bey, yeni cumhurbaşkanımızın bıyıklısı.. Evelallah bu işin hakkından gelir, sahili zeytin çanağı olmaktan kurtarır.. Yeter ki "Bizim kısmetimiz yok, deniz yoğurt kesilse yemeğe kaşık bulamayız.." deyip pes etmesin..
Reyting dilenciliği..
Bir dakika.. İşte radyocu kızlardan biri yine zırvaladı.. Giderayak "Kendinize iyi davranın.." dedi..
Bu da yeni bir zagon..
Üç binden fazla radyo, üçyüzden fazla özel televizyon var ya! DJ olarak hizmet veren bu çocuklar ille de farkedilecekler.. O yüzden programa başlayıp, bitirirken ağdalı laf etme merakındalar..
"Kendinize iyi davranın.." da bu lafların beyliklerinden biri.. Kendimize iyi davranmayıp da ne yapacağız.. Aynada sıfatımızı gördüğümüzde kafa mı atıyoruz ki bizi sakinleştirmeye çalışıyorlar..
- "Kendinizi mutlu edin.. Bunu tek elle bile başarabilirsiniz.."
- "Size armağan olan bu bedeni hırpalamayın.."
- "Bizi dinlerken kulaklarınızı oynatmayın.."
İlla ki yellenip yellenip ipe laf dizmek mi lazım.. Eğer öyleyse bu işin sonu gelmez.. Asıl şaşırdığım koca koca ulusal televizyon haber sipikerlerinin de bunlara uyması..
Program bitirirken ağır laf etme ihtiyacı duymaları..
Reha Muhtar yaptı bu işin yolunu.. "Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa.." diyerek.. Bu laflar bir kere ağzından çıkmış oldu.. Şimdi gidip sorun Reha'ya..
- "Usta ne demek istedin?" diye, kendisi de açıklayamaz.. Vakti zamanında ne sebeple böyle konuştuğunu unutup gitmiştir..
Bizim ATV'nin taze spikeri Serap Hanım da buna benzer bir laf sallıyor, iki üç kere gayret ettim.. Lafı lastikli olduğundan aklımda kalmadığı için not alamadım..
Yanılmış, başkasına ait bir sloganı kızcağıza yamamış olabilirim ama "Şansınız hep sizinle olsun.." türünden bir temenni kalmış aklımda.. Eh be kardeşlikler.. Haber spikeri misiniz, altılı ganyan bayii mi işletiyorsunuz?
Bütün bunlar "son lafı etme" merakından kaynaklanıyor..
Bazı tipler vardır, ne yaparsanız yapın ille de son lafı onlar edecek.. İşten kovarsınız.. Çıktıkları kapıdan kafalarını uzatıp;
- "Gidiyorum ama kovulduğum için değil, kendi rızamla ayrılıyorum.." derler..
Dövüşürsünüz.. Allah yarattı demeyip kafasını gözünü patlatmacasına.. Ahali araya girip elinizden alır.. Eczaneye götürülürken döner "Zorbalıkla bir yere varılmaz.." türünden bir mesaj sallarlar..
Aslında bu "Son lafı etme merakı" az can yakmamıştır.. Divan edebiyatının ünlü şairi Nefi idam hücresinde bile dilini tutamamış.. Zenci Harem Ağası ile alay ettiği için canından olacak..
Bizzat Harem Ağası hücresine girip padişahtan af dilemesini istemiş.. Nefi razı olunca da eline kamış kalemi alıp dilekçeyi bizzat yazmaya dirmiş..
O sırada mürekkep kağıda damlayıp koca bir leke yapınca Nefi dayanamayıp "Mübarek teriniz kağıda damladı.." deyivermiş.. Af işi de o saat suya düşmüş.. Koca şair, son lafı yüzünden canından olmuş..
Haydi onun ki tarihe geçen bir espri.. Ya bunlarınki ne?