Hükümetin dopinge ihtiyacı var. İnancı tazeleyecek biçimde topluma yeni bir umut ve heyecan verilmesi çok iyi olur.
Avrupa Birliği sürecinin gündemi, Türkiye'yi ziyaret eden yabancıların ayak üstü verdikleri demeçleri etrafında oluşmasın.
Meclis tatilinden yararlanarak koalisyon partilerinin bir "ulusal program" ve takvim üstünde anlaşmaları zamanı geldi.
İnsan haklarını geliştiren ve Türkiye'nin işkence ile ilgili kötü sicilini düzelten adımlar konusunda bir eylem planı konulmalı artık.
Enflasyonla mücadeleyi temel alan ekonomik istikrar programı, başarı vaat eden ilk sonuçlarını vermeye başladı.
Bütçenin ilk altı aylık gerçekleşmeleri, bir çok noktada hedefleri geride bıraktı. Yıllık yüzde 25 enflasyon hedefinin yıl sonunda olmasa bile üç-dört aylık bir gecikme ile tutturulacağı umutları belirdi.
Fakat programın halk yığınlarına verdiği sıkıntıları hafifletecek tedbirleri aramak da giderek önem kazanıyor.
Bu arayışlar yalnız programın başarısı için değil, hükümetin kalıcı olmadığı söylentilerine dayalı "Ekim senaryoları"nı tedavülden kaldırmak için de gerekli.
Enflasyonla savaşın en kritik aşamasında koalisyonu bozmanın, bozguncu partiye yıkım getireceğini herkes biliyor.. Program başarı vaat ettiğine göre bunun siyasi rantını feda etmenin aptallık olacağı da ortada.
Yani üç partiyi, yalnız enflasyonla savaş konusundaki tarihi sorumlulukları kader ortağı yapmadı, bu program onları geleceğin "kâr ortağı" da yaptı.
O zaman koalisyonun dağılabileceği yolundaki kuşkulara dinamik bir tepki görüntüsü vermekte niçin isteksiz gibi duruluyor?
Üç partinin tarihi sorumluluktan güç alan ve özveriye dayanan uyumu ve kararlılığı Türkiye'ye istikrarı getirdi.
Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz, bu aktifin aynen durduğunu, başarı umudu ile beraber arttığını özel sohbetlerde söylüyorlar.
O zaman millete ve dünyaya belli etmek için niye bekliyorlar?
Çünkü en ucuz heyecan burada.
Rektör seçimleriyle ilgili kriz de temelde post kavgasıdır. Bu kavganın üniversitelerin bilimsel ve eğitsel kalitesini yükseltmekle bir ilgisi var mı? Yok..
Milliyet'te Doğan Heper, sorduğu sorularla kavganın keyfini (!) kaçırdı önceki gün.
İtiş-kakış heyecanlı ve eğlenceli de bunun;
Türk üniversitelerinin bilimsel kalitesini ve dünya üniversiteleri arasındaki konumunu yükseltmeye..
Mezunlarının içerde ve dışarda iş bulmalarına, tercih edilmelerine, başarılarına yararı olacak mı?
Başbakan Ecevit, arkadaşımız Murat Yetkin'e "Gelişmeleri kaygıyla izliyoruz. Umarım bir çözüme kavuşturulur" dedi.
Üzülmesin, dua da etmesin; ne lâzımsa onu yapsın. Bulunduğu mevki bunu istiyor.
Bir şey yapacaksa da, öncelikle üniversiteleri lise kalitesinden evrensel kalitelere yükseltecek arayışlara öncülük ederek yapsın.
Gençlerin geleceği, post kavgasından çok daha önemli..