kapat

24.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Onu komada öpebildim
Babam beni çağırdı, 'artık vaktim geldi' dedi. İlk kez bu kadar yakın olmuştuk babamla. Birçok şeyi paylaşamadığımızı söyledi. Bu benim için çok önemliydi çünkü babamın bana ilk itiraflarıydı

Sinemanın Turist Ömer'i, milyonların Sadri Baba'sı Sadri Alışık hayata son selamını verirken, (ölümüne bir hafta kala) hayatı boyunca karşısında korkudan tir tir titrettiği, hiçbir zaman sarılıp öpmediği, 'seni seviyorum' demediği, yanağına öpücükler kondurmadığı oğlu Kerem'i yanına çağırır...

Bu hayatının son perdesinde yaşanan bir dramdır aslında...

Sevgi sözcükleri ilk kez o son buluşmada dökülür dudaklarından...

Hem kendine, hem Kerem'e karşı itiraflardır bunlar...

İkisi de ağlar...

Kerem anlattıkça gözleri doldu... Dayanamayıp ağladı...

Ve ölümden sonra babasıyla dost olan 35 yaşındaki genç adamın hikayesini anlattı.

* Sadri Alışık herkesin hafızasında insan sevgisi ve gülen yüzüyle kayıtlı. Ama özel yaşamında çok farklı bir kimlikten söz ediliyor. Özellikle çok sert bir baba portresinden. Sadri Alışık oğluna yakın olamayan bir baba mıydı?

- Babam bana karşı sıcaktı ama aradaki mesafeyi hep korumak istedi. Benim şımarmamdan korkmuş olabilir. Ayrıca babam bana böyle davrandığı için ona müteşekkirim. Öyle zengin ailelerin öyle çocukları var ki, ne işlere bulaştıklarını görüyoruz. Ben içki sigara kullanmadım. Babam elindeki imkanlara rağmen vermedi bana. Ben de istemedim. Babamdan bir şey istemek için anneme söylerdim, o 'dur bakalım' derdi. Hep böyle korkulu bir mesafe vardı.

HASTANEDE SON BULUŞMA
* Sadri Baba ile ölümünden bir hafta önce yoğun bakım odasında aranızda bir diyalog yaşanmış. Bu aslında onun vasiyet konuşmasıymış. Neler geçti aranızda, anlatır mısın?

- Son günlerinde babamın yanında ben kalıyordum. Bazı günler morali iyiydi bazen de herşeye küskün bir ruh hali içinde oluyordu. Ölümü düşünüyordu ve karamsarlığa kapılıyordu. Bir gün beni çağırdı, 'benim artık vaktim geldi' dedi. 'Olur mu baba' dedim, 'Bırak şimdi bana moral vermeyi' dedi.

* Hiçbir konuşmada bu kadar yakın olamadınız mı birbirinize?

- Evet. İlk kez bu kadar yakın olmuştuk babamla. Birçok şeyi paylaşamadığımızı söyledi. Bu benim için çok önemliydi çünkü babamın bana ilk itiraflarıydı. 'Sen benim oğlumsun. Ama bunca yıl birbirimize uzak durduk, baba-oğul olmayı tam anlamıyla yaşayamadık' dedi. 70 yaşındaydı ve ben kendimi bildim bileli böyle bir şeyi ilk kez söylüyordu. 'Ben seni çok sevdim, öyle böyle değil' dedi. 'Sana kendimi tutarak davranmak zorunda kaldım, sana sevgimi göstermedim, ben seni uyurken seviyordum, öpüyordum. Sevgimi gösteremediğim için sen hep benden korktun, çekindin, belki kızdın, belki nefret ettin ama ben bütün bunları senin iyiliğin için yaptım. Senin iyi yetişmen, yanlışa kaymaman için, Sadri Alışık'ın oğlu olarak değil Kerem Alışık olarak kendi kişiliğini bulabilmen adına yaptım bunları' dedi.

BU NASIL ASKERLİK?
* Yıllarca karşısında tir tir titrediğin bir insandan, babandan böyle itiraflar duymak seni hangi duygulara sürükledi? Hiç 'Neden şimdi?' diye sordun mu kendi kendine?

- Şaşırmıştım. Sözünü kesmeye çalışıp 'olur mu baba' demeye çalışıyordum ama o bana 'Hayır bir dakika kes' diyor, konuşmaya devam ediyordu. Oysa o günlerde hiç konuşmuyordu. O gün yaklaşık yarım saat hiç susmamacasına konuştu. Ben askerden izinli gelirdim. 'Ulan bu nasıl askerlik? Seni ihbar edeceğim' derdi. Ben korkumdan izinli geldiğim zamanlarda, ihbar eder diye arkadaşlarımın evinde kalırdım gizli gizli. Buna bile tahammülü yoktu. Yıllarca 'neden?' diye düşündüğüm bütün soruların açıklamasını yaptı bana.

* Bir baba-oğul olamadığınızı mı söylüyorsun?

- Babam mesafeliydi. Ben de çekingenliğimden, korkumdan ve saygımdan dolayı sevgimi gösteremedim ona. Çocukken de, büyüdüğümde de... O beni uyurken sevdi, ben de o komadayken öpüp kokladım, başından hiç ayrılmadım. Benim bu halimi kendine geldiğinde ona anlatmışlar. 'Ben biliyorum' diyordu. Çok korkardım babamdan ama çok da severdim. Yatılı okulda okudum. Çok yaramaz bir çocuktum, çok dayağını yedim. Oltayla komşunun civcivlerini yakalardım. Çocukların babaları gelir şikayet ederdi. Hemen çağırırdı beni, dayak yiyeceğimi bilirdim. Arkadaşlarım 'yine evde dayak antremanı var' diye arkamdan dalga geçerlerdi. Akşam yemeğine 8'de oturulurdu. Bir dakika geç kalmanın mümkünü yoktu. 8'de masaya oturulacak ve tüm aile birarada yemek yiyecek. Geç kaldım mı bilirdim ki dayak var. Böyle disiplinliydi. Kocaman adam olduğumda da koştura koştura evdeki yemeğe yetişirdim.

15 DAKİKALIK YALNIZLIK
* Sonra neler anlattı?

- 'Ben senin babanım. Benim seni sevmemem ya da sana eziyet çektirmem mümkün mü? Bunları senin iyiliğin için, doğru yetişmen için yaptım. Allah'a şükür sen de beni utandırmadın. Bunun için sana teşekkür borçluyum' dedi. Sırtımı döndüm, kendime hakim olamıyordum, gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Sonra sözü ölümüne getirdi. 'Ben artık burada olmayacağım. Bunu biliyorum' dedi. Ben onu susturmaya çalışıyordum. Konuşmaya devam etti. 'Sana anlattıklarımı hiç unutma. Her zaman benim seni yetiştirdiğim gibi davran ve ailene, annene sahip çık. Onu sakın yalnız bırakma. Ne olursa olsun, şartlar neyi gerektirirse gerektirsin o kadını yalnız bırakma. O kadın hep elinin altında, yakınında olsun. Ömür boyu annene sahip çık. Şimdi senden bir tek şey istiyorum. Beni yalnız bırak' dedi ve beni gönderdi.

* Birini kaybederken kazandığını hissetmek... Neler düşündün?

- Babamın beni ne kadar çok sevdiğini anladım. Bunu hiç dile getirmemişti ama ölmeden önce demek ki söylemek ihtiyacını hissetti. Çok doluydu. Beni yanından uzaklaştırırken 'Tembih et, odaya 15 dakika kimse gelmesin' dedi. Kendine bir şey yapacak diye korktum. Kimseyi odaya sokmadım ama odanın kapısında oturuyordum. O babamın bana duygusal anlamda ilk açılmasıydı. Sarılırdı öperdi ama çok tutuktu. 'Erkek çocuk çok fazla öpülmez' derdi, anneme bile kızardı.

- Peki bu duygusal buluşma olmasaydı senin içinde bir eksiklik kalır mıydı?

- Kalmazdı ama bunu söylemesi beni hem mutlu hem de çok perişan etti. Babam bana hiçbir zaman 'seni seviyorum' demedi. Benden de kolay kolay 'seni seviyorum' sözcüğü çıkmıyor ama babam gibi de değilim. En azından oğluma sarılıyorum, öpüyorum, kucaklıyorum.

BÜTÜN DENGE ANNEMDİ
* Bu hayatın içinde annenin rolü çok mu zordu?

- Zordu. Babam zor adamdı, oğlu da zordu. İkimizin arasında köprü oldu. Çok uğraştı. Babam hep 'iki iskambili yanyana koymuşlar. Biri ben, biri Çolpan. Çolpan'ı al ben düşerim' derdi. Babamla fikir anlaşmazlıklarımız oldu ama tüm bunları hep annem çekti. Dengeleyici bir insan annem. İkimizin yükünü o taşıdı. Birbirinden zor iki insanı idare etti.

* Babanın ölümünden sonra annenle ilişkinizde değişiklikler oldu mu?

- Ben olgunlaştım. Hayata ve annemle olan ilişkime de daha farklı bakmaya başladım. Annemi bana babamın emaneti olarak görüyorum. Benim için nadide bir mücevher gibi. Babamdan sonra annem üzerime daha çok düşmeye başladı. Günde yüz kere arıyor. Yolculuğa çıktıysam bin kere arıyor.

* Babanla hayattayken kuramadığın bağı ölümünden sonra kurmuşsun. Mezarlık ziyaretlerinin senin için çok önemli olduğunu biliyorum. Ve orada babanla konuşmalarını da...

-Her gün mezarlığa gidiyorum. Babamla konuşuyorum. Ne yaşadımsa ona anlatıyorum. Bazen geceleri uğradığım da oluyor. O benim en iyi arkadaşım.

Şengül BALIKSIRTI


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır