Uzun yıllardır İsveç'te yaşayan ve orada çalışan bir dostum şöyle anlatmıştı: "İsveç demokrasinin, çağdaşlığın, uygarlığın zirvesinde bir ülke sanılır, insan haklarının evrensel önderi diye bilinir; ama gölgede kalan bazı gerçekler genel yargılara ters düşüyor: Örneğin İsveç yayın kuruluşları, bu ülkede yaşayan ve çalışan farklı uluslardan insanlara yıllardır onların dilinde, kendi anavatanlarından haberler veren bölümleri kapatıyor, ya da işlevlerini azaltıp göstermelik hale getiriyor. Bunu yaparken ekonomik sıkıntıları gerekçe gösteriyorlar, 'Kemer sıkıyoruz' diyorlar. Oysa bu bir bahane. Asıl strateji İsveç'te yaşayan yabancıları kendi dilleri ve kültürlerinden uzaklaştırmak; İsveçli gibi düşündürüp değer yargılarını İsveçlileştirmek."
BANA dert yanan arkadaşın adını burada açıkça veremiyorum. Çünkü çalıştığı resmi İsveç kuruluşunda başına bir hal gelmesinden korkuyorum. Stockholm'den Malmö'ye sürülmese bile amirlerinin asık suratlarına, ters tavırlarına, çatık kaşlı bakışlarına hedef olmasından çekiniyorum.
ÖĞRENİYORUZ ki çağdaş evrensel bilim ve kültürün "Pantheon"u, yani doruğu diye bilinen, yeryüzünün en prestijli bilim/edebiyat ödülü olan Nobel'i dağıtan İsveç, İstanbul'daki başkonsolosluğunu kapatıyormuş. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ingrid Iremark, "Kararı tamamen dış masraflardan kısmak için aldık. Zaten Türkiye'nin merkezi Ankara'dır. Ankara'daki büyükelçiliğimizin varlığı yeterlidir" demiş.
İSTANBUL gibi hem her açıdan dev boyutlarıyla, hem tarihsel/ kültürel kronolojisi ve hazineleriyle evrensel uygarlığın ana rahmi olmuş bir dünya kentinde konsolosluk bulundurmaya gerek görmez havalara giriyorsa, İsveç ancak kendi hesapsızlığını sergilemiş olur. Kendisiyle ilgili "demokrasi, insan hakları, çağdaşlık ve uygarlık beşiği" imajının üzerine basiretsizlik gölgesi düşürür.
"ÇARIKLI erkanıharp"ler, demek İsveç'te de var.
BÖYLE bir zihniyete İstanbullar elbette şaşırıp kırılır; ama fazla da üstünde durmazlar.
ÇÜNKÜ nihayet, tavşan dağa küsmüş gibi olur.