kapat

24.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ABD'ye kebap çıkarması
Çin yemeklerinden sıkılan, Meksika yemeklerine burun kıvıran Amerikalılar'ın yeni tercihi Türk restoranları. Amerikan halkı, döner ve kebaplarımızı mideye indiriyor, Türk girişimciler darphane misali dolar basıyor!

Amerikalılar günden güne şişmanlıyor; XXL kuşağının nüfusa oranı sürekli artıyor. 1 yılda Amerikalılar'ın dışarıda yiyip içmeye ayırdıkları miktar, pek çok ülkenin gayri safi milli hasılasını bile sollayacak rakamlara, 350 milyar dolara kadar ulaşıyor. Hal böyle olunca, bizim gözüpek girişimciler de dur durak bilmeden Amerika'da restoran açıyor. Üstelik Çin yemeklerinden sıkılan, Meksika yemeklerine burun kıvıran Amerikan halkı, bizim döner ve şiş kebabımızı afiyetle gövdeye indiriyor. Sonuçta Türk restoranları, şu sıralar darphane misali dolar basıyor.

DERVİSH'İN SIRRI
New York'ta yıldızı parlayan Türk restoranlarının başında Dervish geliyor. 1 yıl önce hizmete giren Dervish, 2 büyük Türk restoranı, "Türkish Kitchen" ve "Deniz"i de kısa sürede sollamışa benziyor. İşin ilginç tarafı, Dervish'in işletmecisi olan Orhan Yeğen, bu 2 restoranın da kurucusu. Yeğen, "anahtar teslim 'in' restoran üreticisi" gibi çalışıyor! Kuruyor, büyütüyor ve devrediyor.

MUTFAĞIMIZA SADIK
Yeğen'in başarı sırrı basit: "Türk mutfağının özgünlüğünü bozmamak". Türk mutfağına farklı tadların karışmasına kesinlikle izin vermiyor. Yeğen'in tuttuğu yolun doğruluğunu Amerikalılar'ın Dervish'teki iştahı doğruluyor. Gece gündüz 450 kişilik Dervish dolup taşıyor.

Bir diğer başarılı restoran ise Bereket Turkish Kebap House... Limuzin servisi yapan 4 arkadaşın açtığı Bereket, bereketi kaçınca aşçılara devredilen bir mekân. Ancak Bereket, iş ustalarına geçince, üstüne bir de şans kapıyı çalınca para yağmur gibi yağmaya başlamış. Önceleri sadece Yahudi manifaturacıların iş yaptığı Houston Street, bizim Beyoğlu'na benzeyince işler açılıvermiş. Bereket, salaş bir yer ama müthiş ciro yapıyor. Barlarda kafayı çeken soluğu Bereket'te alıyor. New York'ta öyle bir ünlenmiş ki, GS'li futbolculardan, Tarkan'a buraya uğramayan yok. Bereket'te 24 saat boyunca iğne atsan yere düşmüyor. Downtown'da çakırkeyifler dolaştığı sürece, Niğdeli kardeşler Süleyman ile Mehmet Turgut'un ceplerinin bereketi de sürecek gibi görünüyor.

MERSİN'DEN TRANSFER
Brooklyn'de gün boyu dolup taşan bir de büfe göze çarpıyor: Memo Shish Kebap. Brooklyn'deki ünlü Sahara Restoran'ın ustalarından Urfalı Müslüm Avcı açmış bu büfeyi. Avcı, "Mersin'de, Gülistan Restoran'da aşçılık yapıyordum. Sahara'nın patronu Yahya Işıklı, yemeklerimi yemiş, çok beğenmiş. 'Benimle Amerika'da çalışır mısın?' dedi. Birkaç ay sonra Amerika'daydım. 1991'de Amerika'ya geldim. 9 yıl para biriktirdim. 1 ay önce de burayı açtım. İşler iyi giderse bir yer daha açmayı düşünüyorum" diyor. Küçücük büfenin kapısında her daim kuyruk var. Döneri ise dillere destan.

RAKI YANINDA SOHBET
Brooklyn'de kebap yiyip, rakı yudumlamak isteyenlerin mekânı ise Taci Mehmet Bek'in sahibi olduğu "Taci's Beyti". Taci Mehmet Bek, intiharın eşiğinden döndükten sonra soluğu 2 arkadaşıyla birlikte Amerika'da almış. Tam 14 yıl, boyacılık, tamircilik gibi işlerle para biriktirmeye çalışan Bek, tüm parasını Türk restoranlarında rakıya yatırmış. Ve bir gün kendi mekanında içmeye karar vererek "Taci Beyti Kebap" adlı restonranını açmış. Sonra hisselerini satıp "Taci's Beyti"yi açmış. Şimdilerde kendi mekanında, tatlı sohbetine kapılanlarla yiyip içiyor, üstelik para da kazanıyor.

PİZZADAN SIKILINCA
New York'ta restoran işine sadece Türk erkekleri el atmıyor. Alaturka'nın sahibi Aynur Catto, 'elinin pizzalı hamuruyla' işini büyütenlerden... Onun hikâyesi biraz farklı. Zira önce eşiyle pizzacı açarak girmiş restoran işine. Yani Türk lezzetini arkasına almadan. Sonra "New York'un dört bir yanı pizzacı" deyip, "Alaturka"yı açmış. New Jersey'deki restoran kısa sürede çok sükse yapmış. Amerikalılar, 56 kişilik restoranda yemek yemek için bir gün önceden rezervasyon yaptırıyor. Bu arada bir ayrıcalığı daha var Alaturka'nın. Aynur Hanım, ayda bir, pazar günleri kadınlar günü düzenliyor. Her şey dahil "kadın başı" 20 dolar.

Acılı Adana'dan vazgeçemeyenlere

AMERİKA'DA başarı yakalayan Türk restoranlarından biri de Brooklyn'deki Sahara. Sahibi Adanalı Yahya Işıklı... Adana'daki ünlü "Yahya'nın Yeri"nin sahibi. Işıklı, 1986'da açıyor Sahara'yı. Atölyeden bozma 15 masalık Sahara, bugün tam bir blokta hizmet veriyor. Sadece çalışanların sayısı 80; her gün Sahara'yı dolduran müşterilerin sayısı ise yüzleri geçiyor. En azından Kaşıbeyaz kadar büyük bir yer şimdilerde...

İLK TÜRK DÜĞÜN SALONU
Bir de düğün salonu kuruyorlar üst katta. New York'taki ilk Türk düğün salonu olacak. Yahya Bey biraz yorulduğundan şu sıralar işin başında çocukları Sibel ile Caner var. Televizyonlarda Sahara'nın reklamları yayınlanıyor. Restoranın yıllık reklam bütçesi 100 bin doları geçiyor. Adana'dan ustalar transfer ediyor Sahara. Başlıca müşterileri yeni zengin Ruslar ile helal et arayışındaki Pakistanlılar... Fiyatlar da New York'a göre makul. Adana kebap 8.5 dolar. Ruslar ve Pakistanlılar dev ve lezzetli porsiyonlardan memnun. Bu mekânda en çok beğenilen ise doğal olarak Acılı Adana, bir de "Törkiş Raki"!

Türk faytoncularla New York turu
"İSTANBUL'DA minibüs hatları 40-50 milyar" haberlerine şaşıp kalırız ya, alın size daha da şaşırtıcı bir haber: "New York'ta bir fayton plakası tam 250 bin dolar". Yani, aşağı yukarı 160 milyar lira. Plakaların çoğu Polonyalılar'da, ama yuları tutanlar Türkler. Çoğu master, MBA programına devam eden pırıl pırıl gençler. Genelde işletme, finans gibi alanları tercih ediyor; günde 9-10 saat faytonda, kalan zamanlarda da üniversitede soluk soluğa bir maratonu sürdürüyorlar.

Ayda en az 3 bin dolar kazanıyorlar. Üstüne üstlük beton-çelik-cam cangılından uzakta, yemyeşil Central Park'ta at koşturmanın zevkini tadıyorlar. Bununla da yetinmeyip turist rehberliğine soyunuyorlar. "Bu köşede John Lennon'u kurşunladılar, Madonna'nın evi şurada" diye başlıyorlar anlatmaya. Diğer milletlerden faytoncular, Türkler'in cebine giren 20 dolarlık bahşişi görünce şaşırıyor. Bizimkilerde hizmetin bini bir para. Rehberlikten sıkılınca yolcuların fotoğraflarını çekiyorlar. Bir 10 dolar da oradan! Zaten 20 dakikalık bir turun fiyatı 35 dolar.

BURS GİBİ İŞ!
New York City Üniversitesi'nde finans okuyan İdris, ayda 5-6 bin dolar kazanıyor. Fayton sahibine ödenen kira bunun dışında. Kira deyince, öyle 500 dolar falan değil. Tam 3 bin dolar. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler mezunu Fatih Hacıoğlu da 3.5 yıl önce gelmiş Amerika'ya. New York Üniversitesi'nde master yapıyor. Part-time faytonculuktan 3 bin dolar kazanıyor. Fatih, kendisi gibi pek çok Türk öğrencinin bu işi yaptığını söylüyor.

Gençlere faytonculuğun kapılarını açan ise 1988'de bu işi keşfeden Şükrü Hasan. Bugüne kadar 24 gence fayton ehliyeti aldırıp, eğitimlerini tamamlamalarını sağlayan Hasan, yaptığı iyiliği, görev sayanlardan. "Milli bir vazife" yaptığını düşünüyor ve "Bir Türk olarak gençlere yardım etmek boynumun borcu" diyor. Gerçekten de Türk gençlere pek çok burs veren kurumdan daha iyi olanaklar sağlıyor.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır