


Rektör karanamesine veto
Üniversite ve sorunları tekrar Türkiye'nin gündeminde. Ne zaman değildi ki diyeceksiniz. Haklısınız. Üniversite sisteminde ciddi bozukluklar var. Şu yada bu şekilde sürekli bazı tatsızlıklar oluyor.
Hayatımız üniversitede geçti. 1962 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine öğrenci olarak girdiğimden bu yana 38 yıldır içindeyim. Hep sorunlar vardı. Son yıllarda iyice arttı.
Çok boyutlu ve karmaşık bir olayla karşı karşıyayız. Örneğin üniversiteye hep siyasi müdahaleler oldu. Çabuk unutuluyor. Askeri darbelerde en ağır bedel ödeyen kurumlardan biri üniversitedir. Kendi hesabıma, 1982'de YÖK kanunu çıkınca istifa etmek zorunda kaldım. Zaten etmeseydim atacaklardı.
Üstüne yönetim sorunları var. YÖK öncesinde üniversitelerde yöneticiler öğretim üyeleri tarafından seçimle belirlenirdi. YÖK'le birlikte yukarıdan atama sistemine geçildi.
O da yürümeyince, iki sistemin de en kötü taraflarını birleştiren bugünkü yola gidildi. Rektör için önce seçim yapılıyor. Ama YÖK bu seçimin sonuçlarına uymak zorunda değil. İsterse başka birini de atayabiliyor. Devekuşu misali. Seçim? Değil. Atama? O da değil. Peki nedir?
Türkiye'de bu tür kafa karışıklıkları üniversite ile sınırlı değil. Aynı belirsizliği hükümetle MGK arasındaki ilişkilerde görüyoruz. Yetki kimde? Seçimle gelen hükümette mi? Yoksa, teorik olarak hükümetin atadığı sorumluların çoğunlukta olduğu MGK'da mı? Bilen varsa söylesin biz de öğrenelim.
GERİDEKİ GERÇEK
Geri planda Türkiye'nin bir türlü aşamadığı devletçi ve korporatist zihniyet yatıyor. Üniversite kaynaklarını kimden alıyor? Devletten. Meclis kanun çıkartıyor, vatandaştan vergi topluyor. Vergi gelirlerinin bir bölümünü üniversiteler veriyor.
Neden yüksek eğitim sistemimiz böyle işliyor? Çünkü, yüksek eğitim yararlananlara bedava sunuluyor. Hizmeti kullanan öğrencilerin hizmetin bedelini ödemesi reddedilince, geriye devletten almak kalıyor.
Buraya kadar neyse. Bundan sonra işler karışıyor. Atasözü ne diyor? "Parayı veren düdüğü çalar". Ama Türkiye buna razı değil. Özetle, parayı devlet versin ama üniversitenin yönetimine karışmasın deniyor.
Bence çelişki hemen görülüyor. Üniversite vatandaşın ödediği vergilerle finanse ediliyorsa, o vergileri ödeyenlerin seçtiği hükümetin yönetime karışması kaçınılmazdır.
Tersini düşünemiyorum. Benim vergimi kullanacak ama benim seçtiklerimi yönetime karıştırmayacak bir kurum. Bir demokraside böyle bir kurum olamaz. Ancak demokrasi dışı, korporatist rejimlerde olabilir.
Aslında durum Türkiye'de daha da karışık. Çünkü YÖK de, parayı veren hükümetin denetim ve etkisini asgariye indirecek şekilde kurulmuş. Gel de çık bu işin içinden.
PARALI EĞİTİM
Türkiye'nin mutlaka bedava üniversite anlayışından vazgeçmesi gerekiyor. Yaygın bir burs sistemi ile desteklenen paralı yüksek eğitime geçilmesi, bu tür sorunların büyük bir bölümünü derhal rahatlatacaktır.
Sisteme rekabet ve sorumluluk gelecektir. Verdikleri hizmetin kalitesi ile öğretim üyelerinin ücret ve olanakları arasında bir ilişki kurulabilecektir. Üniversitenin toplam kaynakları artacaktır.
Halen iyi üniversitelerde bedava okuyan orta ve üst gelir düzeyindeki öğrencilere verilen gereksiz ve haksız sübvansiyon kesilecektir. Üniversite önündeki yığılma azalacaktır.
Temeldeki sorunlara inilmeden bugünkü kördöğüşünün devam edeceği kanısındayım. Bu aş daha çok su kaldırır...