


Maç yayınları işkence olmasın!..
Ben sizin yerinizde olsam, biran önce gider, bir dekoder alırdım.. Çünkü sezon açıldığında ilgi o kadar büyük olacak ki, benim bildiğim Cem Uzan, o zaman malını ucuza kaptırmaz..
"En iyi transferi kim yaptı" diyenlere "Teleon" diyorum..
Geçen yıl sezon başında ancak 60 bin dekoder satabilen ve sezon sonuna kadar yüz bine ite kaka, bir yığın kampanya ile ulaşabilen Teleon, bu sezon gözde olacak..
Çünkü yepyeni bir Fenerbahçe, yepyeni bir Beşiktaş ve yenilenmiş bir Galatasaray gelecek ekranlara.. Bu da en azından ilk üç ay, televizyonların maç izlenme rekorlarının kırılmasına sebeb olacak..
Bu yıl ilk hızı koparan Spor Yazarları Turnuvası da yok üstelik..
Televizyon, star işidir.. Seyirci takım kadar yıldız da ister.. Bu yıl yıldızlar bol olunca insanlar sadece kendi takımlarını değil, rakiplerini de belki gizli bir futbol zevki ile izleyecekler. Bu da reytingi arttıracak tabii..
Şimdiden sonraki sözüm Cem Uzan'a.. Dostça..
Dünyanın hemen her yerinde televizyondaki canlı yayınlar, yerinden izleme ile rekabet etmeye başladı. Çünkü adamlar televizyonu bilerek, amaca yönelik kullanıyorlar.
Stadda, ilginç poziyonları yeniden izleme şansınız yok. Ekranda var. Stadda maçla ilgili ek bilgileri, istatistikleri edinme şansınız yok, ekranda var..
Dünya, ekranı ilginç hale getirmek için, birbirinden çekici bilgisayar programları yaratıyor. Bizde tam tersi.. Halkı ekrandan nefret ettirecek kadar bir sömürü yarışı..
Şimdi, yapılan ve halkı usandıran yanlışları aklıma geldiğince sıralayayım..
1- Maç yayını reklama boğuluyor.. Ekranın altına ikide birde ya reklam bandı geliyor, ya alt yazı.. RTÜK bunları yasaklayamadı.. Cem Uzan yasaklamalı.. Bugün "Sanal reklam" diye birşey var. Dünya kullanıyor. Reklam panosu sanal olarak sahaya bindiriliyor.. Böylece görüntü asla kesilmiyor, konsantrasyon bozulmuyor. Bu sistemi satın almak zor değil. Hem seyirciye saygıyı gösterir, hem de tonla para kazandırır. Cem Uzan'ın sistemden haberi yok mu?..
2- Maç spikeri, ikide birde maç anlatmayı bırakıp, başka programların reklamını yapıyor, ya da Uzanlar'ın başkaları ile kişisel veya kurumsal kavgalarına alet oluyor. Spikere bunları yaptırmayın. Maçın arasına maçtan başka şey koymayın.
Bunlar, tanıtım, ya da hak verme değil, tam tersine ağza alınmaz küfürlere sebeb oluyor, çok olumsuz bir etki yaratıyorlar.
3- Tekrar görüntüleri, kocaman bir reklam logosu ile ekrana geliyor. Bu logo da ikide birde gelip topun üzerine oturuyor. Siz top ele değmiş mi, çizgiyi geçmiş mi diye seyre hazırlanırken, topu değil, reklam logosunu izleyip, bir daha sövüyorsunuz.
4- Spikerler, popolarını yırtacak kadar bağırmayı maç anlatmak sanıyorlar. Açın dünya TV'lerini, bakın hangi uygar ülkede böyle yırtınma var.. Gol anları dışında bağırma gereksiz. Hatta fazla konuşma gereksiz. Adamın ne yaptığını niye anlatıyorsun. Kör değiliz, görüyoruz. Söylemen gereken şey adamın adı sadece.. Ve dikkat edin, bizimkilerin asıl söylemediği adamın adı.. Adını söyle.. Bir de olağanüstü birşey yaptı mı, altını çizip, seyre, baharat ekmek, hepsi o..
5- Cem Uzan, paraya kıyıp, spikerlerin yanına usta yorumcular koymalı.. Ahkam kesen değil, spikerle zaman zaman tatlı ve espritüel bir sohbet içine girecek yorumcu.. Örnekleri gene batı TV'lerinde var. Tek anlatıcı, monoton ve bıktırıcı oluyor. Anlatım maçı renklendirmeli. Bizde öfkeye yol açıyor, çoğu zaman millet sesi kısıyor.
6- Maç başında, ortasında ve sonunda yapılan röportajlarda bu ülkenin en usta gazetecileri görevlendirilmeli.. Olayları izleyen, bilen ve gündeme ve adama göre soru çıkarıp sormayı bilen.. Maçı anlatan spikerin gazına gelip onun gibi bağırarak, önce kendi düşüncelerini ifade eden sonra da "Ne düşünüyorsunuz" diyen yeteneksizlerden bıktık. Cem Uzan "Ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz" sorularının sorulmasını yasaklamalı.. Ucuz adam çalıştırmaktan vazgeçip, bu röportaj işini en ustalara vermeli.. Bir maçın ardından soruları Engin Ardıç veya Halit Kakınç'ın sorduğunu düşünebiliyor musunuz?..
***
Üç büyüklerin yıldız transferleri Teleon için büyük bir fırsat.. Küçük hesaplarla küçük kazançların peşinde koşacaklarına, büyük, ileri ve çağdaş düşünürlerse, bu yıl, televizyonda maç yayınları efsane olur. Teleon da gelecek yılın ihalesinde şimdiden büyük yol alır..
Benden bu kadar.. Gerisi Cem Uzan'a kalmış..
Bekleyelim.. Göreceğiz!..
Galatasaray'a hiç yakışmıyor!..
Boksiç, Galatasaray yöneticileri için "Bunlar şarlatan" demiş.. Adama kızmam söz konusu değil.. Çünkü, Galatasaray yönetimi bu sözü fazlası ile hakketti.
Yaptıkları gerçekten bir kandırmaca..
Amaçları Galatasaray camiasını kandırmaktı. Bunun için Boksiç'i de kandırmaları gerekiyordu. Güya kandırdılar.. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Galatasaray'ın yurt dışında tavana vuran itibarını da iki paralık ettiler.. Şimdi hangi yabancı yıldız, Galatasaray'ı ciddiye alır da masaya oturup konuşur, şaşarım..
Efendim 5-2'yi bekliyorlarmış da, onun için gidip anlaşmışlar.. Paçama anlat..
Çıkmamış karara güvenip, iş yapılır mı?.. Federasyon senet mi verdi size?..
Niye alınmazmış 5+1 olursa?..
Taffarel.. Hagi.. Popescu.. Jardel.. İşte dört.. Beşinci için Boksiç, ya da Capone tercihini, Capone için mi yapar, büyük takım.. Savunma oyuncusu bin tane var Galatasaray'da.. Capone'nin yerini doldurmak sorun bile değil.. Oysa forvet yok.. Forvet önemli..
Tercihini Capone'den yana yapıyorsan, futboldan anlamıyorsun demektir.
Bunlar anlıyor. Bal gibi anlıyor.. Ama Boksiç'i almayı başından beri düşünmediler ki..
Hakan ve Arif'i satıyorlar ya.. Camia baskısını hafifletmek için, hemen iki isim gerek..
Kart satışları nerdeyse yürümüyor ya.. Satış için, ağızlara bir parmak bal gerek.. Hadi gelsin Jardel ile Boksiç..
Jardel'i Cem Uzan aldı.. Boksiç'i kulüp alacak?.. Peki hani para?..
İşte meselenin iç yüzü bu..
5+1 kararına aslında düğün bayram yaptı bunlar.. Ellerine bir bahane geçirdikleri için..
Ama boşuna gayret.. Kimseyi kandıramazlar!..
***
Haa.. Federasyonun 5+1 kararı tam bir yüz karası.. Tam bir eyyam.. Ne şiş yansın ne kebab hikayesi..
Maçan sıkıyorsa, 5'te direnirsin.. Ne demek +1'in tribünde oturması.. Milyonlarca dolara alınan adam tribünde oturur mu?.. Madem 5+1 diyorsun, kısıtlama sahada olur, kulübede değil..
Kulüpler oturup ağlayacaklarına, "Bu karar çıkmazsa, olağanüstü kongreye gideriz" şantajı yapacaklarına, hukuk yolları tıkanmadı.. Federasyon kararı aleyhine Tahkim'e gitseler ya.. +1'in tribün değil, kulübe olmasını isteseler ya..
Böyle kulüplere böyle federasyon çok bile..
Onlar kukla arıyor, bunlar da böyle kukla oluyor işte..
Öksüz kalan Atletizm!.
"Atletizm öksüz kaldı" ne güzel başlıktı Milliyet'te..
Nasıl bir atletizm aşığı idi, Yılmaz Sazak.. Hayatı atletizmdi.. Hayatının en büyük ideali de, bir Türk'ü Olimpiyat finalinde koşarken görmek.. Federasyonlara girdi, yöneticilik yapmak için.. Yeteneklere cebinden burslar verdi, yurt dışına gönderdi hem okutmak, hem de en iyi hocalarla çalıştırmak için..
Zamanı atletizmdi. Parası atletizmdi..
Atletizm onun için öksüz kaldı..
Sazak'ın büyük yatırımlar yaptığı bir sporcu idi, bugünün federasyon başkanı.. Yarıştığı sürece, onu hayal kırıklığına uğrattı. Başkan olunca da iyice yıktı.. "Bu sporu zenginlerin elinden kurtaracağız" diyerek..
Peygambere "Falanca senin için kötü konuşuyor" demişler.. "Olamaz" demiş, "Ben ona hiç iyilik yapmadım ki.."
Fikret Ünlü, bir kadını federasyon başkanı yapma fantezisi uğruna, yanlış bir seçim yaptı bence..
Yılmaz Sazak, harika bir insan, harika bir dosttu ayni zamanda.. Zaten birisi atletizmi bu kadar seviyorsa, ondan korkmayın. Sporların en temizine hayatını adayan adam başka türlü olur mu, zaten..
Galatasaraylı olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Kardeşi Güven Fenerbahçe'nin Başkanıydı, o sırada..
"Fenerli bir aileden senin gibi bir Galatasaraylı nasıl çıktı" dediğimde güldü..
"Bizim aile aslında Galatasaraylı'dır. Sarıyer'de yaşardık.. Sonra karşıya taşındık.. Kadıköylü olunca 'Bu aileye bir de Fenerli lazım' dedik.. Güven'in Fenerli olması, aile meclisi kararıdır" demişti..
Cenazesinde atletizm camiasından pek fazla insan görmedim. En yakını bildiğim dostları da yoktu. Tatillerini kesip gelmemişlerdi herhalde..
Güven Sazak'a sarıldım. Gözleri nemliydi..
"Seni ne kadar severdi, Hıncal" dedi!..
Işıkara'dan afet günü önerisi
BOĞAZİÇİ Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Düzce depreminin yaşandığı 12 Kasım 1999 tarihinin okullarda Afet Günü olarak ilan edilmesini istedi. Işıkara, başkanlığını yaptığı Deprem Eğitimi, Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu üyeleriyle rasathanede yaptığı toplantıda, öğrenim dönemine rastlayan 12 Kasım tarihinin okullarda Afet günü olarak anılması teklifinde bulundu. Komisyonun teklife olumlu baktığını anlatan Prof. Dr. Işıkara, şunları kaydetti: "Bu tür günlerde öğrencilere deprem ağırlıklı olmak üzere yangın, sel baskını gibi her türlü afet karşısında yapılması gerekenler öğretilsin. Çocukların felaketlere hazır olmaları sağlansın. İlkyardım öğretilsin, acil kurtarma teknikleri anlatılsın. Sivil savunma ekipleri, okullara gelerek çocuklara gerekli bilgileri öğretsin, tatbikat yaptırsın."
Prof. Dr. Işıkara, halkı deprem konusunda bilinçlendirmek ve deprem zararlarını en aza indirmek amacıyla İstanbul'un 32 ilçesinde periyodik aralıklarla toplantılar düzenleneceğini ve kendisinin de okullardaki toplantılara katılacağını söyledi.