
Aman dikkat!
Tatile çıkarken rektör seçimlerinin sebep olduğu tartışmadan dumanlar yükseliyordu. Döndüm ki ateş bacayı sarmış..
Cumhurbaşkanı Sezer, 22 üniversite için YÖK'ten gönderilen rektör adayları ile ilgili listeyi toptan geri çevirdi.
Böyle bir tavır ilk kez oluyor.
Bu toptancı işlemin bir açıklaması olmalı.
İade yazısında Cumhurbaşkanı, gerekçe açıklamanın ötesinde suçlama yapıyor.
YÖK'ün, üniversitede demokratikleşmenin önündeki engel olduğu görüşlerine hak verdiren bir tutum içinde olduğunu öne sürüyor.
Yasaya göre üniversiteler, seçimle altı rektör adayı belirliyor. YÖK Genel Kurulu bu adayları üçe indiriyor. Cumhurbaşkanı da bunlar arasından birini rektör atıyor.
Cumhurbaşkanı'nın itirazı, bir kaç üniversitede oy sıralamasına uyulmamasından kaynaklanıyor. Uç örnek de İzmir 9 Eylül Üniversitesi'nde 449 ve 389 oy alan adayların elenip biri 142, öbür ikisi birer oy alan üç adayın Çankaya'ya önerilmesidir.
Cumhurbaşkanı Sezer'in "Çankaya Noteri" olmadığını göstermesi tabii iyi.. Bu tavır YÖK dışında öbür kurum ve kurulları da keyfi karar ve işlemlerden caydırır.
Ama şu da unutulmamalı:
Eğer üniversitelerde yapılan seçimlerin sonuçları, hiç bir başka değerlendirmeden etkilenmeyecekse, yani yasanın tanıdığı takdir hakkı kullanılmayacaksa, YÖK ve Cumhurbaşkanlığı'nın oluşturduğu iki üst karar organına ne gerek kalıyor?
Öyle bir işleyiş, Cumhurbaşkanı'nı noterlikten kurtarmadığı gibi YÖK'ü de noter durumuna getirmiyor mu?
YÖK Genel Kurulu yarın toplanacak.
İki tercihi var: Ya direnecek veya istifa yoluna gidecek.. İstifa, yeni bir öğrenim yılı başlarken kaosa davetiye çıkarmaktır.
Yapılması gereken, sakıncaları da olsa yasayı uygulamak ve bu arada yanlışları düzeltecek uzlaşmaları aramaktır. Cumhurbaşkanı bu arayışa önderlik edebilir.
Ama demokratik üniversite konusundaki özlemlerin yürürlükteki yasayı işlemez hale sokması boşluk doğurur ki, en göze alınmayacak şey bu olmalıdır.
Ülkeyi kanlı kargaşalara sürükleyen nifak ve ihanetin geçmişte hep bu boşluğu kullandığı unutulmamalı..
Sinsi muhalefet
Demokratik geleceğimiz Avrupa'dır.
Bu gerçeğe kimse açıkça itiraz edemiyor.
Ama menfaatlerini, kapalı bir Ortadoğu ülkesi olarak kalmamızda gören güçler, halkın hassasiyetlerini karışarak sinsi bir muhalefet yürütüyorlar.
Geçen hafta AB Komisyonu üyesi Verheugen'in temaslarını da topluma aynı bozguncu niyetlerle çarpıtarak yansıtanlar oldu.
Avrupa Birliği'ne girmemiz için bizden istenenler, Avrupa'ya değil bize lâzım.
"Enflasyonla, yolsuzlukla, işkence ile, yasaklarla, asker elbisesi ile aramıza giremezsiniz" diyorlar. Fena mı?.
Uyum sürecinin sorunlarını artık kolaydan zora bir sıraya koymak ve toplumsal heyecanı uyandıracak "ilk hız"ı yakalamak gerekiyor.
Bu işin kaptanlığına getirilen Mesut Yılmaz kendisi için önemli bir şans yakaladı.
Bakalım onun şansı Türkiye'nin de şansı olacak mı? Dileriz olur..