Kanser idam cezası değil
Testis kanseri olan Lance Armstrong, 2 büyük ameliyat geçirdi, 3 ay ağır bir kemoterapi gördü ve sonunda iyileşti. Ancak, ünlü sporcunun yaşamayı, kazanmayı ve aşık olmayı yeniden öğrenmesi zaman aldı
Tedavinin sonlarına doğru, ev çevresinde günde yarım saat bisiklete binebiliyordum. Ama art arda gelen 2 olay ne kadar güçsüzleştiğimi gösterdi. Birkaç arkadaşla gezintiye çıkmıştık. Hafif eğimli bir tepeye geldik. Arkadaşlarıma yetiştiğimi sanıyordum. Ama aslında onlar kibarlık edip yavaş gidiyorlarmış. Beni yormamaya çalışıyorlardı. O yüzden hızlı mı gidiyorum, yavaş mı anlamıyordum. Ama birdenbire solumda bir şey gördüm.
50'li yaşlarda bir kadın ağır bir dağ bisikletiyle yanımdan bir anda geçip gitti. Ben soluk soluğa kalmıştım. Kadın ise yorulmuş gibi bile görünmüyordu. Gerçek buydu. Kendimi kandırıyordum. Sağlıklı olduğuma inandırıyordum kendimi.
YARIŞIR GİBİ İYİLEŞTİM
Ama tümör testlerinin sonuçları giderek düşüyor, doktorlar bile şaşırıyordu. Kan testlerimin sonuçlarını bir dosyada saklıyordum. Tümör sayımlarım, son 3 hafta içinde 92 binden 9 bine düşmüştü. İyileşme sürecim bir bisiklet yarışı gibi ilerliyordu. Ekip arkadaşlarımdan sürekli bilgi alıyordum. Hedefler belirliyordum. Örneğin bir sonraki kan testinde yüzde 50 düşüş bekliyordum. Testin sonuncunda tümör hücrelerinin yarı yarıya azaldığı açıklanıyordu. Kendimi, bir yarış kazanmış gibi hissediyordum.
SON KEMOTERAPİ
Hastalığa karşı savaşımı kazanmıştım. "Kanser kendine yanlış adam seçti" diyordum. İyileşmiştim. Ama kendimi hiç öyle hissetmiyordum. Kemoterapi böyle bir şeydi işte.
13 Aralık 1996'da son kez kemoterapiye girdim. Son terapinin ardından Doktor Nichols, hastalıkla mücadele edenlere yardımcı olmam gerektiğini söyledi. Bu benim de sıklıkla düşündüğüm bir konuydu.
KÜÇÜK AYRINTI AMA..
Terapi sırasında kanser hastalarına büyük bir sevgi duymaya başladım. Bazen çocuklar koğuşuna giderek ilk defa kemoterapiye başlayacak çocuklarla konuşurdum. Tıpkı benim gibi korkuyorlardı. Onlara "Ben de çok hastaydım. Ama iyileştim" diyordum.
Ehliyetimi yenileme zamanı geldiğinde ilk önce saçlarımın uzamasını ve kendimi daha iyi hissetmeyi bekledim. Fotoğrafta güzel çıkmak istiyordum. Ama sonra vazgeçtim. Ehliyetimdeki fotoğrafımda saçlarım tamamen keldi, göz kapaklarım şişmişti. Ama yine de kendimi iyi hissediyordum ve gülümsüyordum. Çocuklara bu fotoğrafı gösteriyordum. İyileştiğim zaman bu resme bakarak bir zamanlar ne kadar hasta olduğumu hatırlayacağım. Sizin de savaşmanız gerek!" diyordum.
VAKIF KURMA KARARI
Bir vakıf kurmaya karar verdim. Ama bir vakıf nasıl kurulur bunu bile bilmiyordum. Bir gün yemekte fikrimi arkadaşlara açtım. Yemeğin sonunda vakfa para toplamak için bir bisiklet yarışı düzenleme fikri çıkmıştı ortaya. Yarışın adına "Gül yarışı" dedik.
Ama vakfın temel amacından hâlâ emin değildim. Tek istediğim insanlara "Tıpkı benim gibi mücadele edin" demekti. Korkuyu yenmek, farklı görüşleri dinlemek, hastalık hakkında bilgi sahibi olmak, tedavide hastanın rolünü ve hepsinden önemlisi kanserin idam cezası anlamına gelmediğini anlatmak istiyordum... Kanser, ikinci bir hayat için iyi bir fırsattı.
Aşk ve kanser birbiriyle ilgisiz bir ikili gibi geliyordu. Ama ikisi benim başıma aynı anda geldi. "İnsanlar neden evlenir?" Elbette ki ortak bir gelecek için. Ama benim geleceğimin olup olmadığı belli değildi.
Artık kanser değildim. Ama iyileşmiş de değildim. Her an tekrar ortaya çıkabilirdi. Her gece ter içinde uyanıyor, ertesi sabah da doğruca göğüs röntgeni çektirmeye gidiyordum.
AŞK, NE GÜZEL..
Doktor, "Kemoterapi işe yarayabilir de yaramayabilir de" demişti. Yaramaz da hastalık tekrar ortaya çıkarsa 3-4 ayda ölünür. Bu kadar basitti ama hayatım o kadar basit değildi.
13 Aralık 1996'da kemoterapiyi bitirdim ve tam 1 ay sonra Kristin Richard ile tanıştım. Arkadaşlarının çağırdığı adıyla "Kik"le. Kanser vakfının kuruluşunu açıkladığım basın toplantısında karşılaştık. Sonraki 2 ay boyunca Kik'le vakıfta birlikte çalıştık. Başta hevesli bir genç kız gibi görünüyordu gözüme. Sonraları uzun sarı saçlarını ve sıradan giysilerin bile ona nasıl yakıştırdığını fark eder oldum. Sık sık birlikteydik ama ikimiz de hissettiklerimizi itiraf edecek halde değildik.
Kik'le uzun bir süre görüşmedik. Telefonlarıma cevap vermiyordu. Tele sekreterine mesaj üstüne mesaj bırakıyordum. En sonunda bir öğleden sonra telefonu Kik açtı. Hayatında son birkaç haftada büyük değişiklikler olmuştu. İşini değiştirmiş, sevgilisinden ayrılmıştı. Ve o gün birlikteliğimiz başladı. Kik bana sürekli "Sen şanslı birisin. Öteki tarafı gördün. Şimdi hayatın nasıl sevileceğini bana öğretebilirsin" diyordu. Ben ona değil ama o bana hayatın nasıl sevileceğini gerçekten öğretti.
BÜYÜK AŞKLAR KAVGAYLA BAŞLAR!
Kristin Richard ile Kanser Vakfı'nın kuruluşunu açıkladığım basın toplantısında karşılaştık. Ters sorular sorup beni sinirlendiriyordu. Bir ara 10 dakika karşılıklı atıştıktan sonra "Bu konuşmanın bir yere varamayacağı anlaşıldı" diye bağırdı. "Haklısın" dedim. "Biliyor musun? Bunu bira içerken konuşmalıyız" dedi. Şaşkınlıkla, "Peki" dedim. Ve sonraki günlerde ruhunun ve diş macunu reklamlarındaki gibi gülümsemesinin güzelliğini fark ettim.
Hayatımda duyduğum en güzel sözler
Kemoterapİ boyunca benimle LaTrice adlı hemşire ilgilenmişti. Bütün bu geçen zaman boyunca onu bitmek bilmez sorularımla bunaltmış, o ise sabırla her sorumu yanıtlamıştı. Tam anlamıyla koruyucu meleğim olmuştu. Kemoterapinin son günü gelerek son testin sonuçlarını açıkladı. "Test sonuçları belli oldu" dedi. "Eeee?" dedim gergin bir şekilde. "Her şey normal" dedi.
Bakakaldım. Artık hasta değildim. Tekrar hastalanabilirdim. Önümde 12 ay vardı. Bu 12 ay içinde kanser geri dönebilirdi. Ama şu an, bu eşsiz ve paha biçilmez an, bedenimde kanser yoktu. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ağzımı açtım ama tek kelime bile çıkmadı.
LaTrice, "Sana iyi haberler getirebildiğim için mutluyum" dedi. Sonra yatağa eğilerek, "Lance" dedi, "Umarım bir gün senin için bir hatıra olurum. Umarım buradan gittikten sonra seni bir daha görmem. İyileştiğin zaman seni gazetelerde, televizyonda göreyim ama buraya bir daha gelme. Umarım ilerde 'Hey. O hemşire kimdi? Yoksa rüya mıydı?' dersin" dedi. Bu birinin bana o ana kadar söylediği en güzel sözlerdi. Hayatım boyunca tek kelimesini bile unutamayacağım.
YARIN
* Hayata dönüş ilk anda muhteşem olmadı...
* Baba olmak Ay'a gitmek gibi!
* Yarışlara, madalyalara, yeni bir aileye ve yaşama "merhaba"
|