|
|
NURİYE AKMAN(nakman@sabah.com.tr
)
|
  
Evvel zaman dışında
Fizik Yüksek Mühendisi Taşkın Tuna, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Zaman" şiirini yorumladı
Kısa bir süre önce ABD'nin Princeton kentindeki Nippon laboratuvarlarında Dr. Wang tarafından deneyimlenen ve fizikte nedensellik ilkesinin ortadan kalktığına, ışık hızının aşıldığına yorumlanan müthiş olayın etkisinden kurtulamadım. O günden beri her vesile ile zamanı düşünüyor ve onun neresinde olduğumu hissetmeye çalışıyorum. Eskiden hüzünlü anlarımda, bana bir acil yardım ekibi gibi uzanan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mısraları, şimdi en neşeli anlarımda bile beni bırakmıyor. Onun "Zaman" şiiri, bütün zamanları aynı anda kucaklamak isteyen ruhumu bir uzay gemisine bindirip uçuruyor sanki...
Geçen gün yine yolda Ahmet Hamdi'nin dizeleri mırıldanarak yürürken aklıma Fizik Yüksek Mühendisi Taşkın Tuna geldi. Çevre bakanlığı eski genel müdürlerinden Tuna'nın, Uzayın Sırları, Uzayın Ötesi, Sonsuz Uzaylar adlı kitaplarında zamanın değişik boyutları üzerine yazdıklarını hatırladım. Acaba bir fizikçi ile bu şiiri konuşabilir miydim? Kendisini aradığımda Tanpınar'ın Zaman'ı üzerine onun da kafa yorduğunu öğrendim.
Tuna, edebiyat ile fazla ilgilenmemiş. Atmosfer ve uzay fiziği branşlarında ihtisas sahibi olarak uzun süre kamu sektöründe üst düzeyde görev aldıktan sonra emekliye ayrılınca, köşesinde bomboş oturmamış. Bir yandan yeni kitaplar yazarken, bir yandan da Tanpınar'ın bu nefis şiirini incelemiş. Benimle paylaştıklarını ben de okurlarımla paylaşmak istedim.
* Bu evrende tüm nitelik ve niceliklerin göreli olması, her nesnenin bir diğer nesneye "göre" özelliğinin belirlenmiş olması demek. Bu da beynimizin günlük olayları göreli bir pencereden algılamasına imkan veriyor. Bunun ne gibi sonuçları olabilir?
- Kuramsal fizik denklemleri, evrenimizdeki en yüksek hızın ışık hızı olduğunu ve hiçbir maddesel cismin bu hıza ulaşmayacağını açıklıyor. Bu özellik, Einstein'ın rölativite kuramına göre doğrulanıyor. Ancak ışık hızını aşan bazı sanal parçacıkların (takyon) da var olması gerektiği, denklemlerin nefes kesen simetrisinde kendisini belli ediyor. Takyonlar bu durumda fizikteki nedensellik ilkesini ihlal etmiş oluyorlar. Böylece sebep - sonuç ilişkisi tersine çevriliyor ve önce "sonuç" arkadan "sebep" geliyor.
* Başka bir anlatımla önce kan akıyor, sonra parmağımı kesiyorum. Önce cam kırılıyor, sonra pencereye taş atıyorum.
- Evet, tam böyle. Sebep-sonuç ilişkisinin ihlal edildiği bir ortamı paralel evrenler kavramıyla yorumlayabiliriz. Paralel evrenler, içinde yaşadığımız evrenin dışındadır ama, mekansızlık sözkonusu olduğu için "hangi dışında" belli değildir. Orayı beş duyumuzla algılayamıyoruz. Çünkü orası tamamen sanal bir alemdir ve bu alemi oluşturan mozaik yapılar, maddesiz ve kütlesizdir. O takdirde, ister istemez Tanpınar'ın şiirindeki anlam, tüm açılımı ile zihnimize ucu sivri bir çivi gibi çakılıp kalıyor:
"Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında"
Tanpınar, zamanın "içinde" değilse, bu evrende olamayacağına göre, zaman "dışı" bir başka evrendedir anlamı çıkıyor. Öte yandan zaman "dışı", anlamsız bir sözcük olduğundan, "büsbütün" de dışında olamayacağı yargısı ön plana çıkıyor. Zaman içinde değil ama, tam olarak dışında da değil! Başka bir anlatımla zamanın belki de "akmadığı" bir başka alemi akla getiriyor.
* O yüzden mi "Yekpare bir anın Parçalanmaz akışında" olduğunu hissediyor?
- Evet, tam bu yüzden. Buradaki sözcükler bilimsel niteliktedir. Zamanın "geçmesi" halk dilinde kullanılan bir deyimdir ama, bilim dilinde bu sözcük, "akar" şeklini alır. "Yekpare", "an" ve "parçalanmaz" ifadeleri de, bu konuda az çok fikir sahibi olanları bile, yerinden fırlatacak kadar derin açılımlar içeren, olağandışı bir sezgi gücüyle kaleme alınmış fizik tabirlerdir.
* Tanpınar bana, bir zamanlar bedensiz bir varlık halinde "mevcut" olduğumu sanki söylüyor. Belki de onun için bu mısraları okuduğumda ben de tüy gibi oluyorum. Devam edelim. Şiiri okumak benden, yorumlamak sizden:
"Başım sükutu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen."
- Bu mısralardaki sükut, paralel evrenlerdeki "zamansızlıktan" kaynaklanan hareketsizliği belirtiyor. Tanpınar'ın kendisi bütün bu sanal alemi kaplamış durumda. Çünkü uçsuz bucaksız bir değirmen olarak kendini tasvir ediyor. Yani boyut ötesinde bulunuyor. Eğer Tanpınar'ın başı, o sessiz sükuneti "öğüten" bir değirmense, izleyen mısralarda bu değirmenden çıkan "ürünleri" aramamız gerekecektir.
* Nitekim ne diyor?
"İçim muradına ermiş, Abasız postsuz bir derviş."
- Bir dervişin ulaşabileceğini ümid ettiği en son durak, kuşkusuz Allah'ına kavuşabilmek heyecanını sağlığında tatmasıdır. Buna tasavvufta "vuslat" denir. Böylesine "ermiş" bir "dervişin", bu "murada" nail olması, kendisinin ilahi katta kazandığı saflığın bir simgesidir. İşte o mekansızlık ve zamansızlık evreninde, Tanpınar gibi tüm varlıkların, masumiyetin simgesi olan post ve abaya ihtiyaçları yoktu. Çünkü "zaman" ötesinde, yani evrenin zamanın dışında olduğu bir dönemde bunlara zaten çoktan ulaşılmıştır!
* Peki, "Kökü bende bir sarmaşık,
Olmuş dünya sezmekteyim" derken hangi fiziksel gerçeklere gönderme yapıyor?
- Şiirde sözü edilen dünya aslında bu evreni ifade etmektedir. Bu dünyaya "burası" diyelim. "Oradaki" mevcut tüm varlıkların artık buraya gelme "zamanı" yaklaşmışsa, şair bir "sarmaşık" gibi bu evreni tamamen kucaklayıp saracak, kavrayıp sarmalayacaktır. Tanpınar, dünyaya gelmeden önce ruhlar alemindeki bu özelliğini nefis sözcüklerle vurguluyor! "Kök" bendedir diyor! Geliyorum diyor! "Seziyorum" diye de çarpıcı bir üslubun engin derinliklerinden sesleniyor. Artık "ürün" ortaya çıkmış demektir.
* Yani ürün, bedensiz varlığın bedene kavuşması mı oluyor?
- Evet, doğru. Değirmenden nasıl un çıkarsa, böylece ruhlar da elbise diyebileceğimiz bir beden kılıfının içine sığışacaklardır.
* Mevlana'nın bununla ilgili bir deyişini anımsattınız bana: "İnsanlar gördüm, üzerlerinde elbiseler yok /Elbiseler gördüm, içinde insanlar yok".
- İşte bedensiz varlık dediğimiz, Mevlana'nın sözünü ettiği elbisesiz insanlar, muradına ermiş dervişlerdir.
* Ve Tanpınar'ın son mısraları:
"Mavi, masmavi bir ışık / Ortasında yüzmekteyim".
Tanpınar artık o zamansız ve mekansız alemden çıkmış, bu dünyaya doğru ilk hareketine başlamıştır. Artık o, bu evrenin zamanla kayıtlı olan maddesel ortamına girmek üzeredir. Işık adını verdiği eşsiz bir Nur'un göz kamaştırıcı güzelliğini seyrederek yüzmekte ve yoluna devam etmektedir. Yolu uzun da olsa, duraklı da olsa, dünyaya gelecektir. "Mavi, masmavi ışık" dediği, kendisinin de içinde bulunduğu işte bu nurdur.
* Nitekim dünyamıza "mavi gezegen" de diyoruz.
- Tamamen haklısınız. Tanpınar'ın simge ve semboller kullanarak yazdığı biliniyor. Soyut kavramların derinliklerinde dolaşarak, "oradan" aldığı malzemeleri "buraya" taşıması, şairimizin alışılmadık bir sezgi gücüne sahip olduğunu kanıtlamaya yeter. Bütün şairler, sanatçılar, müzisyenler, felsefeciler, bilginler, peygamberler kendiliklerinden herhangi bir şey bulmuş ya da yaratmış değillerdir. Onlar içlerindeki sezgi gücüyle zaten varolan notaları, denklemleri, harfleri ve ilahi mesajları bir araya getirerek eserlerini ortaya çıkarmışlar.
* Masallar hep "Evvel zaman içinde" diye başlar. Şimdi anlıyorum ki evvelin zaman dışında olduğu gerçekler de varmış.
Yekpare bütünlüğün parçalanamayan akışı
* Peki fizikçiler, bu "parçalanamaz an"ları nasıl düşündüler?
- Fizikçiler, evrende öyle bir "zaman" kırıntısı, öylesine küçük, bir "an" olmalı ki, artık bu "an", daha fazla bölünüp ikiye ayrılmasın, parçalanmasın dediler. Sonuçlar, insan aklının alamayacağı kadar küçücük bir salise diliminde kilitlendi. İşte bu "an", bir saniyenin; milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin milyonda birinin, milyonda birinin, onda biri kadar daracık bir aralık olarak belirlendi. Matematik dilinde bu küçücük "an", 10 üzeri (-43) saniye olarak belirtilir. Bu kemiyetin değeri de, sıfır virgülden sonra gelen 42 tane sıfırın yanına bir sayısının gelmesi ile açıklanır. Tanpınar, bu "anı", "yekpare" bir bütünlüğün "parçalanamayan akışı" olarak dile getirmekle ne kadar haklıdır!
* Gerçekten müthiş! Şiirin devamı şöyle:
"Bir garip rüya rengiyle Uyuşmuş gibi her şekil"
Buradaki gizli anlam ne?
- İşte "rüya" sözcüğünü kullanan şairimiz, paralel evrenlerin soyut yapısını, sanal ve imajiner dünyalarını açıklamış oldu. Üstelik bu rüya aleminin algılanamaz olmasının olağandışı karakterini "garip" sözcüğü ile sıfatlandırdı. "Uyuşmuş gibi her şekil" derken de, sanal varlıkların hareketsiz, sakin ve durağan özelliklerini kastetti.
*Hiçbir edebiyat eleştirmeni bu şiiri bu kadar "çarpıcı" yorumlayamaz. Şiire devam edelim:
"Rüzgarda uçan tüy bile, Benim kadar hafif değil."
- Bakınız, nefesleri kesen harika bir saptama daha! Öbür evrenlerdeki kütlesiz, ağırlıksız sanal varlıkları işaret etmeye başladı. Tanpınar diyor ki, "Ben bu sanal diyarda artık ağırlığımı kaybettim, bir tüy bile benden daha ağırdır".
ZAMAN
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında.
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile,
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen.
İçim muradına ermiş,
Abasız postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim.
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Van yatırımcıları bekliyor
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kayhan Türkmenoğlu, tüm müteşebbisleri, nüfusunun yüzde 60'ının hayvancılıkla uğraştığı kent olan Van'a davet ediyor
Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kayhan Türkmenoğlu'ndan bir mektup aldım. Bölgenin yatırım potansiyelini ön plana çıkaran "Yatırıma Davet" adlı bir dosyayı mektubun ekinde göndermiş. Çekici bir görüntü ve özlü bilgi içeren dosya; tarih, kültür ve ekonominin penceresinden Van'ın gerçeklerini anlatıyor ve bölgede yatırım yapacak müteşebbislere sağlanan imkanları sıralayarak herkesi Van'a çağırıyor.
Tarih kitaplarının tozlu sayfalarındaki "İpek Yolu" yeniden hayata geçmek üzere iken ve bütün Orta Asya'yı geçerek Türkiye'ye ulaşan çağdaş yolun bir durağı da eskiden olduğu gibi Van olacakken, Van'da kedi ve gölden başka neler olduğunu öğrenmekte yarar var:
850 binlik nüfusunun yüzde 60'ı hayvancılıkla istihdam edilen ve kişi başına gayri safi milli hasıla cari fiyatlarla bin 220 dolar olan Van'da Nisan 2000 itibarıyle Van'da 3 yem, 1 çimento, 3 şeker, 2 et entegre, 1 ayakkabı, 5 un, 2 plastik sanayii, 1 ağaç sanayii, 2 tekstil fabrikası ile 1 LPG dolum tesisi var. Yatırım isteyen bir diğer sektör ise madencilik. 1.5 milyon ton perlit, 70 milyon metreküp pomza rezervleri bulunan Van'da 2 milyon dolarlık bir yatırımla bu zenginlikler değerlendirme bekliyor.
Bölgeye yatırım yapmayı düşünenlerin dikkatine sunulan kolaylıklar şöyle:
* İlk beş yıl Gelir ve Kurumlar Vergisi'nden muaf, daha sonra 2007 yılına kadar yüzde 60'a kadar indirim uygulanır.
* Ücretlilerden kesilen gelir ve damga vergileri iki yıl sonra faizsiz ödenir.
* Çalışanların sigorta pirimlerinin işveren hissesi hazinece ödenir.
* Teşvik belgeli yatırımlar veraset ve intikal vergisi, damga, emlak vergileri, banka ve sigorta muameleleri vergisi ve harçlardan muaftır.
* Hazine arazileri mülkiyeti bedelsiz verilir.
* Enerjiye; birinci yıl yüzde 50, ikinci yıl yüzde 40, üçüncü yıl yüzde 25 olmak üzere üç yıl indirim uygulanır.
* KOBİ'lerde Van'ın öncelikli il olması nedeniyle Yatırım Teşvik Fonu'ndan düşük faizli kredi, Gümrük Vegirsi Fon İstisnası, yatırım İndirimi, İthal Makine ve Techizatta Katma Değer Vergisi istisnası uygulanır.
* Van Organize Sanayi Bölgesi'nden uygun fiyatla arsa tahsisi yapılır.
* Teşvik Belgeli yatırımlarda, yatırım indirimi hakkı süresiz devam eder.
* Van Organize Sanayii Bölgesi tüm çalışmaları tamamlanmış olarak girişimcileri bekliyor. Alt yapısı hazır sanayii parselleri satışa hazır.
Paralel evrenler
* Tanpınar, zamanın içinde değilse nerede?
- Kozmolojiye göre zaman, evrenle beraberdir. O halde Tanpınar zamanın içinde değilse, bu evren içinde de değil demektir. Eğer kişi, evren içinde değilse, bir başka mekanda, bir evren ötesi, uzay ötesi bir alemdedir. Buna "Paralel Evrenler" deniyor.
* Paralel evrenler kavramını, zihnimizin dar kalıpları ve çocukluğumuzdan beri alışageldiğimiz önyargılarla anlamak kolay mı?
- Elbetteki çok zordur. Çünkü içinde bulunduğumuz ve sadece "anı" yaşadığımızı varsaydığımız bu evreni; atom altı parçacıklar dediğimiz mikrokozmostan, uzayın sonsuz ufuklarına kadar uzanan dünyalar, güneşler, yıldızlar ve galaksilerden oluşan makrokozmosa kadar; içeriğinde madde-zaman ve enerji olan, elle tutulan, gözle veya aletlerle görülebilen, şekle, hacme ve kütleye sahip bir büyük sistem olarak tanımlayabiliriz.
* Paralel evrenlerin bu evrenden farkı ne?
- Paralel evrenler, tamamen sanal parçacıklardan örülmüş; hayali elemanların bulunduğu öne sürülen bir başka evrendir ve orada her şey mutlak değerde olduğundan tamamen anlaşılması ve algılanması imkansızdır. Çünkü "orada", artık nitelik ve nicelikler kaybolmuş, boyutlar tamamen değişmiş, göreli değerler ortadan kalkmış, fizik yasaları değerini yitirmiştir.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|