


Bugün ne yazmamalı!..
Geçen yazımızda soruyu tersinden sormuştuk... Şimdi düzeltiyoruz.
"Bugün ne yazmamalı" diye soruyoruz.
Neleri yazmamamız gerektiği ortaya çıkarsa, neleri yazacağımız kendiliğinden ortaya çıkar...
Buna politik bilimlerde "olmayana ergi" metodu da diyorlar...
Günlerdir hatta haftalardır aynı şeyleri yineleyip duruyoruz...
Hatta, yenilmiş gibi görünen pek çok "durum"un; eskinin yeniden tezahuründen başka birşey olmadığı anlaşılıyor..
Ya da eskiden çokça konuşulmuş sonra da unutulmuş konular pişirilip pişirilip piyasaya sürülüyor...
Yazmayacağımız şeyler yazacağımız şeylerden çok daha fazladır yani...
o o o
Mesut Yılmaz'ın kabineye girme konusunu hiç yazmamalı, mesela...
O konu aylar önce karara bağlanmıştı ve gününü bekliyordu yalnızca...
Hükümet ortakları, tuhaf bir "köşe kapmaca" oynadılar bir süre... Ama sonu başından belli bir oyundu...
Nesini yazmalı...
o o o
Bugün yüzyılın sıcakları yaşanıyor...
Günlerdir sıcakta ne yapmanız, nasıl davranmanız konusunda söylenmeyen kalmadı..
Şu anda yaşadığınızı yazmanın ne alemi var...
Öte yandan kavuran sıcakların, olası bir depremin habercisi olduğu yolundaki asılsız söylentiler konusunda da kalem oynatmaya değmez..
o o o
Borsada hisse senetlerinin ne zaman yükseleceği üzerinde tahminlerde bulunmanın hiçbir yararı yok..
Aylardır yazılanların da bir yararı olmadı çünkü...
İşler olacağına vardı...
o o o
Hakan Şükür mü Galatasaray'dan ayrıldı; Galatasaray mı Hakan Şükür'ü ayrılmaya zorladı; iki taraf da kendi açısından olayı açıklayıp duruyor ve ortada tek bir doğru yok...
Öyleyse bırakın herşeyi akışına...
Galatasaraysız Hakan'ın ve Hakan'sız Galatasaray'ın maçlarını bekleyin ve görün...
o o o
Kemal Sunal'ın ölümüyle gündeme gelen, sinema oyuncularının "telif hakları" konusunda söyleyeceklerinizin bir yararı var mı artık!..
Belki birgün bir yasa çıkar...
Belki oyuncular, geleceklerini daha baştan güvence altına alır...
Ama bunun Kemal Sunal'a nasıl bir faydası olabilir ki?
o o o
Benzer bir "nafile" tartışma da Nazım Hikmet'in vatandaşlığı konusunda...
Sokaklara afişler yapıştırmışlar...
Ne yazar bu konuda yazmak...
Vatandaşlık cin karnında bir noktaydı...
Yaşarken hayatından çalınmış yirmi yılı kim geri verecek peki?..
Değmez!..
o o o
"Baba" siyasete dönecek mi sorusuna cevap arayan bir yazıyı kim merak eder?..
"Baba'nın dahi merak ettiğinden emir misiniz?"
o o o
Daha çok şey var yazılmayacak...
Geçen yazımızın başlığı "Bugün ne yazmalı?"ydı...
O yazıdan sonra e-mail adresimize sayısız mesaj düştü...
Kolektif bir oyuna dönüştü o soruya cevap vermek...
En çok "aşk" kazandı...
Politikayı bırak, aşk'a bak çağrısı sardı yazarlara.
Çünkü, politika çok ve -galiba- aşk yoktu...
Şimdi...
Bu yazının başlığındaki soru da bir oyuna dönüşecek yine...
Herke, bu cehennem sıcağında kendince bir yanıt arayacak...
Bize kalırsa...
"Bugün ne yazmamalı" sorusunun tek bir yanıtı olmalıdır:
O da, bu cehennem sıcağında bu tür ipe-sapa gelmez sorulara takılmamaktır...