312 tartışmalarının kaderi bu galiba. Her seferinde "kurban"ın kimliğine göre yeni bir saflaşma oluşuyor ama sürüp giden kısır polemik aynı. Taraflardan biri hep "devletin bekası ve müesses nizamın korunması" vurgusunu yaparken diğer taraf demokrasi ve fikir özgürlüğü şampiyonu kesiliyor. Üç-beş ay sonra yeni bir kurban ortaya çıktığında bir bakıyorsunuz, saflar değişmiş ama laflar yine aynı. Üç ay öncenin özgürlük şampiyonları bu defa "devletin bölünmez bütünlüğü" diyorlar da başka birşey demiyorlar. Üç ay önce "devlet elden gidiyor" diye bağıranlar ise bu kez saf liberal kesilmişler.
Tabii söz konusu, Erbakan gibi dostu da düşmanı da fanatik olan bir kişi olunca, tartışma her zamankinden daha fazla kişiselleşip özünden uzaklaşıyor.
Kimileri o sözleri "başbakanlık yapan birinin ağzına" yakıştıramıyor. Kimileri 70 yaşında eski bir başbakanı hapse atmayı Türkiye'ye yakıştıramıyor. Sonuçta, "yakıştı-yakışmadı" gibi hukuk dışı kavramlar arasında, suçun varlığı-yokluğu güme gidiyor.
Erbakan, konuşmasının suç sayılan o bölümünde milliyetçiliğe karşı ümmetçiliği savunuyor. Din birliğinin, ırk birliğine göre daha birleştirici olduğunu, hatta milliyetçiliğin bölücü bir nitelik taşıyabileceğini söylüyor. "Türküm, doğruyum, çalışkanım" sözlerinde ifadesini bulan Türk milliyetçiliğinin Kürt milliyetçiliğine kapı açtığını düşünüyor.
Fikir bu... Ve elbette ki Erbakan bu fikri kendi üslubuyla ifade ediyor.
Peki biz ne yapıyoruz? "Türkiye'de ümmetçiliği savunmak suç olmalı mıdır? Halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik sayılmalı mıdır?" Ya da "bu cümleler umumun emniyetini tehlikeye düşürmekte midir?" diye tartışacağımıza bunun dışında her şeyi tartışıyoruz.
Bence ümmetçiliği savunmak da tıpkı milliyetçiliği savunmak gibi bir fikirdir. "Türküm, doğruyum, çalışkanım" demekle "Müslümanım, doğruyum, çalışkanım" demek arasında bir fark yoktur. Biri başka milliyetleri, diğeri ise başka dinleri dışlamaktadır. Eğer birileri bu ifadeleri duyunca kin ve düşmanlık duygularıyla dolup "öteki"lere karşı suç işlemeye yöneliyorsa, suç bu laflarda değil, kendisindedir.
Ne yani, herkes her aklına geleni söyleyecek mi?
Evet, çok basit ama böyle... Herkes -başkalarına hakaret etmeden- her aklına geleni söyleyebilecek. Kimi saçmalayacak, kimi herkesin bildiği doğruları tekrarlayacak, kimileri de hiçkimsenin aklına gelmeyen cin fikirler ortaya atacak. Ve belki de geleceğin dünyası bu cin fikirler üzerinde yeniden kurulacak.
Eğer bu fikirler kimilerinde kin ve düşmanlık duyguları yaratıyorsa ve bu birileri o kin ve düşmanlık duyguları içinde gidip suç işliyorsa, kabahat o fikri söyleyende değil, suçu işleyende olacak.
İnsanlık hangi fikirlerin masum, hangilerinin "tehlikeli" olduğunu birbirinden ayıracak bir formülü henüz icad etmedi ve edemeyecek. Böyle bir kanun maddesi yazılamadı ve yazılamayacak. Bu yüzden de bugünün dünyasında değilse bile geleceğin dünyasında bütün bu tartışmalar son bulacak.
Herkes her aklına geleni söyleyecek. Adam olan inanmayacak... Adam olan kanmayacak ve suç işlemeyecek. Kanıp da suç işleyen de cezasını çekecek...