Biliyorsunuz bu gün Türkiye 100 yılın en sıcak gününü yaşıyor. Ama devlet dairelerinde çalışan milyonlarca memurda bir sevinç, bir sevinç.. Sıcaklar nedeniyle devlet daireleri bu gün ve yarın tatil edildi çünkü. Bir de buna cumartesiyle pazarı ekleyin; heyt be, yaşasın sıcaklar...
Geçen yüzyılın başındaki manyetolu telefon dönemininden kalma İttihatçı sloganlarıyla bir takım dogmaların arkasına sığınarak siyaset yapmaya kalkanlar, kazara Kozmos dialektiğinin minicik Arz yuvarlağına nasıl yansıdığını merak etseler; hem kendilerinin adını kakavana çıkartmazlar, hem de I.Ahmet'den bu yana neden bu kadar çağ dışına düşülmüş olduğunun sustasını bulmuş olurlardı...
Kozmos'un miniminicik bir parçası olan Arz yuvarlağı'ndaki insan yaşamlarının tarihsel dialektiği merak edilmediğinde; Kozmos, yahut Doğa olayları, kafası taşlaşmış yöreleri de ırgalamaya başlar...
Örneğin sıcakların artması, özellikle İstanbul denizlerinin ne kadar lağımlaşmış olduğunu bir kez daha gözler önüne serer ve günde 70'i aşmaya başlayan yangınlar da, İstanbul İtfaiyesi'nin -her açıdan- ne kadar donanımsız ve olanaksız bırakılmış olduğunu bir kez daha getirir gündeme...
Siz böylesi bir çöküntüyü manyetolu telefon döneminden kalma hamaset edebiyatıyla ne kadar ört bas edebilirsiniz ki?
Yok illede hep eski plakları çalmakta inatlaşırsanız, bu kez de karşılaşacağınız sert bir deprem, tüm kakavanlıkların bedelini ödetiverir size...
Geçen yüzyılın başındaki manyetolu telefon döneminden kalma ittihatçı demagojilerinden arınmanın bir tek reçetesi var, o da saydamlık...
Örneğin bağımsızlık hareketleri sonucu kurulmuş devletlerin, biten yüzyıl içinde aldıkları silahlara kaç trilyon dolar ödedikleri henüz hiç açıklanmadı.
Yeni kurulmuş bağımsız devletlerin kendi içlerinde sürdürdükleri şoven edebiyat, o dönemdeki silah fabrikatörlerine acaba hangi artıları getirdi; neden hiç araştırılmadı?.. Ve bu yüzden, teknolojide pek bir aşama yapamadıkları halde, bağımsızlıklarıyla övünüp duran taze devletlerde; halk yığınları güngünden daha yoksullaştı. Ve "yaşam düzeyleri" çağ standartlarının çok altına düştü...
Manyetolu telefon döneminden, Internet dönemine geçildiğinde ise; global ekonominin üretim teknolojileri, Mars gezegeninde yeni hayat alanları kurma ve insan ömrünü 1000 yıla doğru uzatma boyutlarına erişti.
O nedenle de, silah fabrikatörlerinin yoksul bıraktığı sözde bağımsız ülke halklarını; hiç değilse bir cep telefonu, bir bilgisayar alacak düzeyde zenginleştirmek ve bu ülkelerin tepesine tünemiş hapazlamacı egemenleri de; evrensel hukukun saydam ilkeleriyle, insan haklarının vazgeçilmez ortaklığı içine almak gerekiyordu. Ve böylece 21. Yüzyıl, dünya vatandaşlığının kapılarını açmaya yöneliyordu..
Bunu öngörebilenler kendilerine çekidüzen verecekler; taş kafalılıkda inatlaşanları da; güneşteki patlamalar, su sıkıntıları, enerji çıkmazları, yangınlar ve depremler asla başedemeyecekleri bir takım ağır faturalarla karşı karşıya getirecekti.
Tabii bu arada gitgide yaygınlaşan saydamlık da hiç beklenmedik sürprizlere neden oluyor; örneğin dünkü Yeni Binyıl'ın manşetten yayınladığı gibi, MİT'in eski Kontr-terör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ün, Internet'te ki kendi sitesinde ABD'den yaptığı açıklamalar; insana küçük dilini yutturacak bir takım kanlı karanlık ilişkileri vitrinliyor ve kimlerin ne tür ajanlıkları üstlendiğini ve hangi amaçlarla kullanıldığını berraklaştırmaya başlıyordu.
Saydamlık, daha kimbilir kimlerin başlayacak düşürmeye maskesini.. Manyetolu telefon dönemindeki İttihatçı sloganları, Internet döneminin saydamlığı önünde; ulusal gönder diye Susurluk kazığı üstüne ve bayrak niyetine çekilmiş eroin paketlerine dönüşmeye başladı.
Görüyorsunuz sıcaklar tatili getirdi, bakalım su sıkıntılarıyla enerji çıkmazı neler getirecek?..
Tarihsel dialektiği inkar ettiğinde, doğa dialektiğinin şamarı iner ensene... Yazık ki, bunu hiç hak etmemiş olanlar da ezilip gidiyorlar bu arada...