Belediye otobüs şoförleri için "dertli" sözü hafif kalır.
Şoförler "oynatmak" üzere...
İstanbul'un İETT'sine bağlı binlerce şoför, iki yıl önceki maaşlarıyla çalışmaya devam ediyor.
Kadıköy Belediyesi Meclis Üyesi Neşe Gökkaya'nın bana gönderdiği faksı tam olarak yayınlasam, gözlemleri ve şoförlerin halini görseniz, hüngür hüngür ağlarsınız...
Böyle bir zulüm olamaz.
200 milyon lira maaşla çalışan şoförler, hergün evde çocuk gibi gözyaşı döküyorlar.
Acı bir realite!
Bu insanlar, hergün milyonlarca yolcuyu adeta "sırtlarında" taşıyorlar.
Fakat dertlerini anlatacak tek bir merci yok...
Belediye-İş ile Hak-İş sendikaları arasında sıkışıp kalmışlar.
Günde 10-12 saat direksiyon sallıyorlar. İstanbullular onların halini zaten görüyor.
Bu insanların "çiş yapmak için tuvalete gidecek" zamanları bile yok...
Milyonlarca yolcunun indisi bindisi...
Sıcak, pislik ve ter içinde otobüsler...
Günün her saatinde kilit vaziyette trafik...
Ben kendimi otobüs şoförü yerine koyduğum zaman, üç günde çıldırabileceğimi hissediyordum.
Yaptıkları iş, öyle böyle bir iş değil...
Peki ellerine geçen ne?
Hakettikleri ücretten vazgeçtim.
Bir insan, nasıl ve hangi sebeple iki yıl, üç yıl önceki ücretine çalıştırılır?
Bana ne, para bu kadar hemşerim, beğenmiyorsan defol git deniyorsa, bu da olmaz.
Şehrin ve belediyenin en dertli, en ağır işini yapan bu insanları düşünmezsek, hakettiklerinin hepsini değil, hiç olmazsa bir kısmını vermezsek, belediyenin yöneticiliği ve insanlığı nerede kalır?
Bu şoförlerin çoğu pskiyatrik vaka haline gelmiş...
Oynatmakla, oynatmamak sınırında yaşıyor, çalışıyorlar...
Allah göstermesin ama...
İçlerinden biri otobüsü içindeki yolcularla beraber, tam gaz bir duvara sürse, bunun hesabını kim verecek?..
Belediyelerin para sıkıntısını anlamak zorunda değilim...
Maharet, belediyeyi verimli işletmek.
Böyle şey olmaz!
Soruyorum: Bu insanların çıldırması mı bekleniyor?
Uyarıyorum: Böyle giderse bir şoförün çılgınlığı bütün gazetelere manşet olabilir...
Ve tabii ki bir açıklama bekliyorum!..
Avrupa'da bir kısım insan böyle...
"Özgürlük manyağı" oldukları için pitbull beslemeyi matah zannediyorlar.
Türkiye'de kaç kişinin Pitbull beslediğini bilmiyoruz.
Bu canavar köpeklerden İstanbul'da 1 tane bile varsa, bunu mesele yapmak zorundayız.
Çünkü o Pitbull'un kime ne zaman saldıracağı belli değil...
Şehirde bir tek Pitbull bile olsa, herkes bu tehdit altındadır.
Köpekleri çok severim ama benim net kanaatime göre köpek değil canavar olan bir Pitbull'u besleyen, her kim olursa olsun ya sadisttir ya da"maniac!"
Bunun için önerim şu: Polis, nerede bir Pitbull bulursa, önce sahibini ısırttırmalıdır. Dişe diş, göze göz!
Meseleye bir de evlilikler açısından yaklaşmak gerek.
Bugünkü ömür ortalamasında...
Ortaya çıkan evlilik tablosu ve eşler arasındaki mutluluk grafiği bize neyi gösteriyor?
25'li yaşlarda başlanan bir evliliğin, 25-30 yıl kadar bir süreyi kazasız belasız atlattığı ilişkilerin oranı, 3'te 2 civarında...
Gerisi, yarı yolda tükeniyor.
Peki sürüp giden evliliklerin acaba yüzde kaçı "gerçek arkadaşlığı" ve "sahici mutluluğu" yakalayabiliyor?
Bu evliliklerin yüzde 10'u mutlu ise iyi bir orandır. Öyleyse?..
200 yıl sürecek bir evlilikte, mutluluğu, sevgiyi ve gerçek arkadaşlığı nasıl temin edebileceğimizi oturup tartışmamız gerekiyor.
Ömrün uzaması yetmez!