kapat

30.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Bodrum'da bir hafta sonu..

Fedon'u nihayet izledim.. Vallahi de, billahi de izledim..

Bütün kış Günay'da söyledi. Kaç kez Günay'a gittim, ama Fedon'a kalmadım. Kalamadım.

"Hıncal Ağbi beni sevmiyor" diye şikayet edermiş Günay'a..

"Yahu ne alakası var.. Hıncal Ağbi Fedon'un sahneye çıktığı saatte yatakta olur" diye ne kadar anlatmaya çalıştıysam olmadı..

Nihayet kanıtladım.. Bodrum Günay'da, deniz kenarında Aqua Park içindeki o harika mekanda, "Bir Yaz Gecesi Rüyası" yaşattı bize Fedon!..

Aslında "Bir Yaz Günü Mucizesi" demek daha doğru olur ya..

Bir gece evvel geldim Bodrum'a.. Geç vakit uçaktan indik, yemek yedik.. Sonra "Gidelim bakalım, bu Bodrum Günay ne mene yer oluyor" diye..

Gittik ve perişan olduk, Ünal, Güven, ben..

Günay, Efes harabelerinden farksız.. En iyimser hesapla, en az 10 gün gerek, mutfak dahi hazır olmasına..

"Vah Günay vah" dedik içimizden.. "Battı çocuk.."

Ve ertesi gece..

Yani bu ülke insanı isterse ne mucizeler gerçekleştiriyor..

Pırıl pırıl bir deniz kenarı bahçesi.. Günay'ın harika mutfağı ve İstanbul'dan aynen getirdiği servisi ile..

Tam 100 kişi getirmiş Günay.. Kapıdaki valeler dahil.. Bir otel kapatmış.. "Günay" adına gölge düşürmemek için bunca emek, bunca masraf..

Adına saygı duyan insanlardan sakın ola korkmayın..

Fedon saat 23.00 gibi insancıl bir saatte bembeyaz sahne aldı.. (Hakkı Devrim ağabey çıldırmıştır gene.. Çıldırmasın.. Dil gelişir, değişir, ilerler, yerinde saymaz.. Sahne almak, kulağa hoş gelen bir deyiş olmuş..)

Ege'nin bu yanından, o yanından şarkılar söyledi, söyletti.. Benim üniversite yıllarıma, 1960'lara uzandı.. Saatlerce sahnede kaldı.. Bir ara bir baktım, yanıma oturmuş.. Birlikte bir "Eski dostlar" söyledik ki, olmaz böyle şey..

Neden olmasın.. Semra Özal, bir Cumhurbaşanı eşi söyler de, ben niye söylemeyeyim.. Nasıl şirin, nasıl tatlıydı Semra Hanım..

Nurdan Torun'u aldı sahneye Fedon bir ara.. Bir Menekşelendi sular, söyledi Nurdan, mikrofon da kullanmadan o uçsuz bucaksız bahçede.. Mest olduk..

Ve de İlhan Feyman.. Yıllardır Bodrum'da yaşayan İlhan Ağabey başladı İl Silenzio üflemeye..

Hafif meltemle oluşan dalgalar, hışır hışır sahile vurarak eşlik ediyor, o ilahi trompete, düşünebiliyor musunuz?.. Sonra da Cherry Pink!..

Rüya.. Gerçek bir rüyaydı, Bodrum'da Günay gecesi..

İlk fırsatta gene gideceğim.. Sıcak umurumda değil..

Güven'in dört dönüm zeytin ve mandalina bahçesi içinde, klimalı ve havuzlu, baştan aşağı zevk eseri döşenmiş bir evi var. Mimarı da benim asker arkadaşım Erol Arvay çıkmaz mı?..

Bir de Aysel var evde.. Yemek değil, safi lezzet çıkarıyor mutfaktan..

Bir Günay için çıktık evden.. Bir de Bodrum Müzesi için.. Onu da yarın anlatacağım zaten..

Milli dilenciler!..
Milli dilenciler jiplerine nihayet kavuştular.. Hiç ama hiç haketmedikleri, sadece ağlayarak, yalvararak istedikleri bu jipleri onlara Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy başının gözünün sadakası diye verdi..

Nasıl mutluydular jiplerinin başında..

Onlar jipe kavuştu, ama biz yanıta kavuşmadık..

Bu jiplerin, KDV, alım satım vergilerini kim ödedi?..

Bunlar gelir vergisi, intikal vergisi açısından futbolculara hangi mükellefiyetleri getirdi, bunları kim ödedi?.. Bu vergileri de başkası ödedi ise, adlarına ödenen vergi bedelleri, futbolculara yeni bir vergi mükellefliği getirdi mi, getirmedi mi?..

Ve de en önemlisi..

Bir kalemde 16 mersedes jip hediye ediveren Muhterem Haluk Ulusoy Beyefendi, geçen beş yıl, devlete hangi vergileri ödedi?..

Sümer Oral Bakanım, sesim Ankara'dan duyuluyor mu?..

Meğer Neler

Yapmışız?
Teoman Yazgan "Bürokratlar Nereye Koşuyor" adlı kitabının ikinci baskısını yapmış.. Masamda duruyor.. Kitabı ilk çıktığında yazmıştım.. Bu defa sözü Ahmet Taner Kışlalı'ya bırakıyorum.. O da Cumhuriyet'te yazmıştı o zaman.. Ve de bakın ne şirin yazmıştı.. "Meğer neler yapmışız" başlığı altında..

***

İşte size bir soru:

Mardin ili sınırları içindeki bir akarsuda, bir kaplanı karşıdan karşıya geçirme ücreti ne kadardır?

Şu andaki ücreti bilmiyorum, ama 1979 yılındaki ücret 750 kuruş... Ama sal ile ya da kayıkla karşıya geçirmek istediğiniz eğer "küçük hayvan yavrusu" ise, ücret 100 kuruşa kadar düşüyor.

Örneğin kedi yavrusu falan herhalde oraya giriyor olmalı.

"Hangi belediye uğraşıyor bu hayvan taşıma 'ücret tarifesi' ile?" diye sakın sormayın!... Çünkü bu tarifeyi Bakanlar Kurulu saptamış.. Ve de Resmi Gazete'de yayımlanmış...

Kararın altında, zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün, Başbakan Bülent Ecevit'in ve zamanın bakanlarından birisi olarak benim de imzam var.

Yeni öğrendim.

Çok güldüm.

***

Bu tarifenin 1936'dan beri her yıl düzenli yayımlanıyor olması içimi biraz rahatlattı(!).. İngiliz Kraliyet Sarayı ile ilgili bir olayı anımsayınca, daha da rahatladım.

Bir gün sarayın muhafız birliğine yeni bir subay atanmış.

Genç subay, ilk nöbetinde başlamış bütün nöbetçileri teker teker denetlemeye. Bir de dikkatini çekmiş ki saray bahçesinin çok ilgisiz bir yerinde bir nöbetçi duruyor. Sormuş:

- Burada neyi bekliyorsunuz?

- Bilmiyorum komutanım.

Büyük bir merakla olayı diğer subaylara aktarmış. Ve görmüş ki onlar da orada ne beklendiğini bilmiyorlar.

Başlamış geriye giderek bütün nöbet defterlerini incelemeye... Sonunda da aradığını bulmuş.

Yıllar önce bahçenin o noktasında çok ender yetişen bir gül varmış. Kraliçe de o güle çok meraklı olduğu için, başına bir nöbetçi diktirmiş. Kimse koparmasın diye...

Ne o güle meraklı olan kraliçe kalmış ne de gülün kendisi.. Ama nöbet hala o nöbet...

***

Doktor Osman Bey, yurtdışında bir tıp kongresine katılır. Arabayla Türkiye'ye dönerken de kobay olarak kullanması için kendisine bir çift beyaz fare armağan ederler.

Kapıkule'de gümrük memuru sorar:

- Bunlar da ne?

- Bir çift deney faresi.

Memur kafasını kaşır, "Başımıza iş açtın" der gibilerden... Gümrük tarifesini açar bakar. Tarifeye göre yolcu beraberi getirilecek hayvanlar üç gruba ayrılmış. Büyük, orta ve küçükbaş diye.

Ama tarifede sayılan hayvanlar arasında fare yok!

Allah'tan tarifeyi düzenleyen bürokrasi onu da düşünmüş: "İşbu cetvelde ismi bulunmayan bir hayvan ithal edilmek istenirse, otomatikman büyükbaş hayvan addolunur."

Yani ha iki fare, ha iki fil.. Fiyat aynı!

Doktor Osman Bey fareleri gümrüğe terk eder...

Araba hareket ederken de gümrük memurunun sesi duyulur.

-Birkaç ay sonra bu fareleri "çekilmeyen mallar" bölümünden satışa çıkarırız... Zaten başka alıcı çıkmayacağı için, çok ucuz bir fiyata üzerinizde kalır.. Merak etmeyin, o zamana kadar farelerinize iyi bakarız...

***

Hani Aziz Nesin'e verilen uluslararası bir ödülün jüri üyesi Türkiye'ye gelmişti bir gün... Ve birkaç gün sonra yurdumuzu terk ederken de şöyle demişti:

- Ben Sayın Nesin'in kitaplarını okurken, düşgücüne hayran kalmıştım.. Meğer etrafına bakıp gördüklerini yazıyormuş...

Teoman Yazgan'ın "Bürokratlar Nereye Koşuyor?" kitabına her göz atışta, nedense o jüri üyesinin sözlerini hatırlıyorum hep!

TEBESSÜM
Şaka Cumhur Yılmaz'dan.

-Kasırgalara neden hep kadın

ismileri verilir?

-Çünkü kadınlar da ilk geldiklerinde ıslak ve vahşidirler ama giderken evinizi ve arabanızı götürürler..

BİZİM DUVAR
Pergelimiz bozuldu.. AÇImız büyük.

Hakan & Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir mum diğerini tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.

Mevlana

(Teşekkürler Sezer)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır