kapat

30.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Ekincik Koyu'nda değişik kulaçlar...

Günlük yazı çalışmalarını bitirdikten sonra, akşama doğru gözün alabildiğine uzandığı ve nerdeyse inlerle cinlerin top oynadığı kumsallardan Akdeniz dalgalarının ılık kibarlığı içine dalarak kulaç atmak, değişik şeyler düşündürüyor insana...

Örneğin, Doğa'daki muhteşem estetikten, neden herkesin yeterince etkilenemediğini?..

Örneğin, 95 yaşında hâlâ daha sahneye çıkmayı sürdüren ve binlerce yıllık insanlık tarihinde özel bir fenomen olan Necdet Mahfi Ayral'ın, kuşaklar boyu unutulmayacak bir çerçeve içine neden yeterince konamadığını?

Örneğin, Sabahattin Ali'nin kafasına bir odun vurularak neden öldürüldüğünü?

Ve canım İstanbul'un, neden tarihinde rastlanmadık bir çirkinliğe gömüldüğünü?

Sonra da Talleyrand'ın bir sözü geliyor aklıma. Napoleon, Almanya'da sessiz sedasız yaşayan Duc D'Enghien'i, siyasetle hiç ilgisi olmadığı halde salt soylu bir aileden geldiği için gizlice yakalatıp, Vincennes Şatosu'nda kurşuna dizdirmişti. Olayın duyulmasından sonra, Paris'teki bir balo gecesinde davetliler, Dışişleri Bakanı Talleyrand'a sorup durmaya başlamışlardı:

- Duc D'Enghien ne anlama kurşuna dizildi yani?

Talleyrand'nın verdiği yanıt, bir topsöz olarak kalmıştı Fransızca'da:

- Aptalca bir şey, ama böyle bu...

Salı günü akşama doğru, ünlü karrettaların yumurtlama kumsalı olan İztuzu plajlarına gitmiştik... Önceki gün de Ekincik Koyu'na gittik...

Dantelli kıyılarıyla Köyceğiz gölü; çamlıkların, narenciye bahçelerinin, günlük ve okalüptüs ormanlarının uzanıp gittiği, her tondan bir yeşiller senfonisi ortamında; İlyada'nın dahi beşiğini sallamış iri dağlarla hiç bitmeyecek flörtünü sürdürüyordu.

Kırmızıyla el sıkışan koyu pembelerle hafif mor karışımın büyülü zakkumları, serpilip sıralanmıştı yol boylarına...

Ekincik Koyu'nda bir kaç yabancı tekne vardı.

Deniz, İztuzu'nda olduğu gibi uzaklara kadar hep sığ değildi. Birden derinleşiyordu. Yüzüyordun dilediğin gibi, sırt üstü, kurbağlama, krav, Türk kulacı...

Bu yörelerin insanları, oldum bittim hem sevecendir, hem ılıman; üstelik olduğundan fazla görünme ahmaklığından uzak...

Yarım aydın yapaylığının çok ötesinde, gerçek insanlarla konuşma lezzetindedir onlarla yarenlik...

Oraya buraya serpilmiş onca otel, motel, lokanta, pideci, gözlemeci, küçümen markete karşın; sanki her yer tatilci kalabalığından kotarılmış gibiydi... Yöre halkını bilmem ama, tam bizim istediğimiz sakinlik ve hatta ıssızlıktaydı.

Vaktiyle buralara gelmeye pek istek duymamıştım içimde...

Hiç bir şeyi izleyip incelemeden, kendini kanıtlama sarasına tutulmuş bir akıldaneye rastlama sıkıntısı öylesine işlemişti ki içime, herhalde göze alamamıştım turistik güney kumsallarında dolaşmayı...

Eski kaygılarımda bugün dahi tümden haksız çıkmasam bile; büyük seracı Ricardo'nun sağ kolu Öner'le eşi Gülbin'e küçük bir ziyaret bile, artık bana bir anda unutturuyor, bir kaç da dangalak mayına rastlamışlığı...

Nasıl ki, bencillik bataklıklarından iyice usanmışken, bir Kemal Anadol'a rastlamak da bir anda mutluluğa boyuyorsa gökyüzünü...

Dünkü Milliyet'te Esra Yener'in bir haberi vardı. Yeni yayınlanan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, İnsani Gelişme Raporu'na göre Türkiye, yoksullukta Küba'yı da geride bırakmıştı, Uruguay'ı da, Kostarika'yı da...

174 ülke arasında, gelişmişlik açısından ancak 85'inci sıradaydık..

Meclis'de, 8'inci 5 yıllık plan üstünde konuşan Bülent Akarcalı da, onca afur tafura karşın Türkiye'nin, ne kadar gerilerde kalmış olduğuna değiniyordu.

Artık iyice anlaşılıyordu ki, Türkiye'yi ancak globalleşme çağdaşlaştırabilecektir. Ankara'daki bazı egemenler, içerdeki gizli sömürgelerinin ellerinden kaçacağını düşünerek buna karşı çıksalar bile...

Ekinci Koyu güzeldi. Fransız-Portekiz maçı muhteşemdi. Türkiye'nin kendine özgü kördüğümleri ise hemen her konuda Talleyrand'nın sözünü çağrıştırıyordu:

- Aptalca bir şey, ama böyle bu...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır