Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ateş'in yaptığı sert açıklamaların adresi belliydi de sebebi tam anlaşılamadı.
Milleti ümmet anlayışına götürmek isteyen "vatansız ahlâksızlar"dan, Türkiye'ye rejim ihraç etmek hevesindeki İran'a ve Alevi-Sünni ayrımına dayalı oyunlar tezgâhlayan Batı'ya kadar herkes mesajını almıştır.
Ama bu mesajları vermek gerekiyor idiyse görev niçin bir komutana düşmüştür?
Tehditler, toplumun asker tarafından uyarılmasını gerektirecek boyuta mı varmıştır?
Hükümetin bu tehditleri algılama zorluğu içinde olduğu mu anlatılmak isteniyor?
Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Erkaya'nın ölümü nedeniyle şeriatçı basının giriştiği ahlâk dışı kışkırtmalar, Genelkurmay bildirisi ve tüm komutanların katıldıkları cenaze töreni ile hak ettiği cevabı fazlasıyla aldı.
Bundan daha fazlası, halkın büyük çoğunluğu üstünde sadece tiksinti uyandıran şeriatçı tahriki fazla önemsemek ve dolaylı yoldan desteklemek olacaktır.
Yeni Binyıl yazarı Ömer Lütfi Mete'nin dediği gibi şeriatçı gazetelerin Güven Erkaya için yazdığı din ve ahlâk dışı şeyler "sefil bir din işportacılığı"dır. Amaç, Erkaya bahanesiyle dinci kesimde oluşan dağınıklığı mağdurluk ve intikamcılık ekseninde toparlamaktır.
Küçük tirajlı gazetelerin mektuplaşma çaplı bir kışkırtma faaliyetini, böyle yüksek düzeyli tepkilerle tüm topluma genişletmenin siyasi olarak da, "askeri taktik" olarak da yararını tartışmak gerekmez mi?
İrtica tehdidi 28 Şubat tedbirleri ve irticai terörün halkı uyandıran vahşeti sayesinde gerileme sürecine girmiştir.
Bundan sonra izlenmesi gereken politika, yüksek sesle yapılan korkutmalara değil kararlı uygulamalara dayanmalı.
Ve bu uygulamalar asla, şeriatçı azınlık ile inanan yığınları aynı kefeye koyan yaklaşımlar içermemeli. Cumhuriyet düşmanlarını artık sadece böyle yanlışlar yaşatabilir. Ayrıca...
Türkiye'nin geleceği Avrupa Birliği'dir.
Türkiye'de askerin sesi yükseldikçe Avrupa Birliği yolunun uzayacağı da unutulmamalıdır.
Mutluluklarının ne kadar vicdani rahatlıkla beslendiği bilmiyoruz.
Ama hepsi, toplum vicdanında beraat etmediklerini bilmek zorundadır.
Dün suçlayıp bugün aklayanlar da aynı durumda. Siyaset o yüzden itibar kaybını durduramıyor. Demokrasiyi fazilet rejimi kalitelerine kavuşturmak için, aklayanların ve aklananların ortak bir borçları var:
Dokunulmazlıkları sınırlandıran ve yolsuzluk soruşturmalarında yargıyı yetkilendiren Anayasa değişikliğini gerçekleştirmek..
Bu şekilde hem iş yapanlar siyasi hesaplarla iftiraya uğramayacak, yıllarca acı çekmeyecek ve hem de yolsuzluk yapanlar, meclisteki parmak çokluğu ile korunmayacaktır.
Partiler, bugünkü düzenin adalete ve demokrasiye ihanet düzeni olduğunu görmelidir artık.
Anayasa değişikliği, meclisin tatilden sonra gerçekleştireceği ilk icraat olarak hazır hale getirilmelidir.