Sıcak, sımsıcak sevecen bir topluluk... Zaten çoğu eski dost. Yeni bir ortam, yeni bir yuva. Benim için ikinci bahar. İçim kıpır kıpır. Bir tuhaf coşku, bir tuhaf heves. İlk kez milli olan bir sporcunun güm güm çarpan yüreği. Bunun yanı sıra hırsı, iddiası. Çok büyük bir camiaya ilk adım atışın, yeni yepyeni kitlelerle buluşmanın mutluluğu, gururu.
Evet, bundan sonra Sabah Grubu'ndayım. Futbolumuzun sorunlarını birlikte tartışacağız. Zaman zaman birbirimize ters düşeceğiz. Ancak inanıyorum ki çoğu kez aynı duyguları, aynı görüşleri paylaşacağız. Artık beraberiz, artık bir bütünün parçalarıyız.
Öncelikli ilgi alanım elbette Beşiktaş. İlk yazımda şöyle sevimli, neşeli, iç açıcı bir şeyler yazmak istiyordum. Ancak Ertuğrul'a yapılan haksızlık kafamı allak bullak etti. Üzüldüm, çok üzüldüm. Kusura bakmayım ilk yazım da olsa bu haksızlığa sessiz kalmam olanaksız.
Bir futbolcunun, bir insanın tüm haklarının gasp edilmesi çok ızdırap verici. Futbolcun ile transfer döneminde, "Seninle anlaşıyorum. Ama üç gün sonra satabilirim, takas yapabilirim" dersin, futbolcun da kabul eder, o zaman diyeceğimiz bir şey olmaz. Veya futbolcun ile anlaşırsın, 3-4 ay sonra yeni getirdiğin teknik direktörün beğenmez ve kiralamak istersin, ona da eyvallah.
Gel gelelim üç günde hiç kimse kendisine en ufak söz hakkı tanınmadan böyle harcanmaz. Futbolcun ile masaya oturuyor, her konuda anlaşıyor, her türlü garantiyi veriyor, el sıkışıyorsun.
Futbolcun sana güveniyor, arkasını dönüyor gidiyor, hazırlık kampına katılıyor ve sonra acımasız bir kurşun.
Ertuğrul'un bu insafsız darbeden sonra o her zamanki olgun, efendi tavrı beni daha da kahretti.
Arkadaşlarıyla vedalaşmasını TV'den izlerken gözlerim doldu. Yok hayır, hiç kimsenin hiç kimseyi bu duruma düşürmeye hakkı yok.
Beşiktaş için bu olay ayıptır, koca koskoca bir ayıptır. Umarım böyle bir cinayet bir daha işlenmez.