


Orman ana
Gittik, gördük... Yanan ormandan hâlâ duman tütüyordu... Ve askerler, siviller yangın bölgesinde nöbet tutuyordu.
- Merhaba asker... Durum nedir?
Askerlerden biri "Ankaralı Eser Sak."
Diğeri "Eskişehirli Hüsamettin Sevim."
- Jandarmayız... Bodrum'dan geldik... Yangın devriyesindeyiz... Ormanda dolaşıyoruz.
Orman "cenaze evi gibi."
"Ah orman, vah orman" diye herkes "gidenin ardından gözyaşı döküyor."
***
Torba'da... Velgen Sitesi'nin, Dragot Evleri'nin, Regal Otel'in bulunduğu bölgede "üniformalı biri" gözünü ormandan ayırmıyor.
- Arkadaş, kimsin?.. Ne yapıyorsun?
- Ben Hasan Hüseyin Ordukaya... Orman Muhafaza Memuru'yum... Ormanı gözetliyorum.
- Neden gözetliyorsun?
- Saat 14.00... 15.00 sularında... Hava iyice ısınınca... Yanan ağacın kökünün uzantılarından duman çıkıyor... Hemen müdahale ediyoruz.
- Şu anda ormanda kaç ekip var?
- Selimiye Ekibi... Pınarlıbelen Ekibi... Arazöz Onbir, Arazöz Oniki ekipleri var... Askerler var.
- Kaç yıllık ormancısın?
- 26 yıllık.
- Kaç yıldır Bodrum'dasın?
- Sekiz.
- Bodrum'da, sekiz yılda kaç yangına gittin.
- Onbeş oldu.
***
Bodrum'dan Yalıkavak'a giderken, yolun solunda "Özak Sitesi" vardır.
Sitenin Müdürü "Kore Gazisi Mustafa Sarıkaya.
Hâlâ kendine gelememiş.
Sitede "zarar-ziyan" yok... Ama sitenin çevresinde artık "ağaç... Çiçek... Kuş... Böcek... Hiçbir şey yok."
Gazi Mustafa dedi ki:
- İtfaiyenin yapacağı bir şey yoktu... Zira ormanın içinde yol yok... Ağaçlar yandı... Domuzlar, tavşanlar, kurtlar yandı... İçim yandı... Bir kekliği yaralı kurtardık... Ama yaşatamadık.
***
"Yangın bölgesinde" iki tabela gördük.
Birincisi, hemen yangının başladığı yerde... Yol kenarında:
"Milas Orman İşletme Müdürlüğü. Bodrum Orman İşletme Şefliği. Demir Yangın Müdahale Ekibi" tabelası.
İkincisi ise...
"Yanan Sadece Ormanlar Değil Hepimizin Geleceğidir" tabelası.
Ve bu iki tabela sanki birer "hedef tahtası."
Gelen nişan alıp ateş etmiş, giden nişan alıp ateş etmiş.
***
Bir insan, ormana nasıl izmarit atar?
Ya da ormandaki tabelaya neden silah sıkar?
Acaba "toplumumuzdaki ruh hastalarının oranı konusunda" hiç araştırma yapıldı mı?
***
Yangın yerinden sonra "düğün yerine" gittik.
Nazilli'ye 26 kilometre uzaklıktaki bir dağ köyüne... Aksu'ya.
"Gel, nikah şahidimiz ol" diyen Sergül (Karagöz) ile Talat'ın (Karakaya) düğününe.
Aksu yemyeşil... Cennetten bir köşe.
Üçyüz hane... Binyüz nüfus.
Sokakta seksenlik... Doksanlık insanlar... Hiçbirinin bastonu yok.
1902 doğumlu Hatice Nine'nin (Küçük) de yok.
İnsanlar sapsağlam.
Ve ilginçtir... Köyde "ikiz" çok... Muhtar Muzaffer Selek tam "yirmi ikiz" saydı.
- Muhtar... Köylü sağlığını neye borçlu?.. Çocuklar neden ikiz doğuyor?
- Ormandan ağabey ormandan... Orman gibisi var mı?.. Orman bizim anamız, babamız, doktorumuz.
- Ama... Bodrum'da... Yaktılar.
- Ağabey, sütü bozuktur yakanın... İnsan anasını yakar mı?