


Parlamento ne işe yarar?
illi Güvenlik Kurulu'nun, Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterleri ışığında alması gereken önlemlere ilişkin raporlara "şerh" koyduğu, geçen haftanın ortasında kamuoyuna yansıdı.
Milli Güvenlik Kurulu, "Kürt kimliğinin tanınmasına, Kürtçe TV'ye, Yüksek Askeri Şura Kararları'nın yargıya açık olmasına, MGK Genel Sekreteri'nin sivillerden seçilmesine ve bu kurulun tavsiyelerinin Bakanlar Kurulu tarafından öncelikle görüşülmesi yolunda alınacak bir karara" karşıydı.
Dünkü gazetelerde de, Dışişleri ile askeriye arasındaki bu çekişmeyi, Milli Güvenlik Kurulu'nun kazandığını okuduk.
Üstelik, Avrupa Birliği'ne yönelik Anayasal, yasal ve idari düzenlemelerin tümü Milli Güvenlik Kurulu tarafından takip altına alınıyordu.
Kopenhag Kriterleri Türkiye'nin "sivilleşmesini" öngörüyordu. Anlaşılan, Türkiye'nin "sivilleşmesini" de, askerler yapacaktı.
Milli Güvenlik Devleti
Artık orta yaşa gelmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, geri kalan ömrünü demokratik bir Türkiye'de yaşamayı arzulayan bir çok insandan biriyim.
Demokrasilerde, "parlamento" halk oyunun Kabe'sidir. Çünkü tüm devlet organları arasında, parlamento, üyelerinin tamamı halk oyuyla seçilmiş tek kurumdur.
Yürütme de, yasama görevini yapan parlamentonun içinden çıkar, yargı da, devlet dediğimiz örgütlenmenin. Yani yasama, yürütmenin üçüncü bacağını oluşturur. Hukukun üstünlüğünün yaşamın her alanında sağlanmasını güvence altına alır.
Bizde ise bir de Milli Güvenlik Kurulu var. Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanı ile parlamentoyu ve onun içinden çıkan hükümeti neredeyse eşit kılıyor. Kurulun üyeleri bakanlar ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarından oluşuyor. Kuvvet Komutanları ile Genelkurmay Başkanı arasında ise "fikir ayrılığı" söz konusu değil. Sonuç itibariyle, hükümet ile Genelkurmay Başkanı en azından denk ağırlığa sahip oluyor. Bu kurulun kararları da Bakanlar Kurulu tarafından öncelikle ele alınıyor. Şimdiye kadar da MGK'nın Bakanlar Kurulu'na tavsiye edip de dikkate alınmayan hiçbir "tavsiye" kararı yok. Darbe sonrasında çıkartılan 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu'nu incelemeden, Türkiye'deki "rejimi" anlamanın olanağı yok. Türkiye'nin demokratikleşmesini isteyen herkesin birinci derecede üstüne eğilmesi gereken bir konu bu.
Ama bizde, gene askeri dönemde hazırlanan Siyasi Partiler Yasası ciddi bir muhalefet oluşturmayı da önlediği için, Ankara'daki siyasiler "al gülüm ver gülüm" oyunu içinde, en temel sorunları es geçerler.
Avrupa Birliği düşmanları
Aslında, siyasiler rejimin normalleşmesini öncelikli amaç olarak görmezler ama Türkiye'nin neden çağdaşlaşamadığını bilirler. Bunlar daha ziyade "özel konuşmalarda" usulca söylenir.
Mesut Yılmaz, geçenlerde, partisinin grup toplantısında, bir farklılık yaparak, "özel konuşma" konusunu yüksek sesle telaffuz etti. Şöyle diyordu:
"Türkiye'de, Avrupa'yla bütünleşmekten rahatsız olan çok geniş bir yelpaze vardır. Varlıklarını Türkiye'nin her anlamda içe kapanmasına bağlayanlar, bu yapılar içerisinde en tehlikeli grubu oluşturmaktadır.
Birilerinin Kopenhag ve Maastricht Kriterleri'nin adını bile duydukları zaman uykuları kaçıyor. Türkiye'nin bu kriterleri hayata geçirmesiyle varlıkları ya da haksız bir biçimde elde ettikleri güçleri ortadan kalkacak olanlar vardır. Bu mihrakların, sözkonusu kriterlerin hayata geçmemesi için her türlü yola başvuracağının sinyalleri verilmiş durumdadır."
Demokrasi tehlikeli
2945 sayılı yasa, parlamentoyu fiilen devreden çıkaran bir yasa. Çünkü bu yasa bütün "milli güvenlik" konularını MGK'ya bağlıyor. "Milli Güvenlik" kavramının içine girmeyense hiç bir konu yok. Milli güvenlik kavramının yasada nasıl tanımlandığını görünce bu iyice somutlaşıyor. Yasaya göre "milli güvenlik" kavramının kapsadığı alan şöyle:
"Milli güvenlik, devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması" anlamına geliyor.
Milli Güvenlik Kurulu, "ülkenin siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel ve teknolojik durum ve gelişmelerini sürekli takip ederek değerlendiriyor ve milli hedefler yönünde güçlenmelerini sağlayacak temel esasları tespit ediyor." Tabii buradaki "milli hedef", "milli güç" gibi tanımsız kavramların ne anlama geldiği de belli değil. Ama mevcut güç dengelerinin değişmemesi yönünde kuvvetli bir ısrarın olduğu ortada.
Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hiç birinde rastlanmayacak kadar askeriyenin siyasette ve ülkenin yönetiminde ağırlıklı olduğu bir ülke. Birincisi, burada "askeri yargı" var, ikincisi askeri harcamalar Sayıştay denetiminin dışında, üçüncüsü askeri imar, Bayındırlık Bakanlığı ve belediye kontrolüne tabi değil. Bunlar durumun ne olduğunu yansıtan bir kaç örnek. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nin örgütlenmesi ise paralel devlet örgütlenmesi. Atamaları, yönetmeliği ve bütçesi gizli. Bunu denetleme olanağı pek yok.
Parlamentosuz ülke
Türkiye parlementosuz bir ülke. Çünkü 1982 Anayasası parlamentonun sınırlarını daraltmış. Ve böylece halk iradesini hacir altına almış. Onun yerine de Milli Güvenlik Kurulu'nu koymuş.
Son zamanlarda, Kopenhag Kriterleri sayesinde Milli Güvenlik Kurulu gündeme gelip, tartışılmaya başlandı.
Ve Milli Güvenlik Kurulu'nun "ne iş yaptığı" sorulur oldu.
Aslında sorulması gereken başka. Mevcut haliyle Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği gibi kurumların bulunduğu bir ülkede parlamento ne işe yarar?
Kopenhag Kriterleri'ne uyumu bile askeriyenin denetlediği bir ülkede, bu sorunun cevabını okuyuculara bırakıyorum.