kapat

23.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
AHMET TAN(tana@sabah.com.tr )


Divan notu

Milletvekilleri dün, vicdani kanaatleri ile kuvvetler ayırımı ilkesi arasında sıkışıp kaldılar.

Uzun saatler boyunca ter döktüler.

Sonunda vicdanlar kazandı. (Herhalde kazanmıştır!)

Vicdani kanaat olgusu Hz.Adem'in sol kaburga kemiğini gözden ve Hz.Havva'yı da ortaya çıkarmasından bu yana bireylerin yaşamını belirliyor.

Kuvvetler ayırımı ilkesi ise, iki yüz yıl önce ortaya çıktı.

O günden beri de, ülkelerin siyasal, toplumsal yazgısını belirliyor.

Yasama, yürütme, yargı elbette hâlâ çok önemli üç güç.

Bu üç güç arasına bizim gibi duvar çeken ve çeker gibi görünen ülkeler var.

ABD gibi çekmeyen, Fransa gibi yarım duvarla idare eden ülkeler de var.

Ama ne olursa olsun yasama, yürütme ve yargı gücü arasındaki ilişkilerde aksamalar ortaya çıkabiliyor.

Bu durumda, bu güçlerden en az ikisi birbirine payanda olabiliyor.

Üçüncüsünün yerine geçebiliyor.

Ya da başaramayıp üçüncünün altında ezilip kalabiliyor.

***

Ne olursa olsun, bu üç güç de, siyasal yönetimin iki asırdan beri süren bir gerçeği.

Ancak teknolojinin gelişimi, küreselleşme ve toplumların dönüşümüyle bu üç güçten çok daha etkili, olan iki kudret daha ortaya çıktı:

- Kapital ile Medya.

Son yıllarda kapital finansla medya elektronik ve görsellikle kendisini tahkim etti. Bunun sonucu söz konusu iki kudret daha da zorlu hale geldi.

Görevini tavsatan yasamayı yönetemeyen yürütmeyi haklı veya haksız biçimde zorlamaya başladı.

Medyanın birinci güç olmaya yöneldiği, finans kapitalle bütünleşerek ülkeyi yönetmeye soyunduğu "iddiaları" böyle çıktı.

Bazı toplumlar, ne yazık ki, yasama ve yürütmeden çok daha fazla görsel ve elektronik medyadan etkileniyorlardı.

Yasama ve yürütme organı da, toplumdan geri kalmamak için finans kapitalin ve elektronik medyanın etkisine kendisi açtı.

Yargı erkinin bu etkiye ne ölçüde açıldığını belirlemek şimdilik çok zor görünüyor.

***

Anayasa ne yazık ki, kuvvetler ayırımı ilkesini kendisi zedeliyor. Yasama gücünü elinde tutan milletvekillerini yargıçlığa zorluyor.

Akıllarda değilse bile, vicdanlarda yanıtlanması gerekli soru şudur:

- Bir siyasetçiyi Yüce Divan'a göndermek siyasi mi yoksa, hukuki bir karar mıdır?

Dün bu sorunun yanıtı, akıllarda ve vicdanlarda verildi. Ama kısmen verildi.

Milletvekili yasama üyesidir. Önceliği de hukuk değil, hep siyasettir.

Sonucu huhuki olan bir sürece siyasetçinin, başlangıç aşamasında bile müdahaleye hakkı yoktur.

***

Yasamanın bir üyesini, yargının bir organı olan Yüce Divan'a gönderme kararı, ister istemez yürütmenin ve siyasetin etkisinde hatta güdümünde kalabilecektir.

Bu ise, medya patronu olmaya yönelen bir işadamının, banka satın alma kararına etki etmek kadar karışık, karmaşık ve yanlıştır. Dün yaşanan vicdan sıkışıklığının yeniden yaşanmaması için, yargının hakkı yargıya yasamanınki yasamaya bırakılmalıdır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır