


Yargı sandıkta mı?
Yüce Divan oylamaları ne olacak diye kimsenin kimseye sorduğunu hiç duymadım.
Sokaktaki insanlar, böyle bir şeyi merak etmiyorlar. Zerre kadar önemsemiyorlar. Çünkü işin ciddiyetine inanmıyorlar.
*
İki eski Başbakan'ın, birkaç eski Bakan'ın namuslarıyla ilgili iddialar -normal bir ülke olsaydık- milleti ayağa kaldırırdı...
Üstelik Türkler, çok meraklı insanlardır, değil mi? Öyledir... Buna rağmen ilgilenmiyorlar.
Mecliste şu anda oylama var diyorsunuz, tınmıyorlar.
Gensoruların, soruşturmaların ve Yüce Divan kavramı'nın bu kadar yozlaştığı bir devre hiç olmamıştır.
Çevremizdeki siyasete en meraklı arkadaşlar bile Mesut Yılmaz Yüce Divan'a gider mi, Çiller de yolcu mu, yoksa ikisi birden kurtulur mu diye soracaklarına, bize sordukları ilk sual:
- Türkiye, Portekiz'i yener mi? Yarı finallere çıkar mı?
*
Açık söyleyeyim.
Sürmekte olan duruşmalar da kimsenin umurunda değil.
Çünkü suçlamak ve suçlanmak, artık bu ülkede olağan olmuştur. Bizi hayrete düşürecek bir şey kalmamıştır.
Söyler misiniz, Susurluk Davası ne durumdadır, söyler misiniz Malki Cinayeti hangi safhadadır? Söyleyemezsiniz.
Titancılar'dan Adnan Oktar'dan Çakıcı'dan falan ne haber? Bilemezsiniz... Korkmaz Yiğit ve bir dizi iş adamı, niye zırt pırt mahkemeye gidip geliyorlar hâlâ?..
Bu kadar uzun dava olur mu?
Artık kabak tadı verdi.
*
Halkın gündemi bambaşka.
Memur, işçi, köylü, çiftçi... Esnaf, tüccar, sanayici... Bunlar bambaşka şeyler konuşuyor... Milyonlarca ana-baba, çocuğunun okul derdinde... Çarşı, pazar ve mutfak da cabası.
Aldığımız mektupların içinde Yüce Divan'dan bahseden tek satır yok... Ama bir Orman Yangını oldu mu, millet feryatediyor. Mektuplardan ve fakslardan gözyaşı fışkırıyor.
Şunu demek istiyorum.
Büyük yozlaşmaya rağmen, bereket ki kolektif ruh yaşıyor...
"Türkiye Portekiz'i yener mi" sorusunun dibinde yatan da bu...
Aslında rızacı bir milletiz. Bizi mutlu etmek çok kolay.
*
Yüce Divan meselesi, haftalardır gündemde olduğu halde, halkın gündemine giremedi.
Medya'nın verdiği gaz da fayda etmedi.
Bu, güzel bir gelişmedir.
Mecliste aklanacakların aslında aklanmış değil, bir hışımdan kurtulmuş olacağını, karalanacakların ise aslında karalanmış değil, tamamen bir hışma uğrayacağını bilmeyen öğrenmeyen kalmadı artık... Tersini kimseye inandırmazsınız.
Öyleyse bu yöntemi değiştirmek, bir mecburiyet haline geldi.
- Efendim, meclisin yetkilerini bir başka organa devredemeyiz.
Tamam... Hassasiyetinizi anlıyoruz. Size tamamen devredin diyen yok. Elbet çaresi bulunur.
Ama böyle giderse, oy oranları hep öne çıkacağı için, Yüce Divan olgusu, seçim sandığına endekslenir...
Asıl felâket bu.
Siz buna adalet mi diyorsunuz?