kapat

23.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SEDAT SERTOĞLU(ssertoglu@sabah.com.tr )


İki konu..

Bugün sizlerle iki konuyu paylaşmak istiyoruz. Bunların ikisi de düşündürücü geldi bize.. Birincisi şu:

İkinci Dünya Savaşı'nda, Naziler tarafından, insanlık tarihinin en büyük soykırımına uğrayan Yahudiler için, radikal İslamcı çevrelerin düşünceleri malum.. Kafaları belli..

Ama, Türk toplumu önüne, boynuna "sol-entel" kartvizitini asarak çıkıp, sonra da bu soykırımı Amerikan filmlerine bağlamaya kalkışmak, sadece onlar ölmedi, başkaları da öldü demek, hem insafsızlık, hem bilgisizlik, hem de aykırı görünmek uğruna gerçekleri saptırmanın tipik bir örneğidir..

Bizim bazı sol enteller ile sağ radikallerin birleşebildikleri noktalardan biri de bu mu olacak bundan böyle? Bunlara, İran'da Tudeh'in başına gelenleri hatırlatsak bir işe yarayacak mı acaba?

İkide bir insanlık suçu tanımlamasını kullanan bizim bazı sol entellerin, soykırım konusunda radikal İslam ağzını üstü kapalı olsa da gündeme getirmeye çalışması, solun namusu konusunun yeniden tartışılmasını gerektirmiyor mu?

Gelişmiş ülkelerde sol, artık, aykırı görünmek için aykırı olma modası değildir.. Ama maalesef bizde, üstelik 2000 yılına geldiğimizde bile bazı sol, hâlâ nerelerde kalmış? Çünkü moda hâl⤠bu.. Çünkü maalesef medya buna prim veriyor.. Ülkemizde ne kadar aykırı laf edersen, o kadar medyada yer alıyorsun.. Akıl, mantık, bilimsellik hiç öne çıkmıyor. Aykırı bir laf et de, ne edersen et..

Sosyalist Enternasyonal toplantılarını izlemeyen, yayınları okumayan ve yeni solun ne olduğunu bilmeyenlerin, bir gün, bunu anlayacaklarını ümit etmek istiyoruz.. Bunun için sol, kendisi ile hesaplaşmalıdır.. Hem de dürüst biçimde.. Hem de kol kırılır, yen içinde kalır mantığı ile değil.. Birbirlerini kişisel düzeyde aşağılama ilkelliğine kalkmadan, çünkü bizim solun bir hastalığıdır budur, fikir düzeyinde tartışmalıdır..

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'e de, buradan bir çağrımız var; Anti-Semitizm yasasını çıkartmaktan neden çekiniyorsunuz? Hangisi olursa olsun, bir ırkı aşağılamanın suç olmasını neden kabul etmiyorsunuz? Elinizi tutan mı var?

Gazetecilere yemek ısmarlamanız, onlarla konuşmanız yanında, esas işiniz olan bunu da yapsanız, Türkiye'nin gelecekteki planlarının en önemli yerinde duran AB üyeliği konusunda ne kadar mesafe alacağını, yakınınızdaki kimse size anlatmıyor mu?

Ağca konuşacak
Bunu biz söylemiyoruz.. Bunu söyleyen, Musa Serdar Çelebi.. Geçenlerde 19 yıl öncesini anlatırken, Roma'da Digos başkanının masasındaki kağıtta onun da adının yazılı olduğunu belirtmiştik. Musa Serdar Çelebi bize Almanya'dan bir açıklama gönderdi.. Özetle şunu söylüyor:

"O tarihte benim ismimin o beyaz kağıtta olması mümkün değil. Ancak daha sonra, sizin de belirttiğiniz gibi sanki sihirli bir el değecekti herşeye. Ve bu sihirli el marifetiyle tam 14 ay onra Ağca'da bir hafıza patlaması meydana gelecek ve yeni bir senaryo ortaya koyacaktı.Benim ismim de bu senaryo nedeniyle 14 ay sonra, Temmuz 1982'de dava dosyalarına girecekti.."

Çelebi, bu nedenle tutuklandığını ve yargılanıp beraat ettiğini söyledikten sonra, şu ilginç cümleyi yazmış:

"Ağca şimdi Türkiye'de. Eğer yaklaşık 4 yıl süren tutukluluk sürem boyunca onu tanıyabildiysem, oyunun bundan sonraki bölümünde, o sihirli ellerden bahsedecektir.."

Bakalım Musa Serdar Çelebi, Mehmet Ali Ağca'yı tanıyabilmiş mi? Göreceğiz...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır