


Arykawanda.. Yüksek kayanın yanındaki yer..
Kenti İsa'dan 2000 bin yıl kadar önce Luwiler kurmuşlar.. Adını Arykawanda koyarak.. Anlamı, "yüksek kayanın yanındaki yer"..
Bir dağ zirvesi düşünün. Sanki biri gelmiş ustura ile kesmiş.. Her taraf orman, burası çıplak kaya.. Dev bir kaya.. Dimdik iniyor, kale duvarı gibi..
Onun dibine kurmuşlar kenti.. Arkalarını kayaya dayayınca, geriden saldırı tehdidi yok.. Aşağıdan gelenler ise, sarp dağa tırmanmak zorunda olduklarından savunma kolay..
Akdeniz ile İç Anadolu arasındaki bu doğal geçitte kent kurunca, savunma önlemlerini almak için doğadan yararlanmak zorundasın.. Kentin buraya kurulması tamam..
Ama ya o tarihi tiyatro.. 2500 kişilik tarihi tiyatronun kurulduğu yer..
Tam o dev kayanın dibine koymuşlar, sırtı kayaya dönük.. Tam bir yankı kayası bu. Doğal eko.. Ve harika akustik.. Aşağıda fısıltı ile konuşanı en tepede duyuyorsunuz..
Tiyatro U harfi şeklinde.. Oturdunuz mu, U'nun açık olan ucu, bir cennet vadiye bakıyor.. Manzara harika.. Daha harikası.. Ay tam karşıdan, çamlarla kaplı yamacın ordan doğuyor.. Bir ışıldak yaktılar sandım.. Bir baktım, gördüğüm mehtapların en güzeli..
Yunan kolonisi olunca adı Arykanda'ya dönüşen kenti, 1838'de İngiliz gezgin Charles Fellows bulmuş.. Sonra tekrar unutulmuş.. 1971'de kazılar başlamış.. Prof. Cevdet Bayburtluoğlu, Bizans dönemine kadar yaşayan, sonra terkedilen köyün belli başlı tüm yapılarını, tiyatrosunu, konser salonunu, tapınakları, agoralarını, hamamlarını, spor alanlarını, çeşme ve meclis binalarını, özel konuları ve anıt mezarları ortaya çıkarmış. Çıkarmış da kimsenin haberi yok.. Ta ki, Kadir Dursun adlı bir delikanlı bu güzelliğin, bu hazinenin farkına varıp "Burada bir konser yapalım da Türkiye duysun" diyene dek..
Fikret Otyam, Kadir'i yakından tanıyor, destekliyor, bana faks çekiyor.. "Mutlak gel" diye.. Ve gidiyorum..
Fikret Ağabey, Agora'da oturup demleniyor.. O sırada, konser saati yaklaşıyor.. Oturduğumuz yerden görünmüyor tiyatro.. Daha yukarda.. Yeniden tırmanış başlıyor.. Allahtan Agora'da durduk da nefes aldık.. Yoksa bu yukarısı mümkün değil, bir nefeste.. Fikret Ağabey'e bakıyorum.. O yaşta.. Aslanlar gibi.. "Bana mısın" demiyor merdivenlere..
Tırmanış bitiyor ve tiyatro bütün görkemi ile karşımıza dikiliyor..
4 bin yıldır dimdik duran bir anıt bu..
Anlatacağız tabii.. Devamı var.. Yarın!..
BİZİM DUVAR
Valla kumar oynarsan sen
kaybedersin, benden söylemesi..
Hakan & Utku
Aspendos'ta 9. Senfoni!..
Habitat için hazırlanan o görkemli Lirik Tarih gösterisinde Mehter'le birlikte..
Birkaç yıl önce Ankaralılar'ı yollara döken Müzik Festivali açılışında Türk Metal Salonu'nda.. Şimdi de 2 bin yıllık antik Aspendos Tiyatrosu'nun muhteşem dekorunda...
Beethoven'in 9.senfonisi'nin her çalınışı, unutulmaz bir anı oluyor...
Sahnede 350 kişilik sanatçı topluluğu.. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Mersin Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu, Kültür Bakanlığı Çok Sesli Korosu, Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Korosu.. Sıcak inanılır gibi değil.. Taş basamaklar tıklım tıklım.. Yerli, yabancı herkes gelmiş..
Konser mi?
9.Senfoni gibi bir anıt. Aspendos gibi bir başka anıtta sergilendiğinde nasıl olursa, öyle oldu. Senfoninin o ünlü koral son bölümünü Ayhan Baran, Pekin Kırgız, Aytül Büyüksaraç, Şebnem Algın seslendirdiler.
Konser "bis"siz bitti.
"Şef, aralardaki gereksiz alkışlardan mı olumsuz etkilendi, acaba" diye düşünmekten kendimi alamadım. Ama kalabalık tiyatroyu terkederken, en tepelerdeki basamaklarda bir başka koro, Aspendos'un o müthiş akustiğinin de etkisiyle herkesi şoke etti.
Kısa konserleri "Niksar'ın Fidanları"yla sona erince, anladık ki bizdenler..
Festival 10 Temmuz'a kadar sürecek, İstanbul ve İzmir Devlet Opera ve Balesi, Azerbeycan Devlet Opera ve Balesi, Rus Ordu Korosu, Romanya Cluj-Napoca Operası ve Bolşoy Tiyatrosu katılanlar arasında...
Yazmadan geçemeyeceğim iki notum daha var.
İlki yorumsuz. Konserin başlamasına yarım saat kala tiyatrodaydım. Elimde "protokol" yazılı davetiyemle, nerede oturmam gerektiğine bakınırken, sonradan Kültür Bakanlığı görevlisi olduğunu öğrendiğim bir hanım, müthiş bir tepkiyle beni merdivenlerden öyle bir püskürttü ki, yer gösteren başka bir görevli herhalde halime acıyıp beni bir kenarda bir yere oturttu.
İkincisi bir teşekkür. Antalya Emniyet Müdürü'ne.. Müdür olduğunu sonradan öğrendim.. Büyük bir zarafetle, dayandığı minderi bana vererek, kırık taşta oturmamı önledi.
(Serpil Gogen'in Akdeniz notlarından biri daha..)
Okumak, ya da okumamak!..
Sevgili meslekdaşım Mehmet Yaşin'den bir not aldım..
"Bir dert yanma ve bir haber vereceğim size" diye başlıyor.
"Türkiye'de kitap okunmadığını biliyordum ama durumun bu kadar vahim olduğunun pek farkında değildim. Doğan Kitapçılık'ın Genel Yönetmeni olduktan sonra kitap yayıncılığının, kitap okuma alışkanlığının kitap ticaretinin ne acınacak boyutlarda olduğunu gördüm.
Satılmayan kitaplar yayıncıları sanırım yaptıkları işten soğutuyorlar. Ekmek parası için bu işi seçenler ne kadar yanlış bir seçim yaptıkları konusunda başlarını taşlara vuruyorlardır. Bir de işin içine korsan yayıncılar girince bu mesleğin ne tadı ne tuzu kalıyor. Yazarın, yayıncının devletin parasını çalan bu korsanlara kimse nedense dur diyemiyor. Ne yazarda yazma keyfi, ne yayıncıda yayınlama keyfi kalıyor.
Hıncal ağabey,
Yaz aylarını da bahane ederek, belki kitap okumaya bir katkım olur düşüncesiyle şirketim aracılığı ile bir kampanya başlattım. Kampanyanın başlığı şöyle. "Herkes kitap okusun". Yaklaşık 3 milyona satılan kitapların fiyatını 1 milyon liraya indirdim. Herkes ulaşabilsin diye iskelelere, otobüs garlarına, yazlık yerlere, gazete bayilerine dağıttırdım. Bakalım bir faydası olacak mı?"
Vallahi pek fazla umutlu olma Mehmet.. Ama bu kampanyan sayesinde üç kitap fazla satılırsa kar..
Biz okumayı sevmiyoruz, kimse kimseyi kandırmasın.. Arnavutluk göreceli olarak bizden fazla gazete okuyor.. Kitapta herhalde Eskimolar'la yarışıyor olmalıyız.
Yaz aylarında dünyanın her uygar ülkesinde, gazete, dergi, kitap tirajları artar. Çünkü insanlar tatilde okumak için daha çok vakit bulurlar. Biz de tam tersine düşer..
Zamanında kaç kez yazdım da, bana kızdılardı.. Bir havuz başı, ya da plajı gezin..
Kim ki, 60 derece sıcak güneşin altında kıpırdamadan altı saat yatıyor, bizdendir. Kim ki, ayni güneşin altında yatarken birşeyler okuyor, bilin ki, dışardan gelen bir turisttir..
Bu fiatlarla, ingilizce, ya da almanca kitap yayınlasan, peynir ekmek gibi satardın, Mehmet!..
Sevilen birinin dikkatine!
Bir alıntı.. "Önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman herhangi birine öylece girme, otur ve bekle.
Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle.. Dur sessizce dur ve yüreğini dinle.
Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git!.."
SEVDİĞİM LAFLAR
Başarının anahtarının ne olduğunu bilmiyorum, Ancak başarısızlığın anahtarını biliyorum -Herkesi memnun etmeye çalışmak.
Bill Cosby (Teşekkürler Mehmet)
Bir Çin Şiiri
(7.Yüzyıl)
Davacı zengin, davalı yoksulsa
Zenginden yana işler yasa
Davacı yoksul, davalı zenginse
Davalıda kalır yine nizalı arsa
Davacı da davalı da zenginse davada
Özür diler çekilir aradan kadı
Davacı da davalı da yoksulsa, bak
Sade o zaman işte yerin bulur hak.
Can Yücel'in çevirdiği bu dizeler için Turan Şahin'e teşekkürler..
TEBESSÜM
-Bir sarışını susturmak için ne yapmalı?
-Ne düşünüyorsun? diye sormalı.