kapat

23.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Dış dinamikler, T.C'nin iç dinamiğine bin basar..

TBMM, ANAP Başkanı Mesut Yılmaz'ın Yüce Divan'a gönderilmesini reddetse bile; görünen o ki, Türkiye'nin de bir an önce Avrupa Birliği üyesi olmasına karşı gizli ve güçlü bir direnç var içerde...

Bu direncin iç kökenleri malum; Kopenhag kriterlerinin uygulanmasıyla, ülke yönetimindeki alabildiğine sorumsuz ve hukuksuz avantajlarını yitirecek olan tüm çevreler... Mafia da dahil buna, Mafia ile işbirliği yapmış değişik kesimler de...

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmasını, gücünün yettiğince engelleme çabasında olan dış güçler de var mı acaba?

Elimizde hiç bir kanıt yok ama, sanırız ki var.

Son Yüzyıl'ın ayrıntılı bir analizini yaptığınızda; Türkiye'nin rotasını ülkenin iç dinamiklerinden çok, dış dinamiklerin saptamış olduğu çıkar ortaya...

Çok yüzeysel de olsa Tanzimat'ın yöneldiği Hümanist ve Rönesans'cı eğilimde Paris'in etkisi, içerdeki köylü ve kul yığınlarından da daha büyüktü, Sultan Abdülmecit'le Büyük Reşit Paşa'dan da...

O zaman da Türkiye'nin gündeminde baş köşeye, "Hukuk ve İnsan Hakları" gelip oturtulmuştu..

Tanzimat Fermanı'nın açıklanmasından sonra, tellallar bağırtmıştı İstanbul sokaklarında:

- Duyduk duymadık demeyin, bundan böyle "gavur"a gavur demek yok.

***

Birden ne oldu da, Paris'in etkisi altındaki Tanzimatcı çağdaşlaşma; Ergenekon, Turan, Kızıl elma efsanelerinin büyüyen rüzgarlarıyla; başını Avrupa'dan Orta Asya'ya çevirivermiş bir Türk ırkçılığına dönüştü?

1871'de Bismarck, 3. Napoleon'u Sedan savaşında yenmiş ve çeşitli özerk bölgelerden oluşan Almanya'nın birliğini gerçekleştirmişti.

Ne var ki, kendi birliğini yeni gerçekleştirmiş olan genç Almanya'nın, ne Fransa ile İngiltere gibi Afrika'da büyük bir ağırlığı vardı, ne de Uzak Asya'da...

Ama teknolojik hiç bir gücü bulunmayan ve çağ dışına düşmüş Osmanlı İmparatorluğu'nu, Fransız etkisinden koparıp kendi pençesi altına alırsa; hem Yakın Doğu'da, hem Balkanlar'da, hem de Orta Asya'daki Türk kavimleri üstünde büyük bir ağırlık sahibi olacaktı...

İttihatçı'ların bir anda ırkçı kesilip, başlarını Avrupa'dan Orta Asya'ya çevirmeleri, Osmanlı'nın geleceği üstünde Berlin'in Paris'e ağır basması sonucuydu...

Bu başarı I. Dünya savaşı sonunda büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. Osmanlı İmparatorluğu da acı ve anlamsız bir yenilgiyle tarihe karıştı.

***

I. Dünya Savaşı sonunda tüm Dünya hiç beklemediği bir sürprizle karşılaştı. Rusya'da Sovyet ihtilali oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküntüsünden ise 24 devlet birden çıkmıştı ortaya...

Lenin, Osmanlı'nın çöküşü sonucu, ABD'nin biçimlendirdiği Sevr antlaşmasıyla, güneyinden sarmalanmak istemiyordu emperyalist devletlerce..

1926'da ilk kez iktidara gelecek olan İngiliz İşçi partisi de; Sovyetler'in güneyinde, tarafsız ve iki blok arasında tanpon görevini üstlenecek bağımsız bir Cumhuriyet kurulmasına yatkın duruyor gibiydi.

Gazi de dış dengeleri gerçekten çok iyi kullandı.

***

2. Dünya Savaşı'nda İsmet Paşa, savaşa girmemek için Hitler'e aşırı yanaştı. Hitler savaşı kaybedince de, 1921'de Gazi'nin Lenin'le imzalamış olduğu 20 yıllık Moskova antlaşmasını yeniden uzatmak istedi. O tarihlerde bizim Moskova Büyükelçimiz olan Selim Sarper'in bu önerisini, Stalin'le Molotov reddettiler ve antlaşmayı uzatmak için çok ağır şartlar ileri sürdüler...

İsmet Paşa kaygılandı ve Postdam antlaşmalarına göre iki blok arasında tarafsızlığı kararlaştırılmış olan Türkiye'yi, ABD'ye doğru kaydırdı. 7 yıl içinde de Küba, ABD'nin burnu dibinde bir Sovyet karakolu oldu buna karşılık...

Bugün de dış dinamikler, iç dinamiklerden daha güçlüdür. Ve özellikle güçlü bir pazar olması için zenginleşmesi gereken yoksul İslam alemine; ılıman İslam yüzlü ve eski azınlıklarıyla yeni bir ahenk içinde bütünleşip tüketimini iyice arttırmış bir Konstantaniyye'yi örnek olarak göstermek amacındadır...

***

Ancak Türkiye'nin böyle bir değişim ve gelişim içine girmesini istemeyen başka dış güçler de bulunabilir gibi geliyor bize..

Türkiye'nin iç dinamikleri bunları süzebilecek bir dirayet gösterebilir mi, gösteremez mi?

Önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak bu...

Bizim dileğimiz insanların boş yere sıkıntı çekmemeleri... Ne yapmalı ki, politikacıların ve bazı egemen çevrelerin genellikle böyle bir kaygıları yok pek..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır