


Sel gitti, kum bekliyor!
Dalgalar en çok yaladığı duvarı yıkarlar... Duvar yıkılamazsa sel gider kum kalır... İtalya'nın aniden Türkiye'ye gönderdiği Mehmet Ali Ağca dalgasının yeniden yaladığı duvarlarda şimdilik en küçük bir çatlama, çizik, çökme yok.
Duvarlar dimdik ayakta.
Sel gitti. Kum kaldı.
Adalet kuma saplı bekliyor.
Aslında duvarlar vızıltı. Malatyalı köylü çocuğu gaspçı-ülkücü Ağca'nın İpekçi'yi vurduktan sonra Ankara'da ev bularak nasıl saklanabildiğini, asker elbisesi içinde askeri hapishaneden elini kolunu sallayarak kaçışında kimlerin yardım ettiğini, devlet merak etse...
Gerçekten merak etse...
***
Bu meraklar, üzerinde saman çöpleri taşıyabilen durgun su gibi değil önüne dikilen bütün engelleri yıkıp giden kuvvetli dalgalara dönüşebilseydi...
Hani laf olarak değil.
Gerçekten dönüşebilseydi.
Duvarlar vız gelecek vız!
Duvar 1:
Ağca İpekçi'yi vurdu.
Aynı tarihte Ağca'nın Malatya'da banka hesabına yüklü bir para yatırıldı. Bu paranın kimler tarafından yatırıldığı ortaya çıkartılmadı. Banka hesabı en sağlam kayıttır, kanıttır, belgedir. Yatıranı bellidir. Bu kadar kolay, basit, bir iz sürme niçin yapılmadı?
Duvar 2:
Abdi İpekçi öldürüldü.
Papa'ya kurşun sıkıldı.
İkisini de Ağca yaptı.
Fakat bu iki olayda da Ağca'ya Yalçın Özbey adlı birinin yardımcı olduğu kesin olarak saptandı. Ancak, Özbey'in ifadesini alan istihbarat birimleri, mahkemeye ifadenin kayıp olduğunu söylediler. Delil olabilecek nitelikteki ifade buhar oldu.
Duvar 3:
Ağca yakalandı.
İpekçi'yi öldürdüğünü söyledi.
Fakat kısıtlı bilgi verdi.
15 günlük yasal soruşturma bitti. Polis Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan Ağca için ek gözaltı süresi istedi. Ancak dönemin Sıkıyönetim Komutanı Orgenaral Necdet Uruğ ek süre vermedi. Ağca bir dilekçe verdi ve Selimiye Cezaevi'nden Necdet Uruğ'a bağlı Maltepe Askeri Cezaevi'ne naklini istedi. Ağca'nın dilekçesi kabul edildi ve Maltepe askeri cezaevinden elini kolunu sallayarak kaçırıldı.
Dönemin İçişleri Bakanı Fehmi Güneş, ek süre verilseydi Ağca'dan kendisini koruyup kollayan ve cinayete yönlendirenler hakkında bilgi alabileceklerini defalarca söyledi.
Duvar 4:
Dün Yeni Binyıl Gazetesi yazdı: MİT, daha İpekçi öldürülmeden önce bir rapor yazdı. Ülkücülerin 1979 yılının Ocak ayı içinde "sansasyonel" bir eylem kararı aldığını öğrendi. Eylemi de Mehmet Ali adlı şahsın gerçekleştireceği belirtildi. Malatyalı, önden iki dişi eksik Mehmet Ali'nin Türkeş ile irtibat halinde olan, aldığı talimatı anında tatbik eden bir ülkücü olduğu da raporda yer aldı. Mehmet Ali'nin Ağca olduğu ise ancak yakalandıktan sonra anlaşıldı. MİT, Ağca'nın eksik dişlerini Ocak 1979'da yaptırdığını bile ortaya çıkardı. Buna rağmen hem polis hem sıkıyönetim MİT'i İpekçi soruşturmasının dışında bıraktı.
İşte görüyorsunuz...
Duvarlar aslında çürük...
Duvarlar vızıltı...
Fakat duvarı bekleyenler.
Onlar hâlâ çok mu güçlü?
Cumhurbaşkanı'ndan cevap
Bir yazı yazdım devletin en yüksek katından ses getirdim diyenlerden hiç olmadım. Böbürlenmeyi gazetecilik mesleğine ve gazetecilik ahlakına aykırı bulurum. Çünkü gazetecilikte önemli olan ses getirmek değil, halkın sesini duyurmaktır. Acı çekenlerin acısını acı çekmeyenlere, açlık çekenlerin acısını toklara, adalet arayanların feryadını duyabileceklere iletmektir. Yeni Cumuhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, cuma günü bu köşede yazdığım; "Demirel merak etmemişti, Sezer merak edebilir mi!" başlıklı yazı üzerine aradı.
Cumuhurbaşkanı nazik insan.
Kibar ve duyarlı.
Demeç vermek, gazetede ismi, resmi çıksın diye değil, yazdığım yazı üzerine bilgi vermek için aradığını söyledi. Ve yazımda dile getirmeye çalıştığım; Devlet Denetleme Kurulu Ağca olayının altında sır olarak kalan ilişkileri bulup çıkarmak için niçin harekete geçirilmiyor? sorusu üzerine şu bilgiyi verdi: "Mevcut Yasalara göre Devlet Denetleme Kurulu'nun yargıda karara varılmış konular üzerinde araştırma ve inceleme yapma yetkisi yok. Kurul, yeminli ifade alamıyor, fezleke düzenliyemiyor, bilirkişi tayin edemiyor. Bu durumda kurulun varacağı bir sonuç ile yargının vardığı sonuç çelişirse ortaya sıkıntı çıkar diye düşünülmüş."