kapat

20.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Fiyatım 75 bin liretmiş
Emniyet yetkilileri ciddi biçimde uyarmıştı. Kimseye bir şey anlatmayacaktım. Ama bir gün cezaevinde sürmekte olan tercümanlık görevimi bitirip eve döndüğümde, sokak kapısında hiç ummadığım bir sürprizle karşılaştım. Gazeteci Faruk Zabçı beni bekliyordu!

Mahkeme başlıyordu. Tercümanlık görevini Türkoloji Profesörü Anna Marsala devralmıştı. Bense artık Ağca'nın davasını genç bir gazeteci olarak SABAH adına izleyecek ve içim içimi kemirse de sırrımı tam 19 yıl boyunca saklayacaktım

EVE döndüğümde gazeteci yeleği giymiş elinde ve omuzunda fotoğraf makinelari olan zayıf, orta boylu bir adam evin girişinde beni bekliyordu. Yanıma yaklaştı, Türkçe konuşarak kendisinin gazeteci olduğunu belirtti. Hürriyet gazetesinin Londra Muhabiri Faruk Zabçı'ydı bu gazeteci.

Via Cavour caddesi 194 numaradaki apartmanın girişinde karşılaştığım Faruk Zabçı, bir yandan fotoğraflarımı çekiyor, bir yandan da soru üstüne soru sorarak beni sıkıştırıyordu: Sorgu sırasında Ağca neler yaptı? Neler söyledi? Hali, tavrı nasıldı? Ben cevap vermedikçe o üsteliyordu.

"GAZETECİLER ÖCÜ"
Emniyet'te geçirdiğim dönemde gördüğüm kadarı ile polisler gezetecilere öcü gözüyle baktığından, onlarla konuşulmaması gerektiği kanaatine varıp, haliyle etki altında kalmıştım... Gazeteci ile konuşup görüşmek sanki çok büyük bir ayıpmış gibi geliyordu.

Hayatımda ilk defa bir gazeteci bana bir şeyler sorup, beni sıkıştırıyordu. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi şaşırmıştım... Faruk ağabeye bu sorulara cevap veremeyeceğimi söyledim. Sadece ne iş yaptığım konusunda bilgi verdim.

Bu arada Zabçı sürüyle fotoğrafımı çekti. Ondan mümkünse bunları gazeteye yollamamasını söyledim. Faruk Zabçı beni anlayışla karşıladı. Ama yine de soruları ile beni sıkıştırmaya, ağzımdan laf kapmaya çalışıyordu. Neyse, Faruk ağabeyi kırmadan yanından ayrılmayı başardım.

Geçen yıllar içinde bu defa Faruk Zabçı ile gazeteci olarak birçok görevde karşılaştık. Beraber çalışma imkanı bulduk.

Emniyet Müdürlüğü'ne son kez çağırıldığım sabah her zaman oturduğum odanın içi ve koridorlarda geçtiğimiz günlerdeki telaş yaşanmıyordu. Ağca artık cezaevindeydi. Yabancılar Şubesi Müdürü beni odasına çağırarak görevimin sona erdiğini bildirdi.

GÖREVİM SONA ERDİ
Bu çalışmam karşılığında bana yasa gereği 75 bin liret (bugünün parasıyla 25 milyon TL.) para almam gerektiğini söyledi. Parayı aldım. Bana makbuzunu imzalatıp teşekkür etti.

Böylece İtalyanlar'ın 'asrın teröristi' diye ilan ettikleri Mehmet Ali Ağca'ya yaptığım tecümanlık görevi sona ermişti.

Radyo ve televizyonlar artık Ağca'nın ilk mahkemesinin ne zaman yapılacağına dair haberleri veriyordu. Her duruşması medya tarafından dikkatlice izlenecek olan mahkemenin Roma'daki hangi salonda yapılacağı haberleri gazetelerin manşetiydi.

HEP OYALADI
Birkaç hafta sonra Roma mahkemesi tarafından yapılan açıklamada Ağca'nın çıkacağı ilk duruşmada tercümanlık görevini Roma Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü Başkanı Prof.Dr. Anna Marsala'nın yapacağı açıklandı.

İlk gününden son gününe kadar gerek vatandaş olarak, gerek tercüman olarak, gerekse gazeteci olarak takip ettiğim Ağca acaba neden Papa'ya suikast girişiminde bulunmuştu?

Mehmet Ali Ağca yıllar yılı İtalyan adaletini çok akıllı bir biçimde oyaladı. Artık Türkiye'ye dönmüş olmasına rağmen kimse gerçekten Ağca'nın Papa'yı neden ve niçin vurduğunu tam olarak anlayamadı. Ağca'ya bu suikast girişiminde kimlerin nerede nasıl yardımcı oldukları belirlenemedi.

ÇÖZEMEDİLER
İtalyan adaleti tüm bu konuları gün ışığına çıkarmak için büyük gayret sarfetti ama çözüme ulaşılımadı. Tek gerçek ise İtalya'da asrın teroristi olarak nitelenen Mehmet Ali Ağca'nın ömürboyu hapis cezasına çaptırılarak 19 yıl İtalyan hapisanelerinde yattığı, gerek Vatikan gerekse İtalyan devleti tarafından affedilerek Türkiye'ye gönderildiği.

ÜÇ BEŞ KURUŞ DA ZORAKİ TERCÜMANA
Mehmet Ali Ağca'ya tercümanlık yapmayı ben talep etmemiştim. Ama olaylar beni o noktaya sürüklemişti. Tercümanlık görevi başlarken İtalyan polisi ile hiçbir akit imzalamadım. Bir menfaat beklemedim. Ancak işim bittiğinde, yasalar gereği bana belli bir ücret ödemeleri gerekiyordu. Yabancılar Şubesi Müdürü beni çağırdı. Gittim. Bana 75 bin liret verdi. Bugünün parasıyla 25 milyon lira! Parayı aldığıma dair bir de makbuz imzalattı. Artık evime dönebilirdim. Konservatuar öğrencisiydim ama gazetecilik çok ilgimi çekiyordu. 1985 yılı geldiğinde elimde fotoğraf makinesi Ağca mahkemesini takip ediyordum.

'Türk genci Korcan'
Faruk Zabçı'ın haberi Hürriyet Gazetesi'nin 21 Mayıs 1981 tarihli nüshasında yer aldı. Zabçı'nın, Roma'dan geçtiği haber okurlara, "Sorguya giren Türk Genci konuştu, Ağca'nın yüzünde buz gibi bir ifade vardı" başlığıyla okurlara sunulmuştu:

"(...) Bu arada Roma'daki İtalyan İçişleri Bakanlığı'nda dün toplanan 10 Ortak Pazar ülkesinin polis müdürleri Ağca meselesini görüştüler. Müdürlerin Ağca'nın Avrupa'da bulunduğu sürece gittiği yerleri ve yaptığı temasları ortaya çıkarmaya çalıştıkları öğrenildi.

Silah bulundurma suçundan hemen on gün içinde mahkemeye verilmesi durumu olan Mehmet Ali Ağca'nın, sorgu sırasında tercümanlığını da Korcan adlı bir Türk'ün yaptığı öğrenildi. İzmirli genç bir kemancı olan Korcan'ın, Ağca'nın tercümanlığına nasıl getirildiği konusunda ise İtalyan polisinden bilgi alınamadı. Diğer yandan Perugia'daki diğer Türk öğrencilerin durumu hakkında kendileriyle görüştüğümüz Roma Emniyet Müdürlüğü Basın Sözcüsü Nicole Simone ve sorumlu komiserlerden Ansoigno Andreassi, öğrencilerin sakallı Ağca'yı tanımalarının zor olduğunu ve Ağca ile bir ilişkileri bulunmadığının belirlendiğini söylediler.

15 yıl sonra karşılaştık
HABERCİLİK heyecanı içinde yıllar yıllar sonra Türkiye'ye iade edileceği gece Atatürk Havaalanı'nda Ağca'nın dönüşünü görüntülemek üzere bekleyen meslektaşlarımın arasına katıldım.

Ağca getirildiği uçaktan zıhlı bir araca bindirilerek Kartal Cezaevi'ne götürüldü. Yeşilköy Havalimanın'da o geceyi yaşamanın, o havayı, o haberi teneffüs etmenin mutluluğunu yaşadım.

HEYECANLIYDIM
Ardından geçtiğimiz günlerde Kadıköy Adliyesi'ne giderek Mehmet Ali Ağca'nın gasp suçundan yargılandığı mahkemeyi izledim. Heyecanlıydım. Sabahın erken saatlerinde gittim Kadıköy Adliyesi'ne. Ağca öğleden sonra, 13:30 da getirildi mahkeme salonuna. Ağca'yı en son 1985 yılındaki mahkemede görmüştüm. Bu kez 15 yıl sonra karşılaşmanın heyecanı vardı.

DEĞİŞMEMİŞ
Ağca yaşlanmıştı. Saçlarına ak düşmüştü. Ancak hali, tavırları, konuşması ve stili açısımdan baktığımda hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu gördüm.

Mavi gömleği, blucin pantolonu ve ayaklarındaki Fila marka beyaz spor ayakkabılarıyla Ağca yine aynı "şovmen"di.

KORCAN KARAR'IN YAZI DİZİSİ-5


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır