Güngör Mengi'nin dünkü başyazısından ilk dört paragrafı aynen alıyorum:"Türkiye enflasyondan kurtulmak ve Avrupa Birliği'ne girmesini sağlayacak kaliteleri yakalamak için bir çabaya girmişti.
Bu tarihi fırsatı nihayet değerlendireceğimiz inancını tam kazanmaya başladığımız bir aşamada yine geri mi dönüyoruz?
Üzerinde ilerlediğimiz köprüyü yine elbirliğiyle havaya mı uçuracağız?
Koalisyon ortakları da dahil bütün partiler, geçmişteki kötü anıları hortlatan yıkıcı üsluplarla birbirlerine saldırıyor."
Güngör Mengi'nin de belirttiği gibi, acaba birdenbire koalisyonda neden bir sarsıntı başladı?
Efendim bazı çevreler, Türkiye'nin önüne konan Avrupa Birliği'ne üyelik kriterlerinin; yani "insan haklarına saygı", "hukukun üstünlüğü", "saydamlık", "enflasyonun geriye çekilmesi" gibi ilkelerin; Türkiye koşullarına uymadığı ve böylesi bir uygulamanın "Türkiye'nin üniter yapısı"nı bozacağı kanısındalar...
Bülent Ecevit'in koalisyonu ise Türkiye'nin, çağdışı feodal ve karanlık bir insan hakları mezbahası olmaktan çıkarılmasına büyük çaba harcıyor...
Oysa bazı çevrelere göre Avrupa Birliği üyeliği için bu kadar hızlı çaba göstermeyi askıya almak gerek..
Koalisyonda sarsıntı bunun için başladı, yahut başlatıldı.
Demek ki, şu sırada Türkiye'nin üst düzey güçleri iki zıt açıdan bakmakta olaylara... Bir taraf Avrupa Birliği üyeliğini bir an önce gerçekleştirmek isterken, öteki taraf asla istemiyor bunu...
Türkiye'de saman altından zaten sürdürülmekte olan bu zıtlaşma, şimdi su üstüne çıkmakta...
Çünkü Ecevit işi gerçekten ciddiye almaya kalktı.
Faili meçhul cinayetler ve 30 yıldır sürmekte olduğu söylenen silah ile eroin kaçakçılığı, nerdeyse aydınlanma yoluna girmeye başladı.
Türkiye'nin içinde, güngünden daha da keskinleşeceği anlaşılan böyle bir zıtlaşmada sonuç acaba ne olacak?
Globalleşme sürecinin motorunu oluşturan AB ile global sermaye, Akdeniz'deki 200 milyonluk yoksul İslam hinterlandına; globalleşmenin "ılıman İslam profilli" özenilecek modeli olarak, Konstantaniye'yi göstermek rotasını benimsemişlerdir...
Bu rotanın somutlaşması, 21. Yüzyıl'ın en azından ilk çeyreğini kapsayabilir...
25 yıl içinde Türkiye'nin uğrayacağı çalkantılar neler olabilir?
Türkiye, kendi içindeki zıtlaşma sıkıntı ve çöküntülerine bırakılabilir bir süre... Bırakılabilir ve zıtlaşan güçlerden tutucu kanadın aşınması beklenebilir...
Ayrıca bu aşınma hızlandırılabilir de...
ABD gizli servislerinin elinde ne tür belgeler bulunduğunu ve düğmeye basıldığında kimleri okkanın altına götürebileceğini, kim nerden nasıl bilebilir ki?
Soğuk Savaş yıllarının aşırı Pentagon'cuları; "Kahrolsun komünistler", "Kahrolsun emperyalistler" diye ikiye bölündükten sonra donup kalmış 2 kutuplu Dünya'nın; Gorbaçov'un bir ters raket vuruşuyla, birden böylesi hareketlenivereceğini öngöremediklerinden, hiç hesaba katmamışlardı bir gün Washington'la da karşı karşıya gelebileceklerini ve sanırız aşırı açıklar vermişlerdi ABD gizli servislerine..
Şimdi o verilmiş açıklar, gerektiğinde burunlarına uzatılır mı, uzatılamaz mı?
Bunu ancak yaşayanlar görecek..
"Kabuk bir devlet" yapılanmasından, "Teknik bir devlet" çağdaşlığına geçilemeyiş ve nerdeyse talana dönük bir çarçurla, "bağımsızlık" kavramının "gizli bir iç sömürge" yozlaşmasına yönelmesi; globalleşme sürecinin dinamizmi önünde ne kadar direnebilir?
Bunu da yine yaşayanlar görecek...
Bizim dileğimiz gereksiz acıların çekilmemesi...