kapat

17.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
O dinozor son gezisinde
En son 'Bir Dinozorun Gezileri'ni yazan Mina Urgan ölümsüzlüğe inanmazdı.

"Toprağa dönüşen bedenimden çıkacak bir kır çiçeği yeter" diye yazmıştı

Mina Urgan'ın 'Bir Dinozorun Anıları' kitabını okumaya başladığınızda ilk önce yazarın yaşlılık ve ölüme dair düşünceleriyle tanışıyorsunuz. Birçok kişinin aksine yaşlanmaktan korkmayan, hatta bir çeşit gurur duyan Urgan kitabında, 'oysa ihtiyarlamak, hiç utanılacak bir durum değil, üzülünecek bir durum da değil' diyordu. Ancak şimdi onu sevenler 'üzülecek bir durum'u yaşıyor. Mina Urgan'ın yazarken çok da uzak olmadığını bildiği ölüm konusundaki sözleri, bir bakıma ölmeden önce, öldükten sonrası için yazılan bir ağıt gibi:

'5. BÖLÜMÜ DE BİTİRSEM..'
"Çünkü benim gibi, ruhun ölümsüzlüğüne, öteki dünyaya filan inanmayan bir insan, karanlık bir boşlukta yok olmadan önce, çok küçük de olsa, bir iz bırakmak ister peşinde. Mezarları ziyaret edenler, şurada ya da burada gömülmek istiyorum diyenler, ruhun ölümsüzlüğüne inananlardır herhalde. Ölümsüz ruhlarının mezardan çıkıp, şu ya da bu kabristandan manzaranın güzelliğini seyredebileceğini sanıyorlar. Ne mutlu onlara! Ama ne yazık ki ben ruhun ölümsüzlüğüne inanmıyorum. Öldükten sonra beni bir çöplüğe, ya da herhangi bir çukura atmalarına razıyım. Elbetteki en doğrusu, işe yarayan organlarımın başkasına aktarılması, cesedimin de İstanbul Tıp Fakültesi'nde kullanılmasıdır.... Resmi ve gayriresmi çeşitli engeller yüzünden bunu yapamazsam, beni herhangi bir yere gömüversinler."

BU SON SÖZ DEĞİL...
"Toprağa dönüşen bedenimden çıkacak küçük mavi bir kır çiçeği, ölümsüzlüğümü sağlamaya yeter de artar da. Dinsiz olduğum için, camilere taşınmaları, cenaze namazlarını, Arapça duaları da istemem. Kırılan kemiklerim yüzünden dayanılmaz ağrılar çektiğim kırk gün boyunca, bir ara, 'Tamam bu iş bitti. Varlığına inanmadığım öteki dünyaya gidiyorum' diye düşündüm. Bir yandan da, 'şu dinozorun anılarının beşinci bölümünü de bitirsem de sonra yok olsam' diyordum kendi kendime. Bu dinozorun anlatmak istediği başka şeyler de var. Ömrü vefa ederse, uzun yaşamanın ayıbına katlanabilirse, bakarsınız onları da yazar. Yani bu son söz, gerçekten bir son söz değildir belki de."

ONUN SEVİNCİYLE BEN DE DİRENDİM
Kişilerden, onların hayatta duruş biçimlerinden kolay etkilenen biri değilim. Mina Urgan, yakın arkadaşı Behice Boran gibi, etkisinde kaldığım, bana yazarken de eylerken de sorumluluk duygusu aşılamış ender kişilerden biri.

Mina Urgan'ı ilk defa 1953'te bizi Napoli'de karaya indirecek Ankara vapurunda görmüştüm. Güvertede tek başıma gidip gelirken şezlongdakiler arasında, yanındakilerle rahat rahat tartışan bir genç kadın dikkatimi çekmiş, ona gıpta etmiştim. Civa gibi üniversite asistanı bana seslendi, "Haydi haydi gelin buraya, yanımıza." Oraya iliştim. Tartıştığı kişi, toplumbilimci, felsefeci Hilmi Ziya Ülken'miş. Mina Urgan onu İslam felsefesi konusunda sorguya çekiyor, çağdaş düşüncenin Türkiye'deki durumuyla ilgileniyor; atak ve kurcalayıcı hareket ediyordu.

İlk izlenimimim onun için, özgürlüğünü kendisi sorgulayarak edinmiş bir kişi oluşuydu. Mina Hanım bu içsel özgürlüğünü hep korudu. Sosyalizm yolunda, umudu, direnciyle örnek oldu. Kendisinden İngiliz edebiyatını öğrendim. Mina Urgan "Ben yazar değilim, öğretmenim" dedi ya kendine has ironisiyle... Bence onun asıl eğitici-yazar kişiliği bildiği gerçeği ne pahasına olursa olsun açıklama namusunu en sahici anlamda taşımasıdır.

Huxley'in "Ses Sese Karşı" romanını, en iyi bilen aydın kişi olarak o çevirdi. Bilgisizce bir yaklaşımın anında yanıtını verdi . Bir başka örnek, Virginia Woolf konusu. Batıdan bize gelene kadar mitleşmiş, efsaneleşmiş bir yazarın gerçek yüzünü de Mina Urgan sayesinde gördük. En azından ben gördüm. Bu sahici aydın namusuna hayranlık duydum. Kendisiyle ÖDP saflarında buluşmak sevincini bana yaşattı. Son gününe kadar bu sevinçle ben de direndim.

ADALET AĞAOĞLU
Hem iyi insan hem iyi yazar

84 yaşında hayata gözlerini kapayan Mina Urgan, pazar günü Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Urgan'ı yakın dostlarına sorduk:

Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Cengiz Bektaş: "Mina Urgan, her şeyden önce namuslu bir aydındı. Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, nabza göre şerbet verme gibi derdi olmayan bir yazardı. Ne mutlu ona ki, daima insan onuruna değer veren ve doğruyu söylemekten korkmayan bir aydın olarak hatırlanacak."

ARKADAŞIMI KAYBETTİM
Hürriyet Gazetesi Yazarı Doğan Hızlan: "Mina Urgan'ın ölümüne iki açıdan üzülüyorum. Birincisi, Türk edebiyatı iyi bir incelemecisini, araştırmacısını kaybetti. İkincisi, konuştuğunda zevk alınan, kendisine ve çevresine ironi ile yaklaşabilen bir arkadaşımı kaybettim. Mina Urgan'ın kitap yazması bir gerçeği ortaya çıkardı. Üniversite ve araştırmacı kimliği ile yazdığı yazılarıyla yazılı ve görsel basında yer aldı ve geniş kitlelere açıldı. Anılarını yazarken de, 'Herkes anılarını yazsın diye yazıyorum' dedi. Türkiye'deki insanları tanıttığı gibi, batıdaki yazarları da anlattı bize. Onların sanatsal yaşamlarını anlayabilmemiz için onları insanlaştırarak, yaşadıkları çevreyi, yetişme koşullarını aktararak bize tanıttı. Hiçbir zaman metnin soğuk yüzüyle karşı karşıya bırakmadı bizi."


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır