kapat

17.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Altın parmaklı adam
Kalp damar cerrahisinde gerçek bir usta olan profesör Bingür Sönmez için "Onun parmakları atındandır," deniyor. Uzay üssüne andıran ameliyathanesinden hep kahkahalar yükseliyor

Kırk metrekarelik bir oda... Ameliyathaneden ziyade, bir uzay üssünü andırıyor. Odanın dörtbir yanı, elektronik cihazlarla donatılmış. Ameliyat masasının üzerinde yatan hastaya ise birçok kanaldan hortum bağlı. Kimi kan pompalıyor. Kimi de serum ya da narkoz.

11 kişilik bir kadro bu. Ameliyat ekibinin arasındaki görev dağılımına bakıldığında ise görüntü bir futbol takımını andırıyor: Defans, forvet, santrafor, kaleci, orta saha, kaptan. Burada da benzer görev dağılım var.

Kadro hoca, cerrahi ekip, iki asistan ve steril hemşireden oluşuyor.

Hoca ve cerrahi ekip hem oyunu kuruyor, hem de karşı atakları kesmek için gerekli olan ilk müdahaleleri yapıyor ve neticeye gidiyor...

Anestezi ekibi ise uzman, asistan ve teknikerden kurulu bir kadro ile ameliyat masasının ön tarafındaki yerini alıyor. Hoca'nın talimatları doğrultusunda, çıkması muhtemel isyanı başlamadan bastırmakla görevli.

Perfüzyonist de, yardımcısı ile birlikte kan basıncını isteğe göre ayarlıyor.

Önemli olan kontrataklara karşı önlem alabilmek.

YÜREĞİM AYAKTA
Günde dört ile altı arasında by-pass ameliyatı yapan bu takımın kaptanı Florance Ninghtingale Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı

Prof. Dr. Bingür Sönmez.

Sönmez Hoca'nın gıpta edilesi yaşam öyküsünü dinlemeye gittiğimde, kendimi hiç de böylesi bir ortamın içinde bulmayı beklemiyordum. Onlar için olağan bir gündü. Bizim için hiç de öyle olmadı.

Bingür Hoca, bana dönüp "Hadi seni ameliyata sokayım, orada nasıl çalıştığımızı daha yakından görürsün" dediğinde, gönülsüzce "Evet" dedim.

O da bunu hissetmiş olacak ki, "Ameliyat içeride devam ediyor. Problemli üç damar var, onu değiştirip bir saate kadar çıkarız. Sohbete sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Merak etme çekinilecek bir şey yok" diye beni rahatlatmaya çalıştı.

Bunun üzerine Sinan Akyüz ile birlikte, Bingür Hoca'nın peşine düştük. Önce eller bir güzel yıkandı. Ardından ameliyat önlüğü giyildi ve son kontroller yapıldıktan sonra odaya girdik.

Girer girmez ameliyat masasının üzerinde yatmakta olan hastayı gördüm. O an tüylerim diken diken oldu. Ameliyat çoktan başlamış, hastanın göğsü yarılmıştı... İlk kesilen bacaktaki damar zayıf çıkınca, diğer bacak da yarılıp, içinden gerekli olan damar alınmıştı bile.

Bingür Hoca'nın asistanı, terzi kalfası ritminde özenle yarılan bacakları bir bir dikiyordu. İşte bu manzara karşısında irkildim. Hemen bir kıyıya çekilip, kendime gelmeye çalıştım. Tansiyonum düşmüştü.

Duvar dibindeki taburenin üstüne ilişip ameliyatı izlemeye başladım.

Bingür Hoca değme "stand-up"çılara taş çıkartacak kalitede, espirilerini art arda patlatıyordu. Bir yandan kesip biçiyor, bir yandan kıl gibi ince damarı dikiyor, bir yandan da espiri yapıyor. Olmaz böyle şey! Bu tür ameliyatları stresli, ukala bakışlı gergin doktorların yaptığını sanırdım. Yanılmışım...

Hoca, "Biz her gün böyleyiz, şaşırdın mı?" diyor.

ŞAMDAN'A KAPAK
Bingür Hoca, "Arkadaşlar bunlar gazeteci; Sabah'tan. Yukarıda pazarlık yaptık. 'Soyunursan Şamdan'a kapak yaparız, ünlü olursun' diyorlar. Ben karakter oyuncusu olmayı kabul ettim, sadece medyaya malzeme olacağım " dedikten sonra, yanındaki tecrübeli asistanını göstererek Sinan'a "İşte bunu iyi çek, Şamdan'a kapak olsun ki nişanlısı nasıl bir adamla evlendiğini anlasın" diyor.

Bir yandan da kesilen damarın yerine yenisini yerleştiriyor. O küçücük damarı, dikiyor, dikiyor. Kafasında ise "Yıldız Savaşları" filmindeki adamların taktığı türden, bir kask duruyor. Bu görünümü ile uzaylı bir yaratığı andırıyor.

Soruyorum, "Bu cihaz ne işe yarıyor?" Adını söylüyor önce cihazın: "Varioscope". Ardından özelliklerini anlatmaya başlıyor:

"Bu gözlüğü ben özel olarak yaptırdım. Mikroskobik bir gözlük bu. İhtiyaca göre cisimleri 7 kata dek büyütüyor. Ayağımın altında duran şu kara kutunun üzerine basarak mesafe ayarı yapabiliyorum. Teknolojinin her türlü imkanını kullanıyorum. Bu gözlük sayesinde ameliyat daha kolay oluyor. 20 bin dolara yaptırdım. Ismarlama bir alet! Kazandığım paranın önemli bir kısmını bu tür teknolojilere harcıyorum."

Çekine çekine soruyorum: "Ya elektirikler kesilirse?"

Cevap hemen geliyor: "Ameliyat masasındaki lambalar göz kırmadan kesintisiz enerji devreye giriyor. Sonra jeneratör devreye giriyor. Diyelim ki o da bozuldu, diğer jeneratör devreye giriyor. O da bozuldu diyelim, bu befa bir başka jeneratör devreye giriyor. Hiçbir şeyi riske atmıyoruz."

Ameliyat masasına en fazla yarım metre yaklaşabiliyoruz. Hastanın enfeksiyon kapmaması için önlem olarak, genç bir hemşire saha gözlemciliği yapıyor. Çizgiyi geçti mi Sinan'ı uyarıyor.

Derken Hoca, hemşire hanıma sesleniyor: "Nerede benim radyom. İstanbul havaları koyun da kendimize gelelim."

"Hocam yan taraftaki ameliyathaneden almışlar!"

GÖSTERİ ZAMANI
Hoca da bunun üzerine "Çabuk radyomu bulup getirin" diyor.

Ardından radyo geliyor ama ne radyo! Technics marka bir müzik seti. Şu profesyonel cihazlardan. Diskolarda kullanılan.

Bir ara radyodan 9. Senfoni'ye benzeyen bir ses duyulmaya başlayınca, Hoca yine müdahale ediyor: "Arkadaşlar ameliyat iyi gidiyor, bu cenaze marşına ne gerek var, moral bozmayalım."

Bu arada ikinci by-pass da tamamlıyor. Üçüncü damar için düşünülen operasyonu ise pas geçiyor. Bunların hepsi bir anda oluyor.

Ameliyat devam ederken karar verilip, hızla uygulanıyor.

Ameliyat bitince doktorların dinlenme odasına geçiyoruz. Bu defa telefon trafiği başlıyor. Müdür İsmail bey telefonda, "Hocam burada şoförler senin için onun parmakları, altındandır diyorlar," deyince, Bingür Hoca, "Yok canım kaplama kaplama" deyip kahkahayı patlatıyor.

Hayrullah MAHMUD


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır